
Bu yazı, Guangming Daily’de 15 Ekim 2026’da yayımlanan ve Güneydoğu Üniversitesi’nden Zhu Shanshan’ın imzasını taşıyan makaleye bir yanıttır.
Bir devletin insan hakları söylemini sınamanın en dürüst yolu, o söylemin en zor vakaya ne dediğine bakmaktır. Çin’in “dört küresel girişimi” için bu vaka Uygurlardır. Zhu Shanshan’ın makalesi girişimleri uluslararası insan hakları uzlaşısının yeni temeli olarak sunuyor (Zhu, 2026).[1] Ancak bu uzlaşının en ağır ihlalleriyle karşı karşıya olduğu Türk yurdu ve millet, yani Uygurlar ve diğer Türkî Müslümanlar, metinde tek bir kez bile anılmıyor. Bu yazı, makalenin dört başlığını bu sessizlik üzerinden okumayı öneriyor.
Metnin yokluğu bir bulgudur
Makale kalkınma, güvenlik, medeniyet ve yönetişim başlıklarını sıralıyor, ardından insan haklarının bu dört sütunla güçleneceğini söylüyor (Zhu, 2026). Bir hak savunusunda hangi vakaların seçildiği kadar hangilerinin dışarıda bırakıldığı da bir argümandır. Makalede ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, ayrımcılık yasağı, keyfî gözaltı yasağı ve mağdurların başvuru yolları gibi, Uygurlar bağlamında tartışılan hakların hiçbiri geçmiyor. Bunların yerine destek sayıları, diplomatik belgeler ve üst düzey yetkililerin olumlu sözleri konuyor.
Bu tercih tesadüf gibi görünmüyor. Metnin iddiası, insan haklarının devletler arası iş birliği ve uzlaşıyla ilerleyeceği yönünde. Oysa Uygurların maruz kaldığı insanlık dramı, insan haklarının asıl sınandığı yerin devlet ile birey arasındaki ilişki olduğunu gösteriyor.
Elimizdeki en güçlü belge: BM’nin kendi değerlendirmesi
Makale BM’ye sık sık atıf yapıyor. O hâlde BM’nin Uygurlar konusundaki kendi belgesine bakmak meşru bir ölçüt. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), 31 Ağustos 2022 tarihinde yayımladığı kapsamlı değerlendirme raporunda, Çin’in Doğu Türkistan’da Uygurlara ve diğer ağırlıklı olarak Müslümanlara yönelik sistematik uygulamaları detaylı biçimde incelemiştir. Rapor, kitlesel ölçekte keyfî ve ayrımcı gözaltıların boyutunu, bu gözaltıların hukuki ve politik çerçevede sistematik biçimde uygulanmasını, işkence ve kötü muamele örüntülerini, cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet iddialarını ile dinî, kültürel ve dilsel haklara yönelik ağır kısıtlamaları dikkate alarak şu sonuca varmıştır: Bu uygulamalar, uluslararası hukuk bakımından uluslararası suç, özellikle de insanlığa karşı suç teşkil edebilecek niteliktedir.Raporda açıkça vurgulandığı üzere, “Uygur ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman gruplara mensup kişilerin keyfî ve ayrımcı gözaltına alınmasının boyutu, temel hak ve özgürlüklerin bireysel ve kolektif olarak kısıtlanması ve mahrum bırakılması bağlamında değerlendirildiğinde, uluslararası suçlar, bilhassa insanlığa karşı suçlar oluşturabilir.” Bu tespit, yalnızca münferit ihlalleri değil; devlet politikası ve hukuki çerçeve içinde yürütülen, geniş ölçekli, sistematik ve ayrımcı bir yapıya işaret etmektedir.(OHCHR, 2022). Belge ayrıca 2017’den bu yana uygulanan keyfî gözaltı sisteminin daha geniş bir ayrımcılık arka planında yer aldığını, din özgürlüğü, mahremiyet ve dolaşım hakkı gibi alanlarda ağır kısıtlamalara yol açtığını belirtiyordu (OHCHR, 2022; USC U.S.-China Institute, 2022).
