Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı’nda 3 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilen programda, EL-BİR Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Sinan Cırık, “Kudüs’ün Yolu Şam’dan Geçer” başlıklı bir sohbet gerçekleştirdi.
Programa katılanlara hitap eden Cırık, konuşmasının başında yaptığı değerlendirmelerin Kur’an-ı Kerim’e, Hz. Peygamber’in hadislerine ve sahabe hayatına uygun olması gerektiğini vurguladı. Cırık, “Ben de bir beşerim, insanım. Eğer benim ağzımdan çıkan söz Allah’ın kelamına, Efendimizin hadisine ve ashabın sözleri ve hayatına uygun değilse reddedilecektir” dedi.
“Kudüs düşerse Şam, Şam düşerse Konya düşer”
Konuşmasının temel başlıklarından birinin Kudüs, Şam ve Konya arasındaki tarihî ve stratejik bağ olduğunu belirten Cırık, yıllar önce yaptığı bir paylaşımda kullandığı, “Kudüs düşerse Şam düşer, Şam düşerse Konya düşer, Konya düşerse ümmet ve insanlık yetim kalır” ifadelerini hatırlattı.
Cırık, Kudüs meselesinin yalnızca Filistin üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak Suriye ve Şam’ın bölgesel dengelerdeki önemine dikkat çekti.
“Gazze’nin kurtuluşu, Kudüs’ün kurtuluşu Şam’dan geçer” diyen Cırık, Suriye’nin İslam coğrafyasındaki tarihî ve kültürel konumunun yeterince anlaşılmadığını dile getirdi.
“Biz Suriye’yi tanımadık, tanıyamadık”
Türkiye ile Suriye arasında yaklaşık 900 kilometrelik bir sınır bulunduğunu hatırlatan Cırık, buna rağmen Türkiye’de Suriye üzerine uzmanlaşmış insan kaynağının yeterli olmadığını söyledi.
Cırık, Suriye’yi doğru anlamanın yalnızca güncel siyasi gelişmeleri takip etmekten ibaret olmadığını belirterek, bölgenin tarihinin, kültürünün, dilinin ve dini mirasının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
“Biz Suriye’yi tanımadık, Suriyeliyi anlayamadık” diyen Cırık, devletin ve ilgili kurumların Suriye konusunda Arapça bilen, bölgenin kültürüne ve tarihine hâkim uzmanlar yetiştirmesi gerektiğini ifade etti.
Cırık, “800-900 kilometrelik sınırımızda Arapça konuşan bir toplum var. Devlet olarak, istihbarat olarak oradan gelebilecek olumsuzluklara karşı tedbir almaz mıyız? Dil bilen uzmanlarımızı yetiştirmez miyiz?” diye konuştu.
Şam’ın tarihî ve dini mirasına dikkat çekti
Şam’ın İslam tarihi açısından önemine de değinen Cırık, bölgede İslam medeniyetinin önemli isimlerinin ve eserlerinin bulunduğunu hatırlattı.
Cırık; Bilal-i Habeşi, Selahaddin Eyyubi, Nureddin Zengi, Muhyiddin İbn Arabi, Halid-i Bağdadi ve Zeynel Abidin gibi isimlerle Şam ve çevresinin tarihî bağlarına dikkat çekti.
Emevi Camii’nin İslam dünyasındaki öneminin yeterince gündeme getirilmediğini belirten Cırık, Şam’ın yalnızca siyasi bir merkez olarak değil, İslam tarihinin önemli merkezlerinden biri olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
“Böyle bir tarihi ve kültürel zenginliğe sahip bölgeyi yeterince tanımadık” diyen Cırık, Suriye’nin uzun yıllar süren savaş ve istikrarsızlık döneminde Türkiye’deki toplumsal ve kurumsal ilgisinin yeterli olmadığını söyledi.
“Gazze mi, Suriye mi?” sorusu
Konuşmasında Gazze ile Suriye meselesinin birbirinden kopuk değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Cırık, katılımcılara hipotetik olarak “Gazze mi, Suriye mi?” sorusu yöneltilse büyük çoğunluğun Gazze’yi tercih edeceğini söyledi.
Cırık, bunun Gazze’nin önemini küçümsemek anlamına gelmediğini belirterek şöyle konuştu:
“99 kişi Gazze’yi işaretlese, Gazze’nin içinde Suriye yok. Ama 99 kişi Suriye’yi işaretleseydi, onun içinde Gazze de vardı.”
Suriye’nin bölgesel konumuna dikkat çeken Cırık, Şam’ın güçlü olmasının Filistin ve Kudüs açısından da önemli sonuçlar doğuracağını savundu.
“Suriye’de yaşananlar milyonlarca insanı yerinden etti”
Suriye’de yıllardır devam eden savaşın yol açtığı insani yıkıma da değinen Cırık, milyonlarca insanın hayatının etkilendiğini, insanların ülkelerini terk etmek zorunda kaldığını ve şehirlerin büyük ölçüde tahrip olduğunu söyledi.
Cırık, savaşın yalnızca fiziksel yıkıma yol açmadığını; insanların psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan da ağır bedeller ödediğini ifade etti.
Suriye’deki cezaevlerinde yaşananlara da değinen Cırık, özellikle Sednaya Hapishanesi’nde yaşananların insanlık açısından ağır bir tablo ortaya koyduğunu dile getirdi.
“Suriye halkına bakışımızı yeniden değerlendirmeliyiz”
Türkiye’de Suriyelilerle ilgili zaman içerisinde çeşitli yanlış bilgilerin ve önyargıların oluştuğunu belirten Cırık, toplumsal bakışın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yaşadığı sorunların da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Cırık, savaş nedeniyle ülkelerini terk eden insanların karşılaştığı travmalara dikkat çekti.
Cırık, Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin yaşadığı zorlukların anlaşılması için empati yapılması gerektiğini belirterek, “Kendimizi onların yerine koymalıyız” dedi.
“Suriyeli gençleri yetiştirmeliyiz”
Konuşmasında özellikle gençlerin eğitimine dikkat çeken Cırık, Türkiye’nin Suriye’den gelen başarılı gençlere sahip çıkması gerektiğini söyledi.
Savaş ve deprem gibi iki büyük travmayı yaşayan, buna rağmen üniversite sınavında başarılı olarak tıp fakültesini kazanan Suriyeli bir öğrencinin yüksek öğrenim sürecinde karşılaştığı ekonomik güçlükleri örnek gösteren Cırık, bu tür gençlerin desteklenmesinin hem insani hem de stratejik açıdan önemli olduğunu ifade etti.
Cırık, Avrupa ülkelerinin farklı ülkelerden gençleri eğitim süreçlerine dahil ederek uzun vadeli insan kaynağı oluşturduğunu belirterek Türkiye’nin de benzer şekilde Suriye’nin genç nüfusuna yönelik uzun vadeli eğitim ve kalkınma politikaları geliştirmesi gerektiğini savundu.
“Sen Müslümansın, sömürmezsin; ihya edersin” diyen Cırık, Türkiye’nin Suriye konusunda yardım anlayışını eğitim, kültür, insan kaynağı ve uzun vadeli kalkınma perspektifiyle genişletmesi gerektiğini söyledi.
“Suriye konusunda uzman insanlara ihtiyacımız var”
Türkiye’nin Suriye konusunda daha fazla uzman yetiştirmesi gerektiğini yineleyen Cırık, Arapça bilen, bölgenin tarihini, kültürünü, sosyal yapısını ve siyasi dengelerini analiz edebilen uzmanlara ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
Cırık, özellikle üniversiteler, ilahiyat fakülteleri, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarının Suriye konusunda daha fazla çalışma yürütmesi gerektiğini söyledi.
“Benim yetişmiş, o bölgeyi tanıyan, oranın dilini bilen, kültürünü bilen, adetini bilen, oradaki olayları analiz edebilecek uzmanlarım olması lazım” diyen Cırık, doğru bilgi üretmenin Türkiye’nin bölgesel politikaları açısından hayati önem taşıdığını ifade etti.
“Şam’ın ayağa kaldırılması sadece gıda yardımıyla olmaz”
Suriye’nin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Cırık, bölgenin yeniden ayağa kaldırılmasının yalnızca insani yardım faaliyetleriyle mümkün olmayacağını söyledi.
Cırık; eğitim, kültür, gençlerin yetiştirilmesi, dini ve sosyal hayatın yeniden inşası ile uzun vadeli projelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.
Suriye’nin özellikle genç nüfusunun geleceğine yatırım yapılmasının önemine dikkat çeken Cırık, Türkiye’nin bu konuda daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini savundu.
“Şam’la ilgili hadisler uzmanlar tarafından açıklanmalı”
Programın soru-cevap bölümünde Şam ile ilgili hadislerin nasıl anlaşılması gerektiği de gündeme geldi.
Kendisinin hadis uzmanı olmadığını özellikle belirten Cırık, Şam hakkında nakledilen hadislerin alanında uzman ilim adamları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Cırık, “Sadece benim söylediğim hadis değil, Şam’la ilgili çok hadisler var. Ey müftüler, ey İslam alimleri; Allah’ınızı severseniz Suriye ile ilgili ne yaptınız, ne yapıyorsunuz? Ne gibi projeleriniz var? Niye kürsülerden o hadisleri anlayarak, açıklayarak halkımıza aktarmıyorsunuz?” ifadelerini kullandı.
“Emevi Camii’nin adını bile bilmiyorduk”
Sohbette Emevi Camii’nin İslam dünyasındaki konumu da ele alındı.
Cırık, Mekke’de Mescid-i Haram, Medine’de Mescid-i Nebevi ve Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın İslam dünyasındaki öneminin yaygın şekilde bilindiğini ancak Şam’daki Emevi Camii’nin uzun yıllar Türkiye’de yeterince gündeme gelmediğini söyledi.
Emevi Camii’nin tarihî ve dini önemine dikkat çeken Cırık, Şam’ın yeniden gündeme gelmesiyle birlikte Müslümanların bölgenin tarihî mirasını daha yakından tanımaya başladığını ifade etti.
“Suriye’nin güçlü olması Türkiye’nin güçlü olmasıdır”
Konuşmasının son bölümünde Suriye’nin Türkiye’nin güvenliği ve bölgesel geleceği açısından taşıdığı öneme yeniden dikkat çeken Cırık, iki ülkenin kaderinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi.
İşgalci israil’in Suriye’ye yönelik saldırılarına da değinen Cırık, bu saldırıların yalnızca Suriye ile ilgili görülmemesi gerektiğini söyledi.
“Oranın güçlü olması Türkiye’nin güçlü olması demektir. Orayı dik tutmak Türkiye’nin dik durmasıdır” diyen Cırık, bölgedeki gelişmelerin Türkiye açısından yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
Cırık, Türkiye’nin yalnızca güvenlik politikaları açısından değil; eğitim, kültür, insani yardım, diplomasi ve sivil toplum faaliyetleri açısından da Suriye’ye yönelik uzun vadeli bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini belirtti.
“Umutsuzluğa düşmeyiz”
Suriye’de yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen umutsuzluğa düşülmemesi gerektiğini ifade eden Cırık, Türkiye’de Suriye konusunda toplumun bilinçlendirilmesine yönelik daha fazla panel, konferans ve eğitim programı düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Üniversitelerde, camilerde ve sivil toplum kuruluşlarında Suriye’nin tarihinin, kültürünün, toplumsal yapısının ve güncel durumunun anlatılması gerektiğini belirten Cırık, özellikle gençlerin bu konuda doğru bilgiye ulaşmasının önemine dikkat çekti.
Cırık, konuşmasını Türkiye’nin ve İslam dünyasının bölgedeki gelişmelere karşı daha bilinçli ve hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayarak tamamladı.
“Bizim derdimiz birilerini eleştirmek, aşağılamak, dışlamak değil. Ama bu ülke bizim ülkemiz. Bu gemi su alırsa sadece Türkiye değil, dünya Müslümanlarının umutları da kırılır. Onun için gece gündüz demeden fikir adamlarını, ilim adamlarını, alimleri ve irfan sahiplerini Suriye’yi anlatma ve orayı doğru anlama noktasında harekete geçirmemiz gerekiyor.”





















