Bu açıklamalar, bugün Çarşamba günü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında, New York’taki Atlantik Konseyi’ne bağlı “Suriye Projesi” tarafından düzenlenen ve eski ABD’li yetkili Brett McGurk’ün moderatörlüğünü üstlendiği bir panelde yapıldı.
View this post on Instagram
El-Şaraa, Beyaz Saray’da Trump ile yaptığı önceki bir görüşmenin ayrıntılarını aktardı. Bu görüşmede, Trump’ın Golan Tepeleri’nin işgalci israil’in egemenliğine girdiğinden bahsettiği sırada onunla şaka yaptığını belirterek, ona şöyle dedi: “Neden New Jersey’i israillilere vermiyorsun? Golan Tepeleri bugün sana ait değil ki verebilesin, ama New Jersey sana ait.”
“New Jersey, Demokratlarla dolu ve onlar Trump’a oy vermiyorlar; bu yüzden burayı israillilere vermek iyi olur, zira Trump’ın Golan Tepeleri’ne sahip olmadığı bir gerçek.”
El-Şaraa, bu şakanın ardındaki ilkesel siyasi yönü vurgulayarak şöyle dedi: “Bu şaka bir yana, Golan Tepeleri halkına aittir; dolayısıyla ne Suriye Cumhurbaşkanı’nın, ne ABD Başkanı’nın, ne de başka herhangi bir kişinin burayı terk etme ya da başkalarına devretme hakkı yoktur.”
El-Şaraa’nın açıklamaları Suriye’deki çeşitli platformlarda geniş çapta övgü topladı; aktivistler ve takipçiler, Golan kökenli ve gelişmiş bir siyasi vizyon ve bakış açısına sahip Suriye Cumhurbaşkanı’nın yaptığı bu açıklamayı “güçlü bir açıklama” olarak nitelendirdiler.
Bazı yorumcular, El-Şaraa’nın diplomatik üslubunun bir özelliğine dikkat çekti; bu üslup, karşı tarafı kesin bir açıklamayla sarsıp ardından durumu yumuşatmak için bir espri ve hafif bir gülümseme eklemeye dayanıyor.
Diğerleri ise bu tarzın, Suriye’nin içinde bulunduğu karmaşık koşullar ve zorluklar ışığında dikkat çekici bir diplomatik ustalığı yansıttığını düşündüler. Müzakere ve barış konusundaki konuşmalar bağlamında mesajın kesin olduğunu belirterek, Golan’ın Suriye toprağı olduğunu, kimsenin sahip olmadığı bir şeyi verme hakkına sahip olmadığını ve Suriyelilerin haklarının geri kazanılmasının müzakere veya taviz konusu olamayacağını vurguladılar.
Ayrıca, “taviz bedelini tartışanlarla, ulusların egemenliğinin halklara ait olduğunu ve imzalarla elde edilemeyeceğini savunarak en güçlü güçlere karşı durumu tersine çevirecek retorik ve cesarete sahip olanlar” arasındaki farkı vurguladılar.
Tepkiler arasında, iç meselelerle dış politika tutumunu birbirine bağlayan dengeli değerlendirmeler de yer aldı; takipçiler, zorlu yaşam koşulları, enflasyon ve açlık karşısında hükümetin ekonomi politikalarına karşı olduklarını dile getirdiler; ancak aynı zamanda, herhangi bir anlaşma veya barıştan söz etmeden önce açık ve net şartlara bağlı kalması nedeniyle bu tutumun övgüye değer olduğunu vurguladılar.





















