
1. Başlığın grameri: Kim, neyin pratiğini yapıyor?
Başyazının başlığına bir bakın: Bir bildirim değil, bir çağrı. «Yeni bir başlangıç noktasında, Çin tarzı modernleşmenin Xinjiang pratiğini ileriye taşımak için güçlü biçimde çaba göstermek» (在新起点奋力推进中国式现代化新疆实践). Alt başlık ise niyeti açık ediyor: Bu bir tebrik yazısı; Parti’nin Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi 11. Kongresi’nin kapanışını kutluyor. [1]
İlk analitik ipucu, başlığın dilbilgisinde gizli. «Çin tarzı modernleşmenin Xinjiang pratiği» (中国式现代化新疆实践) tamlaması, modernleşmenin sahibini —«Çin tarzı» (中国式)— uygulama alanından —«Xinjiang pratiği» (新疆实践)— titizlikle ayırıyor. Başka bir deyişle “Xinjiang” burada bir özne değil, bir uygulama sahası. Model ülkesel, icra yeri bölgesel. Bu kurgu, söylemin geri kalanını baştan belirliyor: “Xinjiang” kendi modernleşmesini kurmaz; ulusal bir modelin yerel icrasını üstlenir.
Başyazının kavram dağarcığı da aynı mimariye hizmet ediyor. «Yeni dönemde Parti’nin Xinjiang’ı yönetme stratejisi» (新时代党的治疆方略); «toplumsal istikrar ve kalıcı düzen» (社会稳定和长治久安) —ki çalışmanın «genel hedefi» (总目标) olarak sunuluyor—; «Çin ulusu ortak topluluk bilincini sağlamlaştırmak» (铸牢中华民族共同体意识) —metinde işin «ana hattı» (主线) sayılıyor— ve «beş özdeşleşme» (五个认同). Bu terimlerin yalnızca Doğu Türkistan’a özgü olmadığını, Çin genelinde Xi Jinping dönemi etnik çalışma doktrininin yapısal bir bileşeni olarak şablonlaştırıldığını biliyoruz (Hao, 2018). Söz konusu kavramsal çerçeve, literatürde etnik özerklik modelinden erime ve entegrasyon odaklı bir tekilliğe geçişi simgeleyen «ikinci nesil etnik politika» tartışmalarıyla doğrudan örtüşmektedir (Elliott, 2014). Nitekim «narlar gibi birbirine kenetlenme» metaforuyla somutlaşan ve bölgede istikrar ile birliğin ontolojik harcı gibi sunulan «Kızıl Nar Ruhu» (红石榴精神), bu şablonun duygusal ve söylemsel taşıyıcısıdır (Z. Zhang, 2026). Tibet’teki muadil metinler de neredeyse birebir aynı kalıbı kurar: «Çin tarzı modernleşmenin Tibet’e dair yeni bölümünü yazmak» (奋力谱写中国式现代化西藏新篇章). Üstelik aynı siyasal yüksekliğe —«iki tespit» (两个确立) ve «iki koruma» (两个维护)— atıf yapar (西藏自治区人大民族宗教外事侨务委员会, 2026). Bu tekrar bize bir şey söylüyor: Karşımızdaki metin bir analiz değil, yukarıdan inşa edilmiş normatif bir çerçevedir.
