Çin’in Uygur Özerk Bölgesi Kamu Güvenliği Dairesi ile Sincan Üretim ve İnşaat Kolordusu (Bingtuan) Kamu Güvenliği İdaresi tarafından yayımlanan ortak duyuruda, operasyonun toplumsal istikrarın korunması, trafik güvenliğinin artırılması ve turizm sektöründeki düzenin sağlanması gibi birçok alanı kapsadığı ifade edildi.
Güvenlik Önlemleri Genişletiliyor
Resmî açıklamaya göre operasyon kapsamında öncelikli hedefler arasında şunlar yer alıyor:
- “Şiddet ve terör olaylarının kesinlikle yaşanmamasının sağlanması”,
- Telekomünikasyon ve internet dolandırıcılığıyla mücadele,
- Uyuşturucu suçlarına yönelik operasyonların artırılması,
- Yaz aylarında artış gösterdiği belirtilen kavga, kasten yaralama ve alkol kaynaklı asayiş olaylarının hızlı şekilde soruşturulması,
- Trafik kurallarını ihlal eden 11 temel suç unsuruna yönelik denetimlerin sıkılaştırılması,
- Turizm sektöründe faaliyet gösterdiği belirtilen yasa dışı rehberler, aracılar ve turistleri zorla alışverişe yönlendiren kişi ve gruplara karşı yaptırımlar uygulanması.
Yetkililer, söz konusu uygulamanın kamu güvenliğini güçlendirmeyi ve yaz sezonunda oluşabilecek güvenlik risklerini önlemeyi amaçladığını savunuyor.
İnsan Hakları Çevrelerinden Endişe
Ancak operasyonun duyurulmasının ardından insan hakları savunucuları ve uluslararası gözlemciler, özellikle açıklamada ilk sırada yer alan “şiddet ve terör olaylarının kesinlikle önlenmesi” ifadesine dikkat çekti.
Eleştirmenlere göre Çin yönetimi geçmiş yıllarda da benzer güvenlik kampanyalarını, Doğu Türkistan’daki geniş çaplı güvenlik politikalarının gerekçesi olarak kullandı. İnsan hakları kuruluşları ise bu tür uygulamaların yalnızca güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmadığını, temel hak ve özgürlüklerin daha da kısıtlanmasına zemin hazırlayabileceğini öne sürüyor.
Uluslararası kuruluşlar daha önce yayımladıkları çeşitli raporlarda, bölgede yoğun dijital gözetim, kitlesel takip sistemleri, keyfi gözaltılar ve kültürel-dini uygulamalara yönelik kısıtlamalar bulunduğunu iddia etmişti. Çin yönetimi ise bu suçlamaları reddederek uygulamalarının terörle mücadele, aşırıcılığın önlenmesi ve toplumsal istikrarın korunmasına yönelik olduğunu savunuyor.
“Yeni Bir Politika Değil, Mevcut Yaklaşımın Devamı”
Siyasi analist Asiye Uygur, konuya ilişkin değerlendirmesinde operasyonun yeni bir güvenlik anlayışından ziyade mevcut politikaların devamı niteliğinde olduğunu ifade etti.
Asiye Uygur, yaptığı değerlendirmede şu görüşlere yer verdi:
“Çin, milyonlarca Uygur’un toplama kamplarına ve cezaevlerine gönderilmesini, Uygur dili, kültürü ve dini inançlarına yönelik baskıları uzun yıllardır terörle mücadele ve istikrarı koruma söylemiyle gerekçelendiriyor. Bu nedenle yaz operasyonunu yeni bir politika olarak değil, mevcut güvenlik anlayışının devamı olarak değerlendirmek gerekir. Güvenlik politikaları ile asimilasyon politikaları bugün birbirini tamamlayan iki temel strateji hâline gelmiş durumda. Uygurların asimilasyonuna yönelik yaklaşım değişmediği sürece benzer uygulamaların devam edeceğini düşünüyorum.”
Gözlemciler Ne Diyor?
Bölgeyi takip eden bazı gözlemciler, yeni yaz operasyonunun Doğu Türkistan’da uzun yıllardır uygulanan yüksek güvenlik politikalarının farklı isimler altında sürdürüldüğünü gösterdiğini ileri sürüyor.
Bu çevrelere göre operasyon, yalnızca kamu güvenliğini hedefleyen bir uygulama olmanın ötesinde, bölgedeki güvenlik denetimlerinin daha da yoğunlaştırılabileceğine işaret ediyor. İnsan hakları savunucuları ise söz konusu kampanyaların ifade özgürlüğü, din özgürlüğü ve kültürel haklar üzerindeki baskıyı artırabileceği yönündeki endişelerini dile getiriyor.
Uluslararası Tartışmalar Sürüyor
Doğu Türkistan’daki güvenlik politikaları son yıllarda uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara konu oluyor. Bazı ülkeler, parlamentolar ve insan hakları kuruluşları bölgede Uygurlara yönelik uygulamaları “insanlığa karşı suç” veya “soykırım” olarak nitelendirirken, Çin yönetimi bu iddiaları kesin bir dille reddediyor.
Pekin yönetimi, bölgedeki politikalarının terörle mücadele, radikalleşmenin önlenmesi ve ekonomik kalkınmayı destekleme amacı taşıdığını savunurken; insan hakları örgütleri ise uygulamaların kitlesel gözetim, zorunlu asimilasyon ve temel hakların sistematik biçimde sınırlandırılması anlamına geldiğini öne sürüyor.
7 Ekim 2026’ya kadar devam etmesi planlanan “Altın Kalkan ile Huzuru Koruma” operasyonunun sahadaki etkileri ve uluslararası yansımalarının önümüzdeki aylarda yakından takip edilmesi bekleniyor.





















