Çin hükümeti tarafından 1 Temmuz 2026 tarihinde resmi olarak yürürlüğe sokulan sözde “Milletlerin Birliği Kanunu”, dünya tarihindeki sistematik kültürel soykırıma yasal bir zemin hazırlayan tehlikeli bir dönüm noktasıdır. Bu yılın Mart ayında Çin Ulusal Halk Kongresi tarafından kabul edilen bu kanun, sıradan bir iç idari düzenleme değildir. Bilakis Pekin’in kendi sistemini küresel ölçekte dayatma, iç muhalefeti tamamen yok etme ve bir süper güç (Superpower) olma stratejisinin ilk ve en önemli adımıdır.
Uluslararası toplumun ve demokratik ülkelerin bu acil sinyale yeterli tepkiyi vermemesi, küresel çapta büyük bir tehlikeye zemin hazırlamaktadır.

1. Süper Güç Olmanın Ön Koşulu: İç Direnişi Tamamen Yok Etmek
Çin hükümeti, küresel bir egemenlik sistemi inşa etme sürecinde, kendi kontrolü altında bulunan Çinli olmayan milletleri en büyük potansiyel tehdit olarak görmektedir. Doğu Türkistan, Tibet, Güney Moğolistan, Guangxi ve Kantonya gibi bölgeler; kendi milli, kültürel ve inanç kimliklerini koruyarak Pekin’in mutlak hegemonyasına karşı her zaman direnç göstermişlerdir.
Pekin, dünyada kendi sistemini dayatmadan önce bu halkların özgün kimliklerini tamamen yok etmeyi temel hedef haline getirmiştir. Çünkü kendi tarihini ve özgürlük bilincini taşıyan bir millet, her zaman zulme karşı duracaktır. Dolayısıyla Çin için küresel bir güç olmanın ilk adımı; içerdeki tüm direnç odaklarını tamamen asimile ederek, engelsiz bir iç ortam hazırlamaktır.
2. Yasal Maske Altındaki Suç: “Bedeni Sağ, Ruhu Çinli” Nesiller Yaratmak
Bu kanunun temel özü, “Çin Ulusu Ortak Bilincini İnşa Etmek” ve devletin ortak dil ve yazısını (Mandarin) zorunlu olarak yaygınlaştırmayı yasal bir yükümlülük haline getirmektir. Çin bu kanun aracılığıyla Uygur, Tibet, Zhuang ve Moğolların bedenlerini fiziksel olarak bıraksa bile; dillerini, tarihlerini ve inançlarını sistematik bir şekilde yasaklayarak yerlerine Pekin’e boyun eğen sahte bir kimlik yüklemeyi amaçlamaktadır.
Bu politika; Doğu Türkistan’daki toplama kampları ve zorunlu kısırlaştırmalar, Tibet’teki yatılı okullar ve Güney Moğolistan’daki dil soykırımı ile eş zamanlı olarak uygulanmaktadır. Yapay zeka ve yüz tanıma teknolojileriyle birleşen bu “dijital rejim”, kendi milli kimliğinden koparılmış, körü körüne itaat eden bir toplum modeli inşa etmeyi hedeflemektedir.

3. Batı Demokrasisine Tehdit: “Sınır Ötesi Baskı”nın Yasal Aracı
Bu yeni kanunun etkisi Çin sınırları ile sınırlı kalmamaktadır. Pekin, bu yasal maske sayesinde “sınır ötesi baskı” (Transnational Repression) faaliyetlerini daha da yoğunlaştırarak küresel bir tehdit haline getirmiştir. Batı ülkelerinde yaşayan, Çin’in sömürgeci politikalarına karşı çıkan aktivistler ve onların yurt içindeki aileleri bu yasanın doğrudan hedefi olmaktadır.
Bu durum; Batılı devletlerin egemenliğine, ifade özgürlüğüne ve vatandaşlarının temel haklarına yapılmış açık bir tecavüzdür. Çin, kendi zulmünü demokratik ülkelerin sokaklarına kadar taşıyarak uluslararası hukuku hiçe saydığını bir kez daha göstermiştir.
4. “Çin Rüyası”nın Gerçek Mahiyeti ve “Bir Kuşak Bir Yol” Stratejisi
2014 yılında Xi Jinping tarafından ortaya atılan “Çin Rüyası” (Chinese Dream) kavramı; Çin’i ekonomik, askeri ve teknolojik olarak dünyanın en güçlü gücü haline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu küresel yayılmacılık planının en büyük aracı ise “Bir Kuşak Bir Yol” projesidir.
Çin, dünyanın batısına doğru yayılırken Doğu Türkistan’ı stratejik bir merkez olarak belirlemiştir. Pekin, bu stratejik güzergahını güvence altına almak için Doğu Türkistan’da uluslararası toplum tarafından kabul edilen bir soykırım politikası yürütmüştür. Yeni “Milletlerin Birliği Kanunu” ise bu ekonomik ve coğrafi yayılmacılık sürecinde yürütülen milli asimilasyonu tamamlama aracıdır.
5. Üçüncü Dünya Ülkelerine Uyarı: Tarihi Vaatler ve Gerçekler
Günümüzde Çin, kendisini Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki üçüncü dünya ülkelerine “ekonomik bir yardımcı ve ortak” olarak sunmaktadır. Devasa ekonomik krediler ve altyapı projeleri aracılığıyla bu ülkeleri kendi kontrolü altına almayı planlamaktadır.
Bu ülkeler, Çin Komünist hükümetinin 1949 yılındaki kuruluşundan sonra kendi çevresindeki Çinli olmayan halklara verdiği vaatlerden ve bunların tarihi sonuçlarından ibret almalıdır. Zamanında “kendi kendinizi yönetme hakkınıza saygı duyacağız” sözünü veren Pekin, iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra bu vaatleri tamamen bir kenara itmiş, acımasız bir sömürgecilik ve asimilasyon politikası uygulamıştır. Üçüncü dünya ülkeleri, Çin’in ekonomik tuzaklarına düşerek egemenliklerini kaybetme tehlikesine karşı acilen uyanık olmalıdır.
6. Ortak Direniş Cephesi Pekin’in En Büyük Korkusudur
Pekin’in şimdiye kadar uyguladığı en belirgin taktik, halkları birbirinden ayrıştırarak tek tek bastırmaktı. Bugün dünyanın dört bir yanında, özellikle de Hollanda’da Çin’in yeni politikalarına karşı düzenlenen protestolara Tibetli, Uygur, Kantonlu, Zhuang ve Hong Kongluların aktif katılımı, güçlü bir “ortak direniş cephesi”nin kurulduğunu göstermektedir.

Ortak Direniş Cephesi’nin Uluslararası Topluma Çağrısı:
Batılı ülkeler, Hollanda hükümeti ve Avrupa Birliği; Çin ile olan ekonomik çıkarları nedeniyle bu kimlik yok etme politikalarına ve sınır ötesi baskılara göz yummayı derhal bırakmalı, uluslararası yaptırım mekanizmalarını acilen devreye sokmalıdır.
Sonuç
Pekin’in yeni “Milletler Kanunu”, zulüm altındaki halkların özgürlük ve varoluş iradesini kıramayacaktır. Kimliğimizin zorla asimile edilmesini kesin surette reddediyoruz. Başta Batı ülkeleri olmak üzere, Çin’in borç tuzağı altındaki tüm dünya ülkeleri derhal uyanmalı ve Pekin’in bu küresel çaptaki saldırganlığına karşı birlikte kararlı adımlar atmalıdır.
Yazılış Tarihi: 14 Temmuz 2026