2. Modernleşme neden bir «sembolik araç»?
Modernleşme kavramının Çin siyasal söyleminde nasıl çalıştığını inceleyen araştırmalar, doğrudan meselenin epistemik merkezine dokunuyor. Modernleşme, Çin’in siyasal dilinde tarihsel olarak ulusal uzlaşmayı temsil eden, aşkın ve ucu açık bir «mitsel simge» hâline gelmiş; sonraki dönemlerde ise içeriği değişen ama kendisi kalıcı olan bir simge olarak, değişen siyaset önceliklerini meşrulaştırma işlevi görmüştür (Y. Zhang, 2025). Aynı literatür bu işleyişi, Batı kökenli kavramların sembolik araç olarak devralınması —seçici benimseme, yaratıcı bağlama ve diyalektik bütünleştirme— biçiminde tanımlar (Y. Zhang, 2025). Modernleşme söyleminin kurumsal olarak inşası ise açıkça bir «Batı modernleşme söyleminin hegemonyasıyla» baş etme meselesi olarak çerçevelenir (H. Zhang, 2024). Çin milliyetçiliğinin bu ikili karakteri —bir yanda evrensel medeniyetçi bir yükseliş retoriği, diğer yanda katı iç denetim pratikleri— modernleşmeyi çok boyutlu bir aygıta çevirir (Golod, 2025). Nitekim «Çin modeli» tartışmalarının da doğrudan ÇKP’nin tekil meşrulaştırma çabasının bir parçası olduğu belgelenmiştir (Jin, 2025).
Bu işleyişi adlandırmak için Pierre Bourdieu’nün kavram setine başvurabiliriz. Doxa, egemen olanın bakış açısıdır; kendini tarafsız ve evrensel bir bakış olarak sunar; tam da bu sayede sembolik şiddetin üreme zeminini kurar (Cooper vd., 2011). Sembolik şiddetin ayırt edici yanı, bilinçli bir zorlama olmaksızın işlemesidir (Cooper vd., 2011); dünyaya dair temsillerin «meşru olarak deneyimlenecek» biçimde dayatılmasıdır ve bu, bir yanlış tanıma (misrecognition) süreciyle gerçekleşir (Lin, 1999). Kritik nokta şudur: Tahakkümün meşruluğu, tahakküm altına alınanların nesnel suç ortaklığından vazgeçemez. Sembolik iktidar, «egemenliğe alınanların kendi tahakkümlerine katkıda bulunmasıyla» işler (Susen, 2013). Bourdieu buna «tatlı şiddet, duyarsız, kendi kurbanlarına görünmez» der (Susen, 2013). Tahakkümün en yetkin biçimi ise egemenliğe alınanların «şeylerin düzenini sorgulamayı bırakması», kurulu iktidar ilişkilerini «doğal, verili ve değiştirilemez» görmeye başlamasıyla ortaya çıkar (Thapar-Björkert vd., 2016).
İşte bu yüzden «Çin tarzı modernleşme» söylemi, yalnızca teknik bir kalkınma anlatısı olarak değil; dünyayı sınıflandıran, hiyerarşileri doğallaştıran ve itiraz zeminini peşinen ahlak dışı kılan bir sembolik iktidar aygıtı olarak okunmalıdır. Söylemin gücü çıplak baskıdan değil, kaçınılmazlık görünümünden beslenir.
3. Çin Devleti açısından anlamı: Meşruluk, performans, bütünlük
Söylemi devletin kendi konumundan okumak, onu çürütmek için değil anlamak için şarttır. Devlet yanlısı akademik çerçeve, Çin tarzı modernleşmeyi devlet kapasitesine, kurumsal sürekliliğe ve insan merkezli bir normatif yönelime dayanan, yönetim odaklı bir yol olarak tanımlar ve onu birbirini pekiştiren dört mantığa —tarihsel, kurumsal, yönetimsel ve medeniyetsel— bağlar (Liu, 2025). Liu, bunun «Batı modernleşmesinin türevi ya da alternatif bir versiyonu» olarak görülmemesi gerektiğini savunur (Liu, 2025). Bu, söylemin kendi öz-anlayışıdır ve eleştirel analiz onu ciddiye almak zorundadır.
Bu öz-anlayışın en açık hukuki formülasyonu, 2026 tarihli Ulusal Birlik ve İlerleme Teşvik Kanunu üzerine yapılan çözümlemelerde karşımıza çıkar. Kanunun ilgili hükümlerinden, Çin tarzı modernleşmenin yegâne öznesinin «Çin ulusu» (中华民族) olduğu sonucu çıkarılmaktadır; Çin ulusunun modernleşmesi de ekonomik, siyasal, kültürel, toplumsal ve ekolojik olmak üzere bütüncül bir inşadır (Yang, 2026). Bu tek formül başyazının bütün mimarisini açıklar: Modernleşme yerel veya çoğul bir toplumsal süreç değil, tekil bir ulusal öznenin kendi inşasıdır. Aynı çerçevede, «Çin ulusunun büyük birliğini teşvik ederek Çin tarzı modernleşmeyi ilerletme» sürecinde dijital gözetim ve yönetim teknolojileri ile ortak topluluk bilincinin eşgüdümlü işletilmesi önerilmektedir (Yang, 2026). Yani söylem, hem ideolojik bir hedef hem de bir yönetim teknolojisidir.
Başyazının rakamları da aynı çerçevede bir performans anlatısı kurar: «14. Beş Yıllık Plan dönemi» (十四五) boyunca bölgesel GSYH’nin yıllık ortalama %5,9 büyüdüğü ve 2025’te 2,15 trilyon yuana ulaştığı; tahıl üretiminin 169,8 milyar jin (yaklaşık 84,9 milyon ton) arttığı ve bu artışın ülke genelinde birinci olduğu; 3046 kilometrelik Taklamakan çevresi ekolojik bariyerin tamamlandığı aktarılır. Bu rakamlar metnin kendi ifadesiyle «resmî gazetenin beyanlarıdır» ve bağımsız doğrulanmış bulgu olarak değil, resmî performans meşrulaştırması olarak okunmalıdır. Nitekim resmî medya anlatılarını çözümleyen araştırmalar, bu tür içeriklerin salt makro veri yerine «mikro-çerçeveler» kullandığını gösterir: Kişisel başarı öyküleriyle «çalışkanlık, büyüklere saygı, kendini eğiterek geliştirme» gibi ana akım değerler aşılanmakta, bu strateji beyaz kitaplara kadar girmektedir (Alpermann ve Malzer, 2023). Aynı çalışma, anlatıların ortak paydasını şöyle özetler: Devleti, bu süreçleri başlatmaya ve toplumu olumlu dönüştürmeye muktedir «tek aktör» olarak sunmak (Alpermann ve Malzer, 2023).
Bu anlatının pastoral (çobanlık) karakteri, resmî söylemin mekân, müze ve basın üzerinden nasıl işlediğini inceleyen çalışmada berraklaşır: «İlerleme, istikrar, kalkınma ve modernlik birbirine geçer ve birbirini imler.» Bu söylemler yalnızca tarihi ya da güncel olayları temsil etmez; devleti şefkatli ve babacan bir tarzda tasvir ederek mevcudiyetini ve güç kullanımını meşrulaştırır (X. Zhang vd., 2018). Gazetelerdeki temalar ise «Xinjiang’ın İç Çin’e bağımlılığını» ve merkezi liderliğin vazgeçilmezliğini yineler (X. Zhang vd., 2018).
Devlet açısından söylemin üç temel işlevi bulunmaktadır:
- Meşruluk: Kalkınma ve altyapı, siyasal sadakatin ve entegrasyonun ödülü olarak sunulur.
- Bütünlük: «Çin ulusu» ortak topluluk bilinci, tüm yerel aidiyetleri ikame eden ana hat hâline getirilir (Yang ve Zhang, 2026).
- Kurumsallaşma: Söylem, yasal düzenlemeler ve «etki değerlendirmesi» mekanizmalarıyla sabitlenir; etnik unsur taşıyan her politika, «Çin ulusu ortak topluluk bilincini sağlamlaştırma etkisi değerlendirmesine» tabi tutulur (Ha ve Li, 2026). Bu üçüncü işlev, söylemin doğallaştırma gücünü hukuki ve idari olarak kalıcılaştırır.
