ABD ile Çin arasında insan hakları başlığının yeniden öne çıktığı bir dönemde, 64 yaşındaki Uygur doktor Dr. Gülşen Abbas’ın dosyası Washington’ın Pekin’le ilişkilerinde kritik bir sınav olarak gündeme geliyor.
Washington Examiner’da 2 Eylül 2026’da yayımlanan Michael Sobolik ve Olivia Enos imzalı yazıda, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapması beklenen görüşmede siyasi mahkûmların durumunu gündemin üst sıralarına taşıması gerektiği savunuldu. Yazının merkezindeki isimlerden biri ise, ABD’de Uygur hakları konusunda faaliyet gösteren Ruşen Abbas’ın Çin’de yıllardır cezaevinde bulunan kız kardeşi Dr. Gülşen Abbas oldu.
Washington Examiner’a göre Gülşen Abbas’ın serbest bırakılması, yalnızca bir siyasi tutuklunun özgürlüğüne kavuşması anlamına gelmeyecek; aynı zamanda Çin yönetiminin ABD’de yaşayan kişilerin ifade özgürlüğünü, aileleri üzerinden baskı altına alıp alamayacağı konusunda da önemli bir mesaj oluşturacak.
Altı gün sonra gelen tutuklama
Dr. Gülşen Abbas’ın hikâyesi 11 Eylül 2018’de başladı.
İşgal altındaki Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de yaşayan emekli doktor, Çin makamları tarafından gözaltına alındı ve ailesinin uzun süre kendisinden haber almasına izin verilmedi. ABD merkezli ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun (USCIRF) kayıtlarına göre Abbas’ın gözaltına alınmasının ardından 2019 yılının Mart ayında 20 yıl hapis cezasına çarptırıldığı bildirildi.
Ancak dosyanın dikkat çekici yönü, tutuklamanın zamanlamasıydı.
Gülşen Abbas’ın kız kardeşi Ruşen Abbas, ABD’de Uygur hakları konusunda uzun süredir faaliyet gösteren bir aktivist. Ruşen Abbas, Eylül 2018’de Washington’daki Hudson Institute’da düzenlenen bir etkinlikte Çin’in Uygurlara yönelik politikalarını eleştirdi.
Uluslararası insan hakları kuruluşlarının ve Abbas ailesinin aktardığına göre, Gülşen Abbas bu konuşmadan yalnızca altı gün sonra gözaltına alındı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin özel raportörü Mary Lawlor da 2024’te yaptığı açıklamada, Gülşen Abbas’ın gözaltına alınmasının, kız kardeşinin Çin makamlarının Uygurlara yönelik uygulamalarını eleştirmesinden altı gün sonra gerçekleştiğine dikkat çekti.
Lawlor, Abbas’ın gözaltına alınmasının Ruşen Abbas’ın eleştirilerine misilleme olduğu yönündeki endişesini açıkça dile getirdi.
Bu nedenle dosya, klasik bir “Çin’deki siyasi tutuklu” vakasının ötesine geçerek sınır aşan baskı tartışmasının önemli örneklerinden biri haline geldi.
“Terör” suçlamaları ve gizli yargılama
Çin makamları Gülşen Abbas’ı terörle bağlantılı suçlarla suçladı.
Amnesty International’ın dosyasına göre Abbas, Mart 2019’da gizli bir yargılama sonucunda “organize terörizme katılmak, terör faaliyetlerine yardım etmek ve sosyal düzeni ciddi biçimde bozmak” suçlamalarıyla 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ailesi ise bu mahkûmiyet haberini ancak yaklaşık 21 ay sonra, Aralık 2020’de güvenilir bir kaynaktan öğrendi.
Çin Dışişleri Bakanlığı da Aralık 2020’de yaptığı açıklamada Abbas’ın söz konusu suçlardan hüküm giydiğini doğruladı.
Ancak ailesi ve uluslararası insan hakları kuruluşları, Abbas’ın siyasi veya insan hakları faaliyetleri yürütmediğini, emekli bir doktor olduğunu ve kendisine yöneltilen suçlamaların güvenilir delillerle ortaya konulmadığını savunuyor.
BM İnsan Hakları Özel Raportörü Lawlor, 2024 yılında Çin makamlarından Abbas’ın nerede tutulduğuna, mahkûmiyetinde kullanılan delillere ve sağlık durumuna ilişkin bilgi vermelerini istedi. Lawlor, Abbas’ın yıllardır ailesiyle iletişim kuramamasının da ciddi endişe oluşturduğunu belirtti.
Sağlık durumu endişe oluşturuyor
Dosyanın bir başka kritik boyutunu Abbas’ın sağlık durumu oluşturuyor.
USCIRF kayıtlarında Abbas’ın yüksek tansiyon, migren, ciddi sırt problemleri ve osteoporoz gibi sağlık sorunları bulunduğu belirtiliyor. Kurum, Abbas’ın 11 Eylül 2018’de gözaltına alındığını ve halen serbest bırakılmadığını kaydediyor.
ABD yönetiminden yapılan açıklamalarda ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının çağrılarında da Abbas’ın düzenli tıbbi bakıma ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor.
2023 yılında Uluslararası Din Özgürlüğü veya İnanç İttifakı Başkanı tarafından yapılan açıklamada, Abbas’ın yüksek tansiyon, tekrarlayan migren ve osteoporoz dahil kronik hastalıklarının bulunduğu ve düzenli tıbbi tedaviye ihtiyaç duyduğu ifade edildi. Aynı açıklamada ailesinin kendisiyle uzun süre iletişim kuramadığına dikkat çekildi.
Amnesty International da Abbas’ın çok sayıda kronik hastalığının sürekli takip ve düzenli tıbbi tedavi gerektirdiğini belirtiyor. Örgüt, adil yargılanma standartlarına uygun güvenilir delil bulunmadığı takdirde Abbas’ın serbest bırakılması; serbest bırakılıncaya kadar da bulunduğu yer, ailesiyle iletişim ve yeterli sağlık hizmeti konusunda bilgi verilmesi çağrısında bulunuyor.
Ruşen Abbas için “en ağır misilleme”
Dr. Gülşen Abbas’ın tutukluluğunun aile açısından anlamı, kız kardeşi Ruşen Abbas’ın yıllardır sürdürdüğü mücadele nedeniyle çok daha ağır.
Ruşen Abbas, ABD’de Uygur hakları konusunda faaliyet gösteren Uygur Hareketi/Campaign for Uyghurs kuruluşunun yöneticisi olarak Çin’in Doğu Türkistan politikalarını uluslararası kamuoyunun gündemine taşımaya devam ediyor.
Ruşen Abbas, 2025 yılında Radio Free Asia’ya verdiği röportajda kız kardeşinin durumunu “sınır aşan baskının” kendisi açısından en yıkıcı örneği olarak tanımladı. Abbas’a göre Çin hükümeti, ABD vatandaşı olarak sahip olduğu ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle kendisini susturmak amacıyla kız kardeşini hedef aldı.
Bu iddianın temelinde ise tutuklamanın zamanlaması bulunuyor: Ruşen Abbas’ın Washington’da Çin’in Uygurlara yönelik uygulamalarını eleştiren konuşmasından altı gün sonra Gülşen Abbas’ın ortadan kaybolması.
BM uzmanı Lawlor da 2024 açıklamasında aynı zamanlamaya dikkat çekerek, Abbas’ın kız kardeşinin Çin makamlarını eleştirmesinin ardından misilleme amacıyla hapsedilmiş olabileceğine ilişkin endişesini dile getirdi. Lawlor ayrıca, Çin’in yurtdışında yaşayan Uygurların ailelerine yönelik “tehdit ve misilleme” uygulamalarına ilişkin daha geniş bir örüntü bulunduğuna dair BM bulgularını hatırlattı.
Dosya artık ABD Kongresi’nin gündeminde
Gülşen Abbas’ın serbest bırakılması için yürütülen mücadele son yıllarda ABD Kongresi’nde de karşılık buldu.
ABD Temsilciler Meclisi’nin Tom Lantos İnsan Hakları Komisyonu, Abbas’ı Çin’de tutulan insan hakları mahkûmları arasında gösteriyor.
2026’da ise dosya daha üst düzey bir siyasi girişimin parçası haline geldi.
Kongre’de 7 Mayıs 2026’da sunulan H. Res. 1259 sayılı karar tasarısı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gelecekte yapılacak temaslarda bazı siyasi mahkûmların serbest bırakılmasının ABD Başkanı tarafından önceliklendirilmesini talep etti. Listede Dr. Gülşen Abbas’ın yanı sıra Jimmy Lai, Papaz Jin Mingri ile Gao Quanfu ve eşi Pang Yu gibi isimler de yer aldı.
12 Mayıs 2026 tarihli Kongre kaydında yapılan konuşmalarda Gülşen Abbas’ın özellikle kız kardeşi Ruşen Abbas’ın Çin Komünist Partisi’nin Uygurlara yönelik politikalarını anlatması nedeniyle hapsedildiği iddiası açık biçimde gündeme getirildi.
Böylece Abbas’ın dosyası, insan hakları savunucularının çağrılarından çıkarak ABD’nin Çin politikası açısından Kongre düzeyinde ele alınan bir başlık haline geldi.
Trump-Şi görüşmesi yeni bir fırsat olarak görülüyor
Washington Examiner’ın 2 Eylül 2026 tarihli yazısının temel argümanı da burada ortaya çıkıyor.
Michael Sobolik ve Olivia Enos, Trump’ın Şi Cinping ile gerçekleştirmesi beklenen görüşmede insan hakları dosyalarını ekonomik ve stratejik meselelerin gerisine atmaması gerektiğini savunuyor. Yazarlar, Gülşen Abbas’ın serbest bırakılmasını Trump’ın Pekin karşısında kullanabileceği önemli bir diplomatik kaldıraç olarak değerlendiriyor.
Yazıda ayrıca Trump’ın daha önce Çin’de tutulan siyasi mahkûmların durumunu Şi ile gündeme getirdiği ve Papaz Ezra Jin’in serbest bırakılarak ailesiyle ABD’de buluşmasının bu yaklaşımın sonuç verebileceğini gösterdiği belirtiliyor.
Washington Examiner’a göre Abbas’ın dosyası özellikle dikkat çekici; çünkü kendisi ABD vatandaşı olmamasına rağmen ailesinde 24 Amerikan vatandaşı bulunuyor. Bu kişiler arasında iki kardeşi, bir kız kardeşi, iki kızı ve torunları da yer alıyor. Dolayısıyla yazarların değerlendirmesine göre, Çin’deki tutukluluk yalnızca bir Uygur ailesini değil, doğrudan Amerikan vatandaşlarından oluşan geniş bir aileyi de etkiliyor.
“Amerikalıları susturma” tartışmasının merkezinde
Washington Examiner’ın Abbas dosyasına yüklediği siyasi anlam da burada yatıyor.
Yazıya göre mesele yalnızca Çin’in Uygurlara yönelik politikaları değil. Eğer bir hükümet, başka bir ülkede yaşayan bir aktivistin ifade özgürlüğünü onun Çin’de yaşayan ailesini hapsederek baskı altına alabiliyorsa, konu ABD açısından doğrudan ifade özgürlüğü ve transnasyonel baskı meselesine dönüşüyor.
Bu nedenle Gülşen Abbas’ın hikâyesi iki farklı hak alanını aynı dosyada buluşturuyor:
Birincisi, Çin’in Uygur nüfusuna yönelik politikaları ve bu politikalar kapsamında gerçekleştirildiği bildirilen gözaltılar, hapis cezaları ve insan hakları ihlalleri.
İkincisi, yurtdışında yaşayan Uygur aktivistlerinin Çin’de bulunan yakınları üzerinden baskı altına alındığı iddiaları.
Bu ikinci boyut, insan hakları literatüründe “transnasyonel baskı” olarak tanımlanan olgunun bir örneği olarak değerlendiriliyor.
Doğu Türkistan’daki daha geniş tablo
Gülşen Abbas’ın davası, Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’daki daha geniş insan hakları tartışmasından ayrı düşünülemiyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2022 tarihli değerlendirmesi, Doğu Türkistan’da geniş çaplı keyfi gözaltılar ve ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin iddiaların bulunduğunu ortaya koymuştu. 2023 yılında ABD Uluslararası Din Özgürlüğü veya İnanç İttifakı da bu değerlendirmeye atıf yaparak bölgede işkence ve kötü muameleye ilişkin güvenilir raporlardan söz etmişti.
Çin ise Uygurlara yönelik politikalarını terörizm ve aşırıcılıkla mücadele, güvenlik ve mesleki eğitim çerçevesinde savunuyor. Buna karşın ABD ve çeşitli uluslararası kurumlar, Doğu Türkistan’daki uygulamaları çok daha ağır insan hakları ihlalleri bağlamında değerlendiriyor.
Bu geniş tartışmanın ortasında Gülşen Abbas’ın dosyası, soyut rakamlar ve politikalar yerine tek bir insanın hikâyesi üzerinden sorunun somut yüzünü ortaya koyuyor.
64. yaş günü de cezaevinde geçti
Abbas’ın tutukluluğunun uzunluğu da dosyanın aciliyetini artırıyor.
12 Haziran 2026’da Uygur Hareketi, Dr. Gülşen Abbas’ın 64. doğum gününü cezaevinde geçirdiğini duyurdu ve serbest bırakılması çağrısını yineledi.
Böylece Abbas, Eylül 2018’deki tutuklanmasından bu yana yaklaşık sekiz yılını Çin hapishane sisteminde geçirmiş durumda.
Hudson Institute’da Ağustos 2026’da yayımlanan değerlendirmede de Abbas’ın neredeyse sekiz yıldır tutuklu bulunduğu, sağlık sorunları nedeniyle durumunun giderek daha kritik hale geldiği ve Trump-Şi görüşmesinin serbest bırakılması için yeni bir fırsat oluşturabileceği savunuldu.
Kanada’dan da serbest bırakılma çağrısı
Dosya yalnızca Washington’da değil, Kanada’da da gündeme taşındı.
Haziran 2026’da Kanadalı Senatör Leo Housakos’un Dr. Gülşen Abbas’ın derhal serbest bırakılması yönünde girişimde bulunduğu bildirildi. Girişim, Abbas’ın 64. doğum gününden kısa süre önce gündeme geldi ve davayı “transnasyonel baskı” tartışmasıyla ilişkilendirdi.
Bu gelişmeler, Abbas dosyasının giderek Çin ile Batılı ülkeler arasındaki diplomatik temaslarda ortak bir insan hakları başlığına dönüştüğünü gösteriyor.
Ailenin yıllardır süren bekleyişi
Bütün bu siyasi ve diplomatik girişimlerin merkezinde ise bir ailenin sekiz yıllık bekleyişi bulunuyor.
Ruşen Abbas, ABD’de Uygur haklarını savunmaya devam ederken kız kardeşi Çin’de cezaevinde bulunuyor. Aile, Abbas’ın sağlık durumuna ilişkin düzenli ve güvenilir bilgiye ulaşmakta zorlanıyor.
ABD’li ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının ortak talepleri ise büyük ölçüde aynı noktada birleşiyor: Çin yönetiminin Abbas’ın nerede tutulduğunu açıklaması, sağlık durumuyla ilgili bilgi vermesi, ailesiyle iletişim kurmasına izin vermesi ve bağımsız, adil bir yargılama için gerekli koşullar sağlanmadıysa serbest bırakılması.
USCIRF’nin güncel kayıtlarında da Dr. Gülşen Abbas’ın hâlâ serbest bırakılmadığı ve 20 yıllık hapis cezasını çektiği belirtiliyor.
Trump için bir diplomasi testi
Washington Examiner’ın gündeme taşıdığı temel soru bu nedenle yalnızca “Gülşen Abbas serbest bırakılacak mı?” değil.
Asıl soru, ABD’nin Çin ile ilişkilerinde siyasi mahkûmları ve yurtdışındaki Amerikalıları etkileyen transnasyonel baskı iddialarını ne kadar önceliklendireceği.
Washington Examiner, Trump’ın Şi ile görüşmesinde Abbas’ın adını doğrudan gündeme getirmesini ve serbest bırakılmasını talep etmesini öneriyor.
Hudson Institute da Ağustos 2026’daki değerlendirmesinde benzer biçimde, ABD yönetiminin Şi’nin Washington ziyaretinden önce Abbas’ın serbest bırakılmasını açıkça talep etmesi gerektiğini savundu.
Gülşen Abbas’ın dosyası böylece Çin’in Uygur politikalarının ötesinde bir anlam kazanmış durumda.
Bir tarafta Çin’de 20 yıl hapse mahkûm edilmiş, sağlık sorunları bulunan emekli bir doktor var. Diğer tarafta ise ABD’de kardeşinin özgürlüğü için yıllardır mücadele eden bir Uygur aktivisti.
Ve bu iki hikâyenin kesiştiği noktada, Washington’ın Pekin’le ilişkilerinde insan haklarının ekonomik ve stratejik çıkarlarla ne ölçüde birlikte yürütülebileceği sorusu bulunuyor.
Dr. Gülşen Abbas’ın davası, bu sorunun en somut örneklerinden biri olmaya devam ediyor.




















