Çin’in Kamu Diplomasisi Ağları Türkiye’de Nasıl Çalışıyor?

İstihbarat Raporu – Çin Dosyası serisinin dördüncü ve son bölümünde, Çin’in Türkiye’de yürüttüğü kamu diplomasisi faaliyetleri, gazetecilerden akademisyenlere, siyasi partilerden kamuoyu önderlerine uzanan etki ağları ve bu ağların nasıl işlediği ele alındı. Dr. Nurettin Akçay, Çin’in temel hedefinin kamuoyunun tamamını kısa sürede değiştirmekten ziyade, etkili aktörlerle uzun vadeli ilişkiler kurarak Çin karşıtı radikal kampanyaların önüne geçmek olduğunu savundu.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
Çin, Türkiye'deki kamu diplomasisi faaliyetlerini gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçiler gibi kanaat önderlerine yönelik 'elit angajmanı' stratejisiyle genişletiyor. Dr. Nurettin Akçay'ın aktardığına göre, Pekin yönetimi doğrudan propaganda yapmak yerine, etkili isimleri ağırlayarak Çin hakkındaki algıyı olumlu yönde şekillendirmeyi ve…

Çin’in son yıllarda Türkiye’deki diplomatik ve kamu diplomasisi faaliyetlerinde dikkat çekici bir hareketlilik yaşanıyor. Gazetecilerin, akademisyenlerin, siyasi parti temsilcilerinin ve farklı toplumsal çevrelerden kamuoyu oluşturucularının Çin’e davet edilmesi, Çin’in Türkiye’deki görünürlüğünü artıran başlıca araçlardan biri olarak öne çıkıyor.

“İstihbarat Raporu – Çin Dosyası” serisinin dördüncü ve son bölümünde bu ağların nasıl oluşturulduğu, hangi kurumların süreci yönlendirdiği ve Çin’in Türkiye’de hangi hedeflere ulaşmaya çalıştığı mercek altına alındı.

Serinin konuğu Dr. Nurettin Akçay, Çin’in kamu diplomasisi stratejisinin yalnızca klasik diplomatik ilişkiler üzerinden okunamayacağını belirterek, kamuoyunda etkisi yüksek kişilerle kurulan ilişkilerin stratejinin önemli bir parçası olduğunu ifade etti.

Çin’in “elit angajman” stratejisi

Akçay’a göre Çin’in küresel kamu diplomasisi stratejisinin temelinde, tek tek bireyleri ikna etmek yerine toplum üzerinde görünürlüğü ve etkisi yüksek kişilere ulaşmak bulunuyor.

Bu kapsamda gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve kamuoyu önderleri Çin’e davet ediliyor. Bu kişilere Çin’in özellikle göstermek istediği bölgeler, projeler ve toplumsal hayatın belirli unsurları sunuluyor.

Akçay bu yöntemi, literatürdeki “elite engagement” (elit angajmanı) yaklaşımıyla ilişkilendiriyor.

Stratejinin mantığı ise şu şekilde özetleniyor: Kamuoyunu doğrudan ikna etmeye çalışmak yerine, kamuoyunu etkileyebilecek kişilerin Çin hakkındaki algısını olumlu yönde şekillendirmek.

Bu kişilerin Çin ziyaretlerinin ardından kendi ülkelerinde Çin hakkında daha olumlu değerlendirmeler yapmasının, Pekin açısından dolaylı bir kamu diplomasisi etkisi oluşturduğu ifade ediliyor.

“Vitrin diplomasisi”

Röportajda Çin’in bu ziyaretler sırasında bir tür “vitrin diplomasisi” yürüttüğü değerlendirmesi de yapılıyor.

Buna göre ziyaretçilere Çin’in ekonomik gelişimi, modern şehirleri, altyapı yatırımları, teknoloji kapasitesi ve turistik bölgeleri gibi olumlu imaj oluşturan unsurlar ön plana çıkarılırken, Çin yönetiminin eleştirilmesine neden olan konuların geri planda tutulduğu öne sürülüyor.

Akçay, bu yöntemin Çin’in kendi anlatısını doğrudan propaganda olarak sunmak yerine, üçüncü kişiler aracılığıyla dolaşıma sokmasını sağladığını savunuyor.

