Z KUŞAĞI DİNSİZLEŞİYOR MU?

featured

Sosyolojiyle ilgilenen bir “Z Kuşağı” olarak sıkça karşılaştığım ve işittiğim “sosyolojik tespit”lerden bir tanesi, Z Kuşağının dinsizleşmesi veya dinsizleştirilmesi… Niçin ve nasılının cevabı olmadan kuru bir şikayete sığınılan bu probleme yakından yaklaşıldığında aslında problemin dinde değil, imanda olduğu açıktır. Bilhassa insanlar, bilineni bildikleri ancak görünenle bilineni  eşleştiremediklerinden dolayı bir şok etkisinde kalırlar… Günümüzde özellikle hürriyet eşiğinin aşılması ve bundan mütevellit hadiseye yanaşan insan şuurunun hayvandan farkının kalmayışıyla beraber sosyal medyada türeyen müçtehid taslaklarının mürailik tavırlarına bakan göz, hasmını tanıyor ama yanlış tanıyor… Deveyi pire, pireyi deve yapıyor… Aslında her şey bu sözde saklı. Özellikle çeyrek asırlık İmansız İslamcılık iktidarımızda yaşanan tablo bu… Develer pire, pireler deve yapılmakta ve en küçük sorunun bile çığ gibi büyüdüğü bir haldeyiz. Hürriyetin hakikatinin hakka esarette olduğu hakikatini göz önünde barındırdığımız zaman, aslında hayvandan tek farkımızın esaretimizin şuur ve irade terbiyemizden gelmesidir. Kültürel antropolog Clifford Geertz, insanın kendi ördüğü anlam ağlarında askıda kalan bir varlık olduğunu ifade eder. İnsanı biyolojik bir canlıdan (hayvan) ayıran temel fark, güdülerine doğrudan teslim olmak yerine, zihnini ve eylemlerini ahlaki, iradi ve ilahi ölçülere bağlama kapasitesidir. Émile Durkheim’ın kutsal ile dindışı (sacred and profane) ayrımında vurguladığı gibi, kutsala olan bağ (esaret), bireyi sahte ilahlara, nefsani arzulara ve dönemsel modalara kul olmaktan kurtaran gerçek hürriyet alanıdır. Önemli olan bu şuuru beslemek ve terbiye etmek olurken günümüz müçtehid taslakları ve ham softa kaba yobaz fetvacılarının ağzında “caiz” ve sahte tevazuyla makam ticaretinin bini bin para!!! Özellikle hepsinin AKP’li bir bürokratla kol kola arsız ve alaylı gülüşmeleri de mevcut… Sahte veliler ve sahte kerametlerden en fazla nem alan AKP’nin bu İmansız İslamcılık düzenine teşhisimizi koyalım: Yukarıdan-aşağıya doğru giden siyasal düzlemde, imam ne yaparsa cemaat daha fenasını yapar. Aynısı bugünkü tabloda da geçerli. Ekserisinin eli Kur’an dili yalan olmasının müsebbibini “ye kürküm ye” hakikatinin gösterdiği şekilciliklerinden anlayabiliriz. Basmakalıp ifadelerle fiyat etiketi belirler gibi fetva veren feraset yoksunlarının hâli, kâfirin dahi ağlayacağı düzeydedir… Böylelerine, Hakkın, riyâ ve gösteriş için namaz kılanlara tayin ettiği, cehennemde en acı tabakaya ait «Mâun» sûresini okumak ve «Siz zarfı boşaltıp içindeki mazrufu çöplüğe atmış sefillersiniz!» diye haykırmak gerekir. Oysa bilmek, ezbere bilgi değil, mesele üzerinde de tesbit, teşhis, tahlil sahibi olabilmektir.

 

Dikkat: Burada bahsedilen “bilme” kavramının günümüzdeki hâli “babam da bilir” gerçeğinden öteye geçmemektedir. Bilgi-irade-idrak safhalarıyla işleyen bilme sürecinde “irade” yoksunluğunda, cepheyi terk eden korkak kumandan misali gibi olur ve karşı taraftan kuvvetli ekipmanlarınız bile olsa başıboş ve bozuk olduğundan dolayı o savaşta hükmen mağlup sayılırsınız… İşte kuşağın tablosu! Bugün insanlar aidiyetten önce temsiliyet problemi yaşamaktalar. Bunun sorumlusu, müçtehid taslaklarını çıkaran zift medyasının tersinden bir keyfiyetle benzeri bir hareketini yapmaya uğraşıp bu horoz döğüşünden başarıyla çıkmayı bekleyen dünyası parlak ahireti zift diğer medyalar! Pire-deve misaline değinmiştik. Yıkmak için yapan müesseseyi tahrib vesilesi olan bu iki canavar grubun öz itibariyle birbirinden hiçbir farkı yok.

 

Tüm bunların ardından sarih bir çözüm olarak şunları söylemeliyim: Hayatının her safhasında bir takım ölçü ve anlayışlara nisbet hareket edeceği bir fikir sahibi olmalı gençlik… Bir veliden nakledeceğimiz ölçüyle: “Zifirî karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik!..” Ferden ferde tecrübeyle değişen his ve duyguların içerisinde sabit bir keyfiyet halinde olabilme kuvvetini gösteren insan, sarsılmaz! Yalnızca gençlikle alakalı bir mesele de değil bu. Gençlik, yaşla ilgisi olmayan bir ruh meselesidir. Bu ruha sahip çıkmak ve sabit bir keyfiyette (pergelin ayağının sabitliği diye anlatılabilir.) bulunmak gerek. Onu bulmak ise aramakla olur… Arayacaksın ki bulduğunun değerini anlayasın. Sonuç olarak: Dinsizleşme denilen olgu, bir sapma değil; sahte temsiliyete, biçimsel dindarlığa ve ahlaksızlaşan otoriteye karşı gelişen sosyolojik bir tepkidir (sekülerleşme refleksi). Dinin varlık krizi değil; dinin kurumlar, elitler ve medya eliyle etiğinden koparılıp göstergeye dönüştürülmesinin (simülasyon) yarattığı ahlaki krizdir.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!