Burada iki ayrı değerlendirmeyi birbirinden ayırmak gerekiyor. OHCHR, bu suçların oluşabileceğini söylemiş, “soykırım” terimini ise kullanmamıştı (Uyghur Times, 2022). Ancak OHCHR’nin bu temkinli dili, konunun kapandığı anlamına gelmiyor. Aralık 2021’de Londra’da toplanan bağımsız Uygur Mahkemesi, Çin’in Uygurlara yönelik politikalarının soykırım, insanlığa karşı suç ve işkence oluşturduğu sonucuna vardı (Associated Press, 2021; ModelDiplomat, t.y.). Mahkemenin başkanı Sir Geoffrey Nice, daha önce Slobodan Miloşeviç’in yargılanmasında savcılık yapmış bir hukukçuydu ve karar, Uygurlara ve diğer Türklere yönelik doğum önleme tedbirlerine dayandırılıyordu. Karara göre Çin, “doğumları engelleyici tedbirler uygulayarak Uygurların önemli bir bölümünü yok etmeyi amaçlamış” ve soykırım işlemişti (NBC News, 2021). Kararda, Uygurların ve diğer Türklerin nüfusunu uzun vadede azaltmayı amaçlayan “kasıtlı, sistematik ve eşgüdümlü” bir politika izlendiği de belirtiliyordu (RFA, 2021). Tanık ifadeleri arasında zorla kürtaj, sterilizasyon, işkence, cinsel şiddet ve çocuklardan ayrı düşürme anlatıları yer alıyordu (NBC News, 2021; Law Society Gazette, 2021). Bu kararı olduğundan büyük ya da küçük göstermemek gerekir. Uygur Mahkemesi devlet destekli resmî bir yargı organı değildir. Hukukçu, akademisyen ve iş dünyasından kişilerden oluşan bağımsız ve gayriresmî bir heyettir ve Çin’i yaptırıma tabi tutma ya da cezalandırma yetkisi yoktur (Associated Press, 2021). Karar, mahkemenin kendisini kuran Nice’ın da belirttiği gibi, başka hiçbir ulusal ya da uluslararası organ bu meseleleri ele almadığı için ortaya çıkmıştı (BBC News, 2021). Çin hükümeti ise mahkemeyi “Çin karşıtı ve ayrılıkçı unsurların siyasi aracı” olarak niteledi (Associated Press, 2021). Bir uzman da kararın hukuki bir hüküm olmadığını, ancak hükümetler üzerinde ciddi bir baskı yaratabileceğini söylemişti (Associated Press, 2021).
Dolayısıyla soykırım iddiasının bağlayıcı hukuki nitelendirmesi, yetkili bir uluslararası yargı organının işi olarak açık kalıyor. Ama bu, iddiayı kanıtsız bırakmıyor. Aksine, OHCHR’nin “insanlığa karşı suç olabilir” tespiti ile bağımsız bir mahkemenin “soykırım” kararı birlikte okunduğunda, makalenin sessiz kaldığı konunun uluslararası düzeyde ne kadar ciddi biçimde tartışıldığı ortaya çıkıyor. Aynı belge, Çin hükümetinin hukuk ve politikaları uluslararası insan hakları hukukuna uygun hale getirme, iddiaları soruşturma, failleri hesap verebilir kılma ve mağdurlara telafi sağlama konusunda birincil sorumluluk taşıdığını da açıkça yazıyor (OHCHR, 2022). Yani mesele, makalenin atlamayı seçtiği türden bir hesap verebilirlik sorusudur.
Raporun ortaya çıkış koşulları da dikkat çekici. Komiser Bachelet’nin bölge ziyareti, Çin hükümetinin daveti üzerine Mayıs ayında gerçekleşmişti (USC U.S.-China Institute, 2022). Rapor ise Bachelet’nin görev süresinin bitmesine dakikalar kala yayımlandı. Pekin raporun yayımlanmamasını defalarca istemiş ve onu “dezenformasyona” dayanan bir “komedi” olarak nitelemişti (Uyghur Times, 2022). Çin hükümeti bulguları reddediyor ve Batı’yı durumu jeostratejik amaçlarla çarpıtmakla suçluyor (Wikipedia, “UN Human Rights Office report on Xinjiang”). Yine de bu karşı iddia, bir BM belgesinin içeriğini ortadan kaldırmıyor. İnsan hakları kuruluşları da raporu ciddi bir kaynak olarak değerlendirdi. Front Line Defenders, değerlendirmeyi güvenilir ve kapsamlı kanıt sunan, titizlikle hazırlanmış bir belge olarak niteledi (Front Line Defenders, 2022). Amnesty International ise 2021’de kendi araştırmasında benzer bir sonuca varmış ve devlet eliyle örgütlenen toplu hapsetme, işkence ve zulmün insanlığa karşı suç oluşturduğunu savunmuştu (Amnesty International, 2023).
Dört girişim bu vaka önünde nerede duruyor?
Kalkınma. Makale, kalkınmayı diğer hakların maddi temeli olarak sunuyor (Zhu, 2026). Fakat Uygur Doğu Türkistan’da tartışılan şey yoksulluk ya da gelir düzeyi değil, kalkınma söylemi altında yürütülen politikaların din, dil ve kültürel kimlik üzerindeki etkisidir. Bir bölgede altyapı ve gelir artışı olabilir, bu aynı bölgede keyfî gözaltı iddialarının geçerli olmasını engellemez. Kalkınma hakkı, diğer hakların yerine geçemez. Makalede övülen Özel Raportör Deva raporunun “kalkınmada katılım” vurgusu (Zhu, 2026) burada tersinden okunabilir. Uygurların kendi toplumlarını etkileyen politikalara katılımı ve bu politikaları sorgulama imkânı ne kadar var? Makale bu soruyu sormuyor. kalkınma bir hak ve refah aracı olarak sunulması Doğu Türkistan örneğinde geçerli değildir, çünkü bu sürecin gönüllü ekonomik tercihler yerine güvenlik politikaları, zorunlu işgücü transferleri ve devlet kontrolüyle iç içe geçmiştir. Doğu Türkistan’da dramatik doğum oranları düşüşüyle derinleşen demografik ve yapısal eşitsizliklerin, kalkınma göstergeleriyle örtüldüğünü belirten analiz; asıl sorunun kalkınmanın kendisi değil, bireylerin iradesini hiçe sayan devlet planlamasıyla kimin adına ve nasıl gerçekleştirildiği olduğunu vurgulamaktadır.
Güvenlik. Çin metin, çatışma önlemeyi ve ek siyasi şart öne sürmeyen iş birliğini övüyor (Zhu, 2026). Ancak OHCHR belgesi, hükümetin terörle ve “aşırılıkla” mücadele politikasının uygulanışının, 2017-2019 döneminde ve sonrasında, uluslararası ceza hukuku açısından da kaygı doğurduğunu belirtiyor (OHCHR, 2022). Hakikatin ve hak ihlallerinin tespiti, ancak bağımsız, şeffaf ve engelsiz denetim mekanizmalarıyla mümkündür. Devletlerin güvenlik argümanlarını ulusal egemenlik kalkanı altında dış denetime kapatması veya süreci kendi belirledikleri çerçeveye hapsetmesi, uluslararası hukukun temel denge mekanizmalarını işlevsizleştirir. Bu bağlamda “şartsız iş birliği” veya tek taraflı tanımlanan uyum modelleri şu temel riskleri beraberinde getirir:
Kanıtlanabilirlik Zeminini Yok Etme: Bağımsız gözlemcilerin (BM organları, uluslararası insan hakları örgütleri vb.) sahaya serbestçe erişememesi, iddiaların doğrulanabilirliğini ortadan kaldırır.
Siyasi Aklamaya Dönüşme: Denetimden yoksun bir iş birliği, hak ihlallerinin soruşturulmasından ziyade devletlerin kendi politikalarını meşrulaştırması için bir araç haline gelebilir.
Hesap Verebilirliğin Tasfiyesi: Uluslararası normların yerini, devletlerin kendi inisiyatiflerine bırakılmış “gönüllü raporlama” süreçleri alır.
İnsan hakları ve kalkınma kesişimindeki asıl mesele, resmi anlatıların tek taraflı beyanlarla mı yoksa bağımsız denetim ve karşılıklı sınama imkânıyla mı ele alındığıdır. Denetimin sıfırlandığı bir yerde, kalkınma söylemi kolayca hak ihlallerini örten bir kalkana dönüşebilir.
Barış ile adalet birbirinin alternatifi değildir. Makale ise önleme söylemini, ihlallerin belgelenmesi ve hesap sorulmasından ayrı bir şey gibi kuruyor.
Medeniyet. “Medeniyet çeşitliliğine saygı” ilkesinin en sert sınavı, Uygur ve diğer Türklerin dil, din ve kültürel anlatılarını koruma hakkıdır. Metin çeşitliliği dış dünya için bir ilke olarak savunuyor ama ülke içindeki çeşitliliğin nasıl korunduğunu anlatmıyor (Zhu, 2026). OHCHR belgesine göre Uygurlara yönelik kısıtlamalar din özgürlüğü, mahremiyet ve dolaşım hakkı gibi alanlarda keyfî ve ayrımcı nitelik taşıyordu (USC U.S.-China Institute, 2022). Kültürel çeşitlilik, evrensel standartlardan sapmanın gerekçesi olarak kullanılıyorsa, bu sapmayı sınırlayacak normatif ve kurumsal güvencenin ne olduğu mutlaka söylenmelidir. Makale bunu söylemiyor.
Yönetişim. Makale, daha adil ve kapsayıcı bir küresel yönetişim talep ediyor (Zhu, 2026). Ama adil temsil, yalnızca devletlerin eşitliği anlamına gelmez. Uygurlar gibi etkilenen milletlerin, diaspora örgütlerinin ve bağımsız sivil toplumun sesi de temsilin parçasıdır. OHCHR belgesinin ortaya çıkışı bile yönetişim tartışmasının merkezindedir. Bir devlet, uluslararası bir insan hakları organının raporunun yayımlanmaması için baskı yapıyorsa (Uyghur Times, 2022), bu devletin “uluslararası hukukun üstünlüğü” söylemi ile pratiği arasındaki tutarlılık sorgulanmalıdır.
“Uluslararası uzlaşı” kime ait?
Makalenin merkezi kavramı “uluslararası uzlaşı”. Fakat bu uzlaşı yalnızca devletlerin resmî desteğiyle ölçülüyor (Zhu, 2026). Hükümetlerin bir girişimi desteklemesi, o girişimin ihlal mağdurlarının nezdinde meşru olduğu anlamına gelmez. Diplomatik uzlaşı ile toplumsal ve normatif uzlaşı birbirinden farklıdır. Birincisi hükümetlerin çıkar kesişmesini, ikincisi hakların öznelerinin gerçek deneyimini yansıtır. Uygur örneğinde bu fark çıplak biçimde görünür. Destek veren ülke sayısı arttıkça, Uygur mağdurların adalete erişimi artmış olmuyor.
Amnesty International’ın çağrısı bu noktada anlamlı. Kuruluş, devletlerin İnsan Hakları Konseyi aracılığıyla Doğu Türkistan’daki uluslararası suçları ve diğer ciddi ihlalleri soruşturacak bağımsız bir uluslararası mekanizma kurmasının hâlâ acil olduğunu savunuyor (Amnesty International, 2023). Aynı kuruluş, OHCHR raporunun koşulların ciddi ihlallerin sürmesine ve tekrarlanmasına izin verdiğini saptadığını da hatırlatıyor (Amnesty International, 2023). Bu, makalenin “diplomatik uzlaşı” anlayışının tam karşısında duran bir hesap verebilirlik talebi. İkisi arasında bir tercih yapmak zorunda kaldığımızda hangi tarafın insan haklarını gerçekten koruduğu sorusu cevapsız kalamaz.
Sonuç: Söylemin Gücü, Sessizliğin Sınavı
Birleşmiş Milletler salonlarında, uluslararası forumlarda ve diplomatik bildirilerde dolaşıma sokulan kavramlar; sahadaki somut insan deneyiminden koparıldığı ölçüde birer retorik zırha dönüşür. Zhu Shanshan’ın makalesinde resmedilen “dört küresel girişim”, insan haklarını devletlerin egemenlik alanlarını tahkim eden, hesapsız ve denetimsiz bir uzlaşı alanı olarak yeniden tanımlama çabasının ürünüdür. Oysa insan haklarının tarihsel ve ahlaki meşruiyeti; devletlerin birbirini diplomatik jestlerle onaylamasından değil, tam tersine devlet gücünün birey ve topluluklar karşısında sınırlandırılmasından doğar.
