Dünya Uygur Kongresi (DUK), 23 Ekim 2026 tarihli haftalık bülteninde Doğu Türkistan’daki insan hakları durumuna ilişkin üç önemli başlığı öne çıkardı. Bülten; Uygur hakları savunucularının karşılaştığı sınır ötesi baskıları, bölgede zorla çalıştırma iddialarını ve Çin’in enerji ile nükleer altyapı faaliyetlerinin küresel sonuçlarını ele alan değerlendirmelere yer verdi.
Dolkun İsa: Uygurlar demokratik ülkelerde de baskı riskiyle karşı karşıya
Uygur Demokrasi ve İnsan Hakları Merkezi (UZDM) Başkanı Dolkun İsa, Polonya merkezli TVP World’e verdiği kapsamlı mülakatta Doğu Türkistan’daki insan hakları durumunu ve Uygur mültecilerin karşılaştığı sorunları değerlendirdi.
İsa, kendi aktivizm sürecinde yaşadığı zorluklara da değinerek Uygurların güvenlik ve koruma arayışında karşılaştıkları engellere dikkat çekti.
Mülakatta öne çıkan konulardan biri de sınır ötesi baskılar oldu. İsa, Uygur Türklerinin Almanya gibi demokratik ülkelerde dahi tehdit, yıldırma ve tacizle karşılaşabildiğini belirterek bu durumun uluslararası düzeyde ciddiyetle ele alınması gerektiğini vurguladı.
İsa ayrıca Avrupa hükûmetleri ve diğer devletlerin, hedef alınan kişileri koruma ve sınır ötesi baskılardan sorumlu olanları hesap verebilir kılma sorumluluğuna dikkat çekti.
Doğu Türkistan’daki ihlallerin küresel sonuçları
Network for Uyghur Rights (NUR) eş direktörleri Zubayra Şemseddin ve Peter Irwin, 21 Ekim’de yayımladıkları “The Global Cost of Ignoring Xinjiang” başlıklı analizde, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerinin etkilerinin Uygur toplumu ile sınırlı kalmadığını ortaya koydu.
Analizde; devam eden tutuklamalar, gözetim uygulamaları, zorla çalıştırma iddiaları ve asimilasyon politikalarının, uluslararası ilginin azalmasıyla birlikte sürme riski taşıdığı ifade edildi.
Çalışmada ayrıca Çin’in bölgedeki sanayi ve stratejik faaliyetlerinin genişlemesine dikkat çekildi. Kömür üretiminin büyümesi, küresel güneş enerjisi tedarik zincirleri ve nükleer altyapı faaliyetleri, değerlendirmede öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Araştırmacılar, kömür üretimindeki genişlemenin küresel iklim hedefleri açısından risk oluşturabileceğini, zorla çalıştırma konusundaki endişelerin ise uluslararası tedarik zincirleri bakımından önemini koruduğunu belirtti.
Analizde, Lop Nur bölgesindeki nükleer altyapının genişlemesine ilişkin kaygılar da dile getirildi. Hesap verebilirlik ve yerel halkın karar alma süreçlerine anlamlı katılımının bulunmamasının çevrenin korunması ve uluslararası güvenlik açısından sonuçlar doğurabileceği savunuldu.
Somon yetiştiriciliği sektöründe zorla çalıştırma iddiaları
Doğu Türkistan’da gelişmekte olan somon yetiştiriciliği sektörü de bültende ele alınan konular arasında yer aldı.
Asiye Uygur’un 21 Ekim’de yayımladığı “Salmons and Uyghur Labor: Traceable Fish, Unanswered Questions” başlıklı makale, bölgede yetiştirilen somonların üretim koşullarına ve iş gücünün durumuna ilişkin soruları gündeme taşıdı.
Makale, Çin medyasında sektörün yükselen işçi gelirleri, teknolojik gelişme ve ürünlerin izlenebilirliği üzerinden savunulmasına karşılık, bu unsurların çalışanların özgür iradeleriyle istihdam edildiğini tek başına kanıtlamayacağını vurguladı.
Çin hükûmetine ait belgelerden yararlanılan değerlendirmede; devlet tarafından organize edilen iş gücü transferleri, siyasi eğitim uygulamaları, çalışanların izlenmesi ve istihdamda devamlılığı sağlamaya yönelik hedefler üzerinde duruldu. İli İlçesi’ne bağlı Nilka bölgesinde uygulanan politikalar da bu kapsamda ele alındı.
Makale, yüksek ücretlerin ve ileri üretim teknolojilerinin zorlamanın bulunmadığını göstermeye yeterli olmadığını belirtti. Çalışanların işe alınmayı reddedebilmesi, işten ayrılabilmesi ve herhangi bir yaptırımla karşılaşmadan önceki yaşam biçimlerine dönebilmesi gibi ölçütlerin incelenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Uluslararası denetim ve hesap verebilirlik çağrısı
Dünya Uygur Kongresi’nin haftalık bülteninde bir araya getirilen değerlendirmeler, Doğu Türkistan’daki insan hakları meselesinin farklı boyutlarını ortaya koyuyor. Uygur hakları savunucularının yurt dışında karşılaştıkları baskılar, bölgedeki çalışma koşulları ve ekonomik faaliyetlerin çevresel etkileri, uluslararası toplumun gündemindeki başlıklar arasında bulunuyor.
Bültende yer verilen analiz ve makaleler, insan hakları ihlallerine ilişkin iddiaların bağımsız biçimde incelenmesi, tedarik zincirlerinin denetlenmesi ve sorumluların hesap verebilirliğinin sağlanması gerektiğine işaret ediyor.
Doğu Türkistan’daki gelişmelerin yalnızca bölgesel bir mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan bu çalışmalar, insan haklarının korunması ile küresel ekonomik ve çevresel sorumluluklar arasındaki ilişkiyi de yeniden gündeme taşıyor.