Bu noktada özellikle gazetecilerin rolü tartışmanın merkezine yerleşiyor. Çin’e davet edilen gazetecilerin, ziyaret sonrasında Çin hakkında olumlu izlenimlerini Türkiye’de paylaşmalarının Pekin açısından değerli bir sonuç olduğu ifade ediliyor.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Çin’e davet edilen her gazetecinin veya kamuoyu oluşturucusunun bilinçli biçimde propaganda yaptığı sonucuna varılamayacağı, kişilerin bu sürece isteyerek veya istemeyerek dahil olabileceği belirtiliyor.

Kamu diplomasisinin arkasındaki kurum: Birleşik Cephe Çalışma Departmanı

Peki bu faaliyetleri Çin’de kim organize ediyor?

Akçay, kamu diplomasisi ve yabancı ülkelerdeki çeşitli toplumsal gruplarla ilişkiler söz konusu olduğunda doğrudan Çin’in istihbarat servisi MSS’nin tek başına sorumlu olduğu yaklaşımının doğru olmadığını belirtiyor.

Bu noktada Çin Komünist Partisi’ne bağlı Birleşik Cephe Çalışma Departmanı (United Front Work Department) öne çıkıyor.

Birleşik Cephe sistemi; akademisyenler, gazeteciler, iş dünyası, dini gruplar, siyasi çevreler ve farklı toplumsal aktörlerle ilişkiler geliştirilmesi bakımından Çin’in önemli siyasi organizasyon mekanizmalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Akçay’a göre kamu diplomasisi faaliyetlerinin stratejik çerçevesinin oluşturulmasında Birleşik Cephe Çalışma Departmanı ile Parti’nin Propaganda Departmanı önemli rol oynuyor.

Bu kurumların belirlediği stratejiler daha sonra Çin’in dış yayın organları, medya kuruluşları ve diplomatik temsilcilikleri üzerinden uygulanabiliyor.

Çin’in medya kuruluşları ve büyükelçilikleri

Bu ağın bir diğer ayağını Çin’in uluslararası medya kuruluşları oluşturuyor.

Röportajda özellikle CGTN ve Xinhua gibi Çin merkezli medya kuruluşlarının, belirlenen kişi ve gruplarla temas kurulması ve ziyaretlerin organize edilmesi süreçlerinde rol oynayabildiği ifade ediliyor.

Türkiye’de ise Çin Büyükelçiliği bu faaliyetlerin koordinasyonunda öne çıkan aktörlerden biri olarak gösteriliyor.

Akçay, Türkiye’deki Çin kamu diplomasisi faaliyetlerinin özellikle mevcut Çin Büyükelçisi’nin göreve başlamasının ardından belirgin biçimde arttığını savunuyor.

Röportajda büyükelçinin yaklaşık 18 aylık görev süresi içinde 210 civarında resmi temas gerçekleştirdiği iddiası da gündeme getiriliyor.

Bu rakamın diplomatik açıdan dikkat çekici olduğu belirtilirken, yoğun temasların iki temel nedeni olabileceği değerlendirmesi yapılıyor: İkili ilişkilerde ciddi bir sorunun çözülmeye çalışılması veya belirli bir konuda ülkedeki angajmanın bilinçli biçimde artırılması.

Akçay ikinci ihtimalin, yani Çin’in Türkiye’deki toplumsal ve siyasi aktörlerle ilişkilerini genişletme hedefinin özellikle dikkate alınması gerektiğini düşünüyor.

Çin’in Türkiye stratejisinde neden siyasi partiler önemli?

Çin’in Türkiye’deki kamu diplomasisi faaliyetlerinin yalnızca medya ve akademi çevreleriyle sınırlı kalmadığı, siyasi partilerle temasların da son dönemde arttığı ifade ediliyor.

Röportajda Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, Gelecek Partisi ve Zafer Partisi gibi farklı siyasi çizgilerden partilerle temaslara dikkat çekiliyor.

Buradaki temel motivasyonun ise özellikle muhalefet partilerinin sahip olduğu siyasi hareket alanıyla bağlantılı olduğu öne sürülüyor.