Çin’in küresel insan hakları mimarisine yön verme iddiası, Doğu Türkistan’daki uygulamaların yarattığı ağır insani ve hukuki tabloyla yüzleşmedikçe inandırıcılık kazanamaz. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) “insanlığa karşı suçlar teşkil edebilir” tespiti ve bağımsız heyetlerin ortaya koyduğu sistematik hak ihlalleri ortadayken; kalkınmayı zorunlu asimilasyonun, güvenliği kolektif cezalandırmanın, medeniyeti tek tipleştirmenin, yönetişimi ise hesap vermezliğin kalkanı kılan hiçbir model evrensel bir uzlaşı zemini yaratamaz. Eğer insan hakları gerçekten bölünemez ve evrensel ise, hiçbir jeopolitik ağırlık veya ekonomik kalkınma hamlesi, bir halkın kimliğini, dilini, inancını ve var olma hakkını pazarlık konusu yapamaz. Çin’in “dört girişimi” için asıl turnusol kâğıdı, BM belgelerinde yer alan tavsiyeleri uygulamak, bağımsız uluslararası denetçilere kapılarını açmak ve Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan halklarının temel hak ve özgürlüklerini eksiksiz iade etmektir. Bu sınav verilmedikçe inşa edilmek istenen yeni normatif düzen, insan haklarının ilerlemesini değil; ihlallerin küresel ölçekte meşrulaştırılmasını temsil edecektir.
Kaynakça
- Amnesty International. (2023, 31 Ağustos). China: Anniversary of UN’s damning Xinjiang report must be “wake-up call” to action. https://www.amnesty.org
- Associated Press. (2021, 9 Aralık). UK independent body: China committed genocide in Xinjiang.
- BBC News. (2021, 9 Aralık). China committed genocide against Uyghurs, independent tribunal rules (Yeniden basım: Nusrat Ghani Arşivi). https://www.nusghani.org.uk
- Front Line Defenders. (2022). Uygur Bölgesi değerlendirmesine ilişkin açıklama. https://www.frontlinedefenders.org
- Law Society Gazette Ireland. (2021, 10 Aralık). China “guilty of genocide against Uyghurs”. https://www.lawsociety.ie
- ModelDiplomat. (t.y.). Uyghur Tribunal [Sözlük maddesi].
- NBC News. (2021, 9 Aralık). China guilty of genocide and crimes against humanity against Uyghurs, watchdog finds. https://www.nbcnews.com
- OHCHR (Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği). (2022, 31 Ağustos). OHCHR assessment of human rights concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region, People’s Republic of China. Cenevre: BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği. https://www.ohchr.org
- Radio Free Asia [RFA]. (2021, 9 Aralık). Uyghur Tribunal finds China committed genocide in Xinjiang. https://www.rfa.org
- USC U.S.-China Institute. (2022, 31 Ağustos). UN assessment of human rights in Xinjiang, August 31, 2022. https://china.usc.edu
- Uyghur Times. (2022, 1 Eylül). UN Human Rights Office releases long-awaited Xinjiang report minutes before Bachelet’s departure. https://uyghurtimes.com
- Wikipedia. (t.y.). UN Human Rights Office report on Xinjiang. (Erişim tarihi: [Erişim Tarihi Eklenebilir]).
- Zhu, S. (2026, 15 Ekim). Dört Küresel Girişimi Uygulayarak Uluslararası İnsan Hakları Uzlaşısını Pekiştirmek. Guangming Daily, s. 12.
[1] Zhu Shanshan (朱姗姗), “践行四大全球倡议 凝聚国际人权共识” [Dört Küresel Girişimi Uygulayarak Uluslararası İnsan Hakları Uzlaşısını Pekiştirmek], Guangming Ribao (《光明日报》), 15 Ekim 2026, 12. sayfa, https://epaper.gmw.cn/gmrb/html/content/202610/15/content_27381.html.