4. Söylemin iç mantığı: Ne kadar tutarlı?
Adil olalım: Söylem kendi iç aksiyomları içinde son derece tutarlıdır. Zincir kusursuz kurulur: istikrar → kalkınma → refah → birlik → modernleşme → daha fazla istikrar. Başyazı da tam bu zinciri işler; «toplumsal istikrar ve kalıcı düzeni» genel hedef, «ortak topluluk bilincini sağlamlaştırmayı» ana hat, maddi kalkınmayı ise bunun reddedilemez kanıtı olarak konumlandırır.
Ancak bu tutarlılığın ağır bir epistemolojik bedeli vardır: Kapanma. Çin’in resmî anlatılarını beyaz kitaplar üzerinden çözümleyen bir araştırma, metinlerdeki temel paradigmanın bir istisna olmadığını, Çin’in genel yönetim stratejisiyle tam bir uyum taşıdığını; Doğu Türkistan’daki katı uygulamaların ise bu paradigmanın «aşırı sonuçları»nı temsil ettiğini savunur (Gallelli, 2022). Söylem analizi bir adım daha ileri gider: Kalkınmayı siyasal meşruluğun temel ön koşulu sayan bu dil, kalkınmayı sürdüren resmî bilgi ve değerlerle özdeşleşmeyenleri doğrudan güvenlik tehdidi olarak damgalar (Floriano, 2025). Yani söylemin kendi içindeki tutarlılığı, kendi dışında kalan tüm toplumsal ve kültürel konumları gayrimeşru ve okunamaz kılarak sağlanır.
Tarihsel anlatının buradaki rolü de araçsaldır: Doğu Türkistan’da tarih, «ÇKP yönetimini haklılaştırmak için araçsal» biçimde seferber edilmiştir. Resmî beyaz kitaplar bölgenin Çin tarihindeki ezeli yerini, anakarayla kopmaz bağlarını ve Parti’nin medenileştirici rolünü vurgular (Rippa, 2021). Böylece modernleşme söylemi tarihselleştirilmiş bir iddiayla —«bu topraklar zaten bu bütünün parçasıdır»— birleşerek kalkınmayı tarihsel bir kaderin tamamlanması olarak kurgular.
5. Uygurlar açısından anlamı: Kalkınma kimin için?
Aynı söylem, sahadaki yerel aktörler ve ezilenler açısından bambaşka bir tecrübeye işaret eder. Uzun süreli saha çalışmaları, kalkınma ve modernist kentleşme programlarının bölgeye sonradan gelen Han yerleşimcilere avantaj sağlarken yerel halk üzerindeki gözetim, mekânsal tecrit ve denetim mekanizmalarını derinleştirdiğini gösterir (Byler, 2022). Mekânın Çinlileştirilmesi ve etno-dinsel asimilasyon, kentsel dokunun dönüştürülmesiyle doğrudan bağlantılıdır (McCarthy, 2024). Tynen’in çalışması, kırsal Doğu Türkistan’dan gelen Uygurların «üçlü mülksüzleştirme» yaşadığını belgeler: kırdan yerinden edilme, kentte güvencesizleşip yabancılaşma ve nihayetinde kentsel alanlardan tahliye edilme (Tynen, 2020). Bu vakada ekonomik kalkınma, müdahaleci devlet iktidarıyla iç içe geçerek kırılgan yerel kesimleri evlerinden ve üretim araçlarından koparmıştır (Tynen, 2020). Kaşgar üzerine on yıla yayılan etnografik çalışma da toplumsal tabakalaşma ve etnik gerilimlerin derinleşmesini iki aşamalı bir devlet stratejisinin sonucu olarak açıklar: 2014 öncesinde kentsel dokunun modernist kalkınma adına radikal biçimde yıkılıp yeniden modellenmesi ve bunu izleyen mutlak güvenlikleştirme dalgası (Steenberg ve Rippa, 2019).
İstihdam ve emek alanı, modernleşme söyleminin en yoğun çelişkiler barındırdığı sahadır. Zenz’in çözümlemeleri, bölgedeki «Emek Transferi Yoluyla Yoksullukla Mücadele» programlarının ülke genelindeki geleneksel yoksulluk giderme pratiklerinden radikal biçimde farklılaştığını ortaya koyar; Pekin 2014 sonrasında istihdamı ideolojik dönüştürme ve radikalleşmeden arındırma hedefine bağlamış, Uygur nüfusun eksik istihdamı «toplumsal istikrar ve ulusal güvenlik meselesi» olarak görülmüştür (Zenz, 2023). Bu politikalar büyük ölçüde teknik bir «yoksullukla mücadele» görüntüsü altında yürütülmektedir (Zenz, 2019). Ekonometrik araştırmalar da kamu iktisadi teşekküllerinin etnik huzursuzluk riskini bertaraf etmek amacıyla azınlık erkekleri istihdam ettiğini, bu süreçte ücretler yükselse bile özel sektördeki azınlık istihdamının düştüğünü; yani istihdamın bir piyasa dinamiği değil, otokratik bir kontrol mekanizması olarak işletildiğini doğrulamaktadır (Wen, 2025).
Bununla birlikte, analitik nesnellik karşı kanıtları da dikkate almayı gerektirir: Yoksullukla mücadele programlarını sentetik kontrol ve farkların farkı (difference-in-differences) yöntemleriyle inceleyen ampirik çalışmalar, hedeflenen bölgelerde kişi başı GSYH ve altyapı göstergelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler yaşandığını göstermektedir (Luo ve Song, 2025). Dolayısıyla mesele basitçe «kalkınmanın olmadığı» iddiası değildir; mesele, kalkınmanın kimin şartlarıyla üretildiği, nasıl bölüşüldüğü ve neyin tasfiyesi pahasına gerçekleştiğidir.
Nitekim Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde modernlik ve altyapı yatırımlarının, ekonomik büyümenin ötesinde sömürgeci bir denetim siyasetini gizlediği ve yerel kimlikleri aşındırdığı diaspora anlatılarında açıkça dile getirilmektedir (Olivieri, 2021). Yani aynı kavram —modernleşme— bir merkez için meşru bir sıçrama tahtası, periferideki yerli halk için ise varoluşsal bir tehdit olarak yaşanmaktadır.
6. Söylemin sınırı: Rıza mı, itaat mi?
Buraya kadarki analiz söylemin ne denli incelikle kurulduğunu gösterir; fakat onun gerçekte ne kadar «rıza» üretebildiğini kanıtlamaz. Bourdieu’nün sembolik şiddet kuramı tam da bu sınırda kritik bir eşiğe gelir: Sembolik şiddet, ancak hedef kitlenin içselleştirmesi ve meşrulaştırıcı suç ortaklığıyla işler (Susen, 2013). Eğer Doğu Türkistan sahasında üretilen şey içselleştirilmiş bir meşruiyet (doxa) değilse; karşımızdaki tablo rıza değil, salt zorunlu itaattir. Dayatma gerçekleşmekte, ancak sembolik şiddet tanıma düzeyinde başarısızlığa uğramaktadır.
Maddi pratikler bu tezi destekler. Modern Çin’de sembolik iktidarın dönüşümünü inceleyen çalışmalar, sembolik iktidarın tek başına değil, «askerî ve fiziki güçle eşgüdümlü olarak» işletildiğini gösterir (Tu, 2024). Dolayısıyla Doğu Türkistan’da karşılaştığımız durum, saf bir sembolik ikna süreci değil; sembolik tahakküm ile çıplak devlet zayiatının hibrit bir birlikteliğidir. Medya ve kamu diplomasisindeki temsil stratejileri de belirli göstergeleri parlatırken hakikatin diğer boyutlarını sistematik biçimde görünmez kılar (Wang ve Liang, 2024).
Bu görünmez kılma, dilsel ve toponimik müdahalelerle belleğin silinmesine kadar uzanır. Bölgedeki köy ve yerleşim adlarının yerel-kültürel bağlamından koparılarak ulusal-ideolojik adlarla değiştirilmesi, mekânın hafızasını imha eden toplumdilbilimsel bir şiddettir (Eruygur, 2024). Bu pratik, Uygur kimliğinin felsefi ve ideolojik düzeyde devlet eliyle yeniden yapılandırılmasının ve özgün kültürel kodlarından arındırılmasının doğrudan bir uzantısıdır (Eruygur, t.y.).
Bu nedenle resmî bir metin okunurken üç katman titizlikle ayrılmalıdır:
- Resmî beyan: Başyazının iddia ettiği GSYH artışları ve Taklamakan bariyeri gibi kendi meşruiyet anlatıları.
- Akademik çözümleme: Söylemin hangi mantıkla kurulduğunu, hangi araçlarla doğallaştırıldığını açığa çıkaran kuramsal analiz.
- Ampirik tecrübe: Söylemin örttüğü gerçeklik; yani yerinden edilme, toponimik kıyım, kimliksizleştirme, emek transferi ve yüksek teknolojik gözetim.
Sonuç: Bir söylemi okumanın kuralları
Başyazının omurgasını oluşturan «Çin tarzı modernleşmenin Xinjiang pratiği» formülasyonu; tesadüfi bir propaganda cümlesi değil; arkasında hukuk normlarını, parti-devlet disiplinini ve kurumsal şiddet aygıtlarını barındıran gelişkin bir söylemsel mimaridir. Bu söylem, devlet cephesinden bakıldığında üç hayati amaca hizmet etmektedir: Bölgedeki varlığı ekonomik göstergelerle tahkim eden bir performans meşruluğu, yerel aidiyetleri eritmeyi hedefleyen bir ulusal bütünlük ve siyasal denetimi kanun maddelerine döken bir kurumsallaşma. Bu mimaride Xinjiang asla kendi kaderini tayin eden bir özne değildir; yalnızca Pekin tarafından tasarlanan tek-tipleştirici bir modernliğin uysal uygulama sahasıdır.
Eleştirel bir analizin görevi, kalkınmanın fiziksel ve istatistiksel gerçekliğini toptan inkâr etmek değildir. Zira yoksullukla mücadele veya altyapı inşası gibi alanlarda kaydedilen maddi çıktıların gerçekliği ampirik bir olgudur. Asıl soru şudur: Bu modernleşme kimin adına, neyin pahasına ve hangi özgürlüklerin tasfiyesiyle yürütülmektedir? Bourdieu’cü anlamda sembolik şiddet, kalkınmanın kendisi değildir; kalkınmanın ardındaki mülksüzleştirmeyi, gözetimi, toponimik hafıza kırımını ve kültürel erozyonu «tarihsel bir kaçınılmazlık ve tartışılmaz bir lütuf» kılığına sokan doksik perdedir. ÇKP’nin inşa ettiği söylem; itirazı sadece yasa dışı değil, modernliğe karşı ilkel bir direniş gibi kodlayarak gayriahlaki ve gayrimeşru ilan etmektedir.
Tam da bu nedenle metnin manşete çektiği «Yeni bir başlangıç noktası» ifadesi, masum bir zaman kurgusu değildir. Felsefi ve siyasi olarak her «yeni başlangıç», kendisinden önce var olan bir durumun, bir hafızanın ve bir düzenin sona erdirildiğini ima eder. Başyazının bütün coşkulu satır aralarında en derin biçimde sustuğu yer tam burasıdır: Neyin bitirildiği, kimin hafızasının silindiği ve bu yeni başlangıcın kimin kültürel ve insani enkazı üzerinde yükseldiği. Söylemi eleştirel okumak; parıltılı modernleşme istatistiklerinin arkasındaki bu sessizliği duymak ve kurulan dünyanın kimler için bir gelecek, kimler için ise bir hafıza kaybı anlamına geldiğini teşhis etmektir.
Kaynakça
● Alpermann, B., & Malzer, M. (2023). “In other news”: China’s international media strategy on Xinjiang—CGTN and New China TV on YouTube. Modern China, 50(2), 135–178. https://doi.org/10.1177/00977004231169008
● Byler, D. (2022). The camp fix: Infrastructural power and the “re-education labour regime” in Turkic Muslim industrial parks in north-west China. The China Quarterly, 255, 628–643. https://doi.org/10.1017/s0305741022001618
● Cooper, C., Coulson, A. B., & Taylor, P. (2011). Accounting for human rights: Doxic health and safety practices – The accounting lesson from ICL. Critical Perspectives on Accounting, 22(8), 738–758. https://doi.org/10.1016/j.cpa.2011.07.001
● Elliott, M. (2014). The case of the missing indigene: Debate over a “second-generation” ethnic policy. The China Journal, 73, 186–213. https://doi.org/10.1086/679274
● Eruygur, A. (t.y.). Çin Devletinin Türkoloji anlayışı ve Uygur kimliğinin yeniden inşası: Felsefi ve ideolojik katmanlar.
● Eruygur, A. (2024). Doğu Türkistan’daki köy adlarının değiştirilmesinin toplumdilbilim açısından incelenmesi. Dil Araştırmaları, 18(35), 221–241. https://doi.org/10.54316/dilarastirmalari.1507981
● Floriano, B. G.-N. (2025). Beyond words: Decoding power structures and rhetorical legitimating categories within Xinjiang white papers (2003–2019). International Journal of Asian Studies, 22(2), 313–334. https://doi.org/10.1017/s1479591424000457
● Gallelli, B. (2022). China’s official narratives on Xinjiang: Interethnic mingling, economic prosperity and religious terrorism. Asia Maior. https://doi.org/10.52056/9791254691793/04
● Golod, V. (2025). The dual dimensions of Chinese nationalism: Civilizational rhetoric and the practice of control. Journal of Cultural and Religious Studies, 13(11), 632. https://doi.org/10.17265/2328-2177/2025.11.003
● Ha, Z. [哈正利], & Li, H. [李涵伟]. (2026). 新时代中国民族事务治理的系统创新——以《民族团结进步促进法》为法治基石. https://doi.org/10.3969/J.ISSN.1672-0911.2026.03.017
● Hao, S. (2018). A review on Xi Jinping’s ideas of ethnic minority work. International Journal of Anthropology and Ethnology, 2(1). https://doi.org/10.1186/s41257-018-0012-4
● Jin, C. (2025). Debating national identity through the China model: An ideological spectrum analysis. Uluslararası İlişkiler Dergisi, 1–18. https://doi.org/10.33458/uidergisi.1740217
● Lin, A. M. Y. (1999). Doing-English-lessons in the reproduction or transformation of social worlds? TESOL Quarterly, 33(3), 393. https://doi.org/10.2307/3587671
● Liu, B. (2025). The internal logic of Chinese-style modernization: A state governance perspective. Humanities and Social Science Research, 8(6). https://doi.org/10.30560/hssr.v8n6p11
● Luo, Q., & Song, S. (2025). China’s pairing poverty alleviation program: Insights from Xinjiang. Chinese Studies, 14(1), 22–41. https://doi.org/10.4236/chnstd.2025.141003
● McCarthy, S. K. (2024). Sinicizing China’s world Muslim city: Spatial politics, national narratives, and ethnoreligious assimilation in the PRC. Comparative Studies in Society and History, 67(1), 62–89. https://doi.org/10.1017/s0010417524000276
● Olivieri, C. (2021). Impacto glocal de Bandung a la Iniciativa “Belt and Road”: Flujos de materiales, energías y humanos y sus efectos en la (in)justicia socio-ambiental en China. Relaciones Internacionales, 47, 237–256. https://doi.org/10.15366/relacionesinternacionales2021.47.012
● Rippa, A. (2021). Borderland infrastructures. Amsterdam University Press. https://doi.org/10.5117/9789463725606
● Steenberg, R., & Rippa, A. (2019). Development for all? State schemes, security, and marginalization in Kashgar, Xinjiang. Critical Asian Studies, 51(2), 274–295. https://doi.org/10.1080/14672715.2019.1575758
● Susen, S. (2013). Bourdieusian reflections on language: Unavoidable conditions of the real speech situation. Social Epistemology, 27, 199–246. https://doi.org/10.1080/02691728.2013.818733
● Thapar-Björkert, S., Samelius, L., & Sanghera, G. (2016). Exploring symbolic violence in the everyday: Misrecognition, condescension, consent and complicity. Feminist Review, 112(1), 144–162. https://doi.org/10.1057/fr.2015.53
● Tu, J. (2024). The evolution of symbolic power in modern China: Assimilation and exclusion dynamics from the Qing dynasty to present. Journal of Political Science Research, 5(1). https://doi.org/10.23977/polsr.2024.050116
● Tynen, S. (2020). Dispossession and displacement of migrant workers: The impact of state terror and economic development on Uyghurs in urban Xinjiang. Central Asian Survey, 39(3), 303–323. https://doi.org/10.1080/02634937.2020.1743644
● Wang, D., & Liang, S. (2024). Discourse construction of Chinese modernization from the perspective of Malaysian media. Humanities and Social Sciences Communications, 11(1). https://doi.org/10.1057/s41599-024-03152-9
● Wen, J. (2025). State employment as a strategy of autocratic control in China. The Review of Economics and Statistics, 1–45. https://doi.org/10.1162/rest_a_01567
● 西藏自治区人大民族宗教外事侨务委员会. (2026). 坚定贯彻实施民族团结进步促进法 奋力谱写中国式现代化西藏新篇章.
● Yang, J. [杨继文]. (2026). 铸牢中华民族共同体意识的基层治理法治单元——基于《民族团结进步促进法》的知识生产分析. https://doi.org/10.3969/j.issn.1674-9391.2026.05.015
● Yang, J. [杨继文], & Zhang, R. [张若曦]. (2026). 从“嵌入式”走向“体系化”:国家法律中铸牢中华民族共同体意识规定的优化进路——以《民族团结进步促进法》为基干. https://doi.org/10.13946/j.cnki.jcqis.2026.02.017
● Zenz, A. (2019). Beyond the camps: Beijing’s grand scheme of forced labor, poverty alleviation and social control in Xinjiang [Preprint]. https://doi.org/10.31235/osf.io/8tsk2
● Zenz, A. (2023). The conceptual evolution of poverty alleviation through labour transfer in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region. Central Asian Survey, 42(4), 649–673. https://doi.org/10.1080/02634937.2023.2227225
● Zhang, H. (2024). An inquiry into the factors influencing the role of Marxist Chineseization on the discourse system of Chinese-style modernization. Applied Mathematics and Nonlinear Sciences, 9(1). https://doi.org/10.2478/amns-2024-0938
● Zhang, X., Brown, M. S., & O’Brien, D. (2018). “No CCP, no new China”: Pastoral power in official narratives in China. The China Quarterly, 235, 784–803. https://doi.org/10.1017/s0305741018000954
● Zhang, Y. (2025). Western concepts as symbolic tools: Analyzing the framing strategy of modernization in Chinese political discourse [Preprint]. APSA Preprints. https://doi.org/10.33774/apsa-2025-mdq23
● Zhang, Z. (2026). Analysis of the theoretical origin and internal relationship between “Red Pomegranate Spirit” and unity and stability in Xinjiang. Academic Journal of Sociology and Management, 4(1), 1–6. https://doi.org/10.70393/616a736d.333430
Dipnot:
[1] “在新起点奋力推进中国式现代化新疆实践——热烈祝贺自治区第十一次党代会胜利闭幕,” 新疆日报, 2026年10月24日, A01版·要闻, https://xjrb.ts.cn/xjrb/20261024/264351.html.