Akçay’a göre iktidar dışında bulunan siyasi partiler, iktidar-muhalefet dengesi nedeniyle Çin ile ilişkiler konusunda daha rahat eleştiri yapabiliyor. Özellikle Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri meselesi, bu partiler tarafından zaman zaman Meclis’te veya kamuoyu önünde gündeme getirilebiliyor.

Bu durumun Çin açısından bir risk oluşturduğu değerlendirmesini yapan Akçay, Pekin’in yalnızca kendisine yakın çevrelerle değil, kendisini eleştirme potansiyeli bulunan siyasi gruplarla da ilişki kurmaya yöneldiğini belirtiyor.

“Beni eleştirmesinler” yaklaşımı

Burada Çin’in hedefinin her siyasi aktörü tamamen kendi söylemine ikna etmek olmadığı vurgulanıyor.

Daha düşük seviyeli fakat stratejik açıdan önemli bir hedef söz konusu: İlişki kurulan aktörün Çin’e karşı sert ve radikal kampanyalar yürütmesini engellemek.

Akçay bunu, “algıyı tamamen değiştirmiyorum ama bana karşı oluşturulabilecek radikal kampanyaların önüne geçebilirim” yaklaşımı üzerinden açıklıyor.

Bu perspektiften bakıldığında Çin’in kamu diplomasisi yalnızca “Çin’i sevdirmek” amacı taşımıyor. Aynı zamanda Çin karşıtı söylemin sertliğini azaltmak, farklı siyasi ve toplumsal çevrelerde iletişim kanalları oluşturmak ve gerektiğinde bu kanalları kullanabilecek bir ilişki ağı meydana getirmek hedefleniyor.

Muhafazakâr çevrelere açılım

Röportajda dikkat çekilen bir başka değişim ise Çin’in Türkiye’deki kamu diplomasisi faaliyetlerinde muhafazakâr ve İslami hassasiyetleri yüksek çevrelere daha fazla yönelmesi.

Akçay’a göre Çin geçmişte daha çok Çin’e zaten yakın duran veya Çin hakkında daha olumlu görüşlere sahip çevrelerle ilişki kuruyordu.

Ancak zaman içerisinde bu yaklaşımın sınırlı bir etki oluşturduğu değerlendirildi.

Çünkü Çin’i zaten destekleyen veya Çin’in resmi söylemine belirli ölçülerde yakın olan grupların etkilediği çevrelerin de büyük ölçüde benzer düşüncelere sahip olması, kamu diplomasisinin erişim alanını daraltıyordu.

Bu nedenle stratejinin farklı siyasi ve toplumsal kesimlere doğru genişletildiği öne sürülüyor.

Bu kapsamda Yeniden Refah Partisi heyetinin Çin’e davet edilmesi ve farklı siyasi çevrelerle temas kurulması örnek gösteriliyor.

Doğu Türkistan meselesi neden kritik?

Çin’in Türkiye’deki kamu diplomasisi stratejisinin en önemli başlıklarından biri ise Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri meselesi.

Türkiye, Uygur meselesi konusunda tarihsel, kültürel ve toplumsal bağları nedeniyle Çin açısından diğer birçok ülkeden farklı bir konumda bulunuyor.

Akçay, Müslüman ülkelerin önemli bölümünün Uygur meselesinde Çin’in resmi söylemine yakın bir tutum sergilediğini savunurken, Türkiye’nin bu konuda Pekin açısından daha problemli bir ülke olduğunu ifade ediyor.

Bu nedenle Türkiye’nin Çin’in küresel kamu diplomasisi haritasında stratejik bir noktada bulunduğu değerlendirmesi yapılıyor.

Çin açısından amaç, Türkiye’de Uygur meselesinin tamamen ortadan kalkmasını sağlamak olmayabilir. Daha gerçekçi hedef, meselenin Çin-Türkiye ilişkilerini sürekli olarak olumsuz etkileyen, geniş kapsamlı ve radikal bir siyasi kampanyaya dönüşmesini önlemek olabilir.

Kamu diplomasisi bir “uzun vadeli yatırım” mı?

Akçay, Çin’in iki gazeteciyi veya birkaç siyasi aktörü Çin’e davet ederek Türkiye’deki kamuoyunun tamamını değiştirebileceğini düşünmediğini belirtiyor.

Buradaki stratejinin daha uzun vadeli olduğu ifade ediliyor.

Bir kişi Çin hakkında daha olumlu bir görüşe sahip olduğunda, yalnızca kendisinin değil, çevresinin de bu görüşten etkilenebileceği varsayılıyor.

Böylece küçük fakat birbirleriyle bağlantılı etki alanları meydana geliyor.

Bu ağların zaman içinde genişlemesiyle Çin’in Türkiye’deki kamu diplomasisi kapasitesinin de büyümesi hedefleniyor.

Kamu diplomasisi ile istihbarat arasındaki sınır

Röportajın önemli başlıklarından biri de kamu diplomasisi ile istihbarat faaliyetleri arasındaki sınır.

Akçay, Çin’in Birleşik Cephe faaliyetlerini doğrudan klasik anlamda bir istihbarat servisi olarak tanımlamıyor. Ancak akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler ve diğer etkili gruplarla kurulan ilişkilerin Çin devletinin dış etki kapasitesinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Bu açıdan kamu diplomasisi, propaganda, siyasi etki ve istihbarat faaliyetleri arasında kesin ve değişmez sınırlar bulunmadığı; farklı mekanizmaların aynı stratejik hedeflere hizmet edebildiği değerlendirmesi yapılıyor.

Çin istihbaratının “altın çağı” mı?

Serinin final bölümünde Çin’in genel istihbarat kapasitesi de değerlendiriliyor.

Akçay, Çin istihbaratının başarılı olduğunu ancak henüz “altın çağını” yaşamadığını düşünüyor.

Ona göre Çin özellikle sivil kanallara erişim, açık kaynak istihbaratı, teknoloji ve yapay zekâ kullanımı açısından önemli bir kapasite geliştirmiş durumda.

Çin’in 2017 tarihli Ulusal İstihbarat Kanunu ile istihbarat faaliyetlerinde vatandaşlar ve kuruluşlarla devlet arasındaki ilişkiyi daha güçlü biçimde düzenlediği belirtilirken, 2023’te yapılan düzenlemelerle “casusluk” kavramının kapsamının daha da genişletildiği ifade ediliyor.

Bu hukuki çerçevenin Çin devletinin toplum üzerindeki istihbarat kapasitesini artırdığı değerlendirmesi yapılıyor.

Açık kaynak istihbaratında büyük kapasite

Akçay’ın dikkat çektiği en önemli alanlardan biri ise açık kaynak istihbaratı, yani OSINT.

Röportajda Çin’de yaklaşık 100 bin kişinin açık kaynak istihbaratı faaliyetleriyle bağlantılı olarak çalıştığı iddia ediliyor.

Bu rakamın özellikle Batılı ülkelerle kıyaslandığında çok yüksek olduğu belirtiliyor.

Çin’de açık kaynak istihbaratının ikincil değil, temel istihbarat kaynaklarından biri olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.

Akademik makalelerden patentlere, gazete yazılarından sosyal medya içeriklerine kadar çok geniş bir veri havuzunun analiz edildiği ve bu bilgiler üzerinden geleceğe yönelik öngörüler oluşturulmaya çalışıldığı aktarılıyor.

Yapay zekâ istihbaratın yeni aracı

Çin’in istihbarat kapasitesinde teknoloji ve yapay zekânın kullanımının da giderek önem kazandığı belirtiliyor.

Röportajda özellikle yabancı istihbarat devşirme süreçlerinde LinkedIn gibi profesyonel ağların kullanımı örnek gösteriliyor.

Geçmişte belirli profillerin daha manuel yöntemlerle tespit edildiği, günümüzde ise yapay zekâ destekli sistemlerin on binlerce profili analiz ederek hangi kişilerin daha değerli hedef olabileceğini belirleyebildiği ifade ediliyor.

Bu durum, Çin’in insan kaynağına dayalı klasik istihbarat yöntemlerini büyük veri ve yapay zekâ ile birleştirmeye çalıştığı şeklinde yorumlanıyor.

Siber alanda “bekleyen” operasyonlar

Çin’in siber istihbarat kapasitesi de serinin son bölümünde ayrı bir başlık olarak ele alındı.

Röportajda Çin bağlantılı siber operasyonlar arasında Volt Typhoon ve Flax Typhoon isimleri gündeme getiