
RFA’nın 17 Nisan 2026 tarihli haberinde yer alan bilgilere göre, Çin yönetimi daha önce Enver Tursun hakkında “ciddi disiplin ve yasa ihlalleri” iddiasıyla soruşturma başlatıldığını duyurmuş, ancak suçlamaların içeriği açıklanmamıştı. Yapılan araştırmalar sonucunda, Tursun’un geçmişte görev yaptığı dönemlerde Türkiye yapımı film ve dizileri izlediğinin ortaya çıktığı ve bunun tutuklanmasına gerekçe yapıldığı belirtildi.
Haberde, söz konusu durumun bir cezaevi sorgusu sırasında ortaya çıktığı aktarıldı. Siyasi eğitim oturumlarında ifade veren bir tutuklunun, Enver Tursun’un da Türk filmleri izleyenler arasında yer aldığını söylemesi üzerine yetkililerin harekete geçtiği kaydedildi. Bu bilginin ardından Çin güvenlik birimlerinin Tursun hakkında soruşturma başlattığı ifade edildi.
Yetkililerin yaptığı incelemelerde Tursun’un yaklaşık 70 saatlik Türk filmi izlediğinin tespit edildiği ve bunun “görev gereği değil, Türkiye’ye duyulan ilgi ve duygusal yakınlık” olarak değerlendirildiği aktarıldı.
1971 yılında Kaşgar’da doğan Enver Tursun’un uzun yıllar boyunca çeşitli idari görevlerde bulunduğu, ilçe yöneticiliği ve vali yardımcılığı gibi görevler üstlendiği belirtildi. Aynı zamanda geçmişte “yasaklı” ses ve görüntü materyallerinin toplanmasından sorumlu olduğu ve bu faaliyetleri nedeniyle üst makamlar tarafından ödüllendirildiği de haberde yer aldı.
Buna rağmen, tüm kariyerine rağmen Türk filmleri izlemesinin “suç” sayılması sonucu gözaltına alındığı ifade ediliyor. RFA’ya konuşan kaynaklara göre, Tursun başlangıçta filmleri görev kapsamında izlediğini savunarak kendini aklamaya çalışsa da bu savunma kabul edilmedi.
Uzmanlar, bu olayın Çin’in Uygur Türklerine yönelik kültürel ve ideolojik baskısının geldiği noktayı gözler önüne serdiğini belirtiyor. Özellikle Türkiye ile kültürel bağların dahi “tehdit” olarak görülmesi, bölgedeki asimilasyon politikalarının derinliğine işaret ediyor.
Uluslararası insan hakları kuruluşları ise Çin’in Doğu Türkistan’daki uygulamalarını uzun süredir eleştiriyor. Milyonlarca Uygur’un toplama kamplarında tutulduğu, kültürel ve dini kimliklerinin sistematik şekilde baskı altına alındığı yönündeki raporlar, bu tür vakalarla birlikte yeniden gündeme geliyor.
