Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hakkı Aka

İdam Tamam da Peki Ya Adalet Ne Olacak?

Hakkı Aka

Türkiye, İzmir’deki taksici cinayeti ve öncesinde de Diyarbakırlı Ramazan Hoca olacak bilinen Ramazan Böçkün (Pişkin) cinayeti ile bir kez daha yeniden idam ve “kıssas” cezasını tartışmaya başladı.

“İyilikten maraz doğar” sözünü bugüne kadar hiç sevmedim. “Yap iyiliği at denize, balık bilmezse Hâlık bilir” sözü inancıma daha uygun geldiği için. 

Ama İzmir’de yaşanan taksici cinayeti ilk sözü haklı çıkaracak cinsten. 

Bir hikaye:

Devesinin üzerine binmiş, ıssız çöllerde yolculuk yapmakta olan bir bedevi, yorulunca biraz oturup dinlenmeye karar verdi. Uzaktan  güçlükle yürüyen, dudakları susuzluktan kurumuş bir adam yanına çıka geldi.

Adam bedeviyi görünce hemen: “Su!..” dedi.

Çok yorulmuş ve çok susuz kalmış olacak ki adam acele edercesine: “Ne olur biraz su!..” dedi.

Susuzluktan mecâli kalmayan, hararetten dudakları çatlamış adam, hal ve tavırlarıyla durumun ciddiyetini göstermek istercesine davranışlar sergilemeye başladı. Kendisine acındırarak, vaziyetinin kötü olduğunu anlatmaya çalıştı ve zor hareket eden diliyle tekrar şöyle söylendi:

“Uzun süredir yollardayım; çok ama çok susadım. Ne olur biraz su!..”

Bedevi, adamın haline baktı ve acıdı. Çölde yolculuk esnasında kendisinin de en büyük ihtiyacı olan su kabını derhal devesinden alıp o adama uzattı. Adam suyu içince  gözü açıldı, dinçleşip kendine geldi. Fakat tam o sırada, beklenmedik bir harekette bulundu. Birden, âni bir hareketle bedeviyi itti ve yere düşürdü. Sonrada devenin üzerine atlayıp kaçmaya başladı.

Bedevi neye uğradığını şaşırmıştı. Bu adamın yaptığına ne demeliydi? İyilik yaptığı adamdan kötülük görmüştü. Telaş ve heyecan içerisinde, şaşkın bir vaziyette donup kaldı. Ne yapacağını bilemedi? Hırsızın arkasından hayretle ve şaşırmış bir vaziyette bakarken birden aklına hırsızın peşini takip etme düşüncesi geldi. Adamın peşinden koşmaya başladı. Fakat ne çare?

Hırsız deveyi koşturarak uzaklaşıp gitmişti. Aralarındaki mesafe bir hayli açılmıştı. Hava da çok sıcaktı. Ona yetişmesi mümkün değildi.

Bedevi, ona ulaşmaktan ümidini kesince arkasından şöyle seslenmeye başladı: 

“Dur!.. Bir dakika dur!..” Bir çift sözüm var sana!..”

Adam  bedevinin sesini işitiyordu. Fakat hiç aldırış etmiyordu. Üstelik deveyi daha süratlendirerek yoluna devam ediyordu.

Çaresiz kalan bedevi, adamın arkasından hem koşturuyor hem de sesleniyordu:

“Ey hırsız, tamam!.. Deveyi al git, ama sakın bu olayı kimselere anlatma!..”

Hırsız bir an duraksar gibi oldu. Çünkü bedevinin bu isteği tuhafına gitmişti. Kendi kendine “Acaba yanlış mı duyuyorum?” dedi. Kulağına gelen sesi iyice dinledi. Ses ve söz aynıydı:

“Ey hırsız!.. Tamam!.. Deveyi al git, ama sakın bu olayı kimselere anlatma!..”

Bu ne demekti? Bedevi niçin “Kimselere anlatma!” diye sesleniyordu?

Bu isteği tuhaf bulan hırsız, devenin süratini kesti. Hafif durur gibi yaptı: Bedevinin kendisine sesini duyacak kadar yaklaştığını görünce ona:

– Niçin kimseye anlatmayayım? diye sordu.

Bedevi ona insanlık adına bir ders vermek isteyerek şöyle dedi:

“– Eğer sen bu hadiseyi insanlara anlatırsan, bu yaptığın yanlış hareket her yere yayılır. İnsanlarda iyilik yapma, yardım etme duyguları körelir.”

Evet. Bedevi böyle yalvarıyordu hırsıza. Bizim şimdi böyle bir şansımız da yok. Tüm Türkiye gördü, duydu.

Artık hiçbir kimse gecenin bir yarısı sokakta, yolda kalmış kişiyi arabasına almaz. “İyilikten maraz doğar” diyenlerin sesi daha gür çıkar artık. Alçak katil, şeytanın dahi parmak ısıracağı bir soğukkanlılıkla “Bazı insanlara güvenmeyeceksin” dedi.

Meğerse Bedevi ne kadar da haklıymış hırsıza “kimseye söyleme” diye yalvarırken. 

İdam Tamam Peki Ya Adalet?

Bu olaydan sonra, sosyal medyada herkes idam ve “kıssas” istedi haklı olarak. 

Tamam; idam gelsin de, bu düzende, bu sistemde ilk önce Müslümanları asarlar. Gerçek suçluları çıkarırlar, garibanları sallandırırlar. Kamalizmin tarihi de buna şahid…

Bir de İslâm’ın “kıssas” hükmünü bu düzene -sisteme- yamamaya çalışanlar var ki, tam evlere şenlik. 

Büyük Doğu-İBDA İdeolocyayasında “Hepçilik” kavramı vardır ve Üstad, “Bin ciltlik davamızı, bir cilde, bir yaprağa, bir satıra, bir cümleye dökebileceğimiz gibi, bir heceye de yerleştirebiliriz, o hece şudur: Hep!…” der.

HEP“e talip olmamız ve onun mücadelesini vermemiz gerekirken “Lüpçülük” yapmak “HEP“i elimizden kaçırmamıza sebeb oluyor.

Üstad Necip Fazıl, hepçiler ve lüpçüler arasındaki ayrımı şu şekilde yapmaktadır:

Lüpçüler mezara girdikten sonra üşüşen kurtlara benzer; hazıra konarlar. Hepçilerse, cesedi, sağlığında bir dağ yavrusu gibi omuz kabartırken alnının tâ ortasından vurup yere serenlerdir. Bütün dinler ve büyük inanış sistemleri hepçidir; hak veya bâtıl, her birinin kendisine göre bir oluş çilesi vardır. Lüpçülüğün biricik vasfı ise, çilesizlik, bedavacılık, kolayına getiricilik…

İslâm davası sahibi, HEP‘in olmadığı yerde HİÇ’e talip olmalıdır. Ya HEP İSLAM yahut HİÇ!

Kıssas gelecekse eğer temsil ettiği bütün olan İSLÂM ile gelecek ki, hakiki ADALET gerçekleşecek. Yoksa Kamalist sistemde gelecek olan Kıssas adaletin değil ZULMÜN gerçekleştiricisi olacaktır. 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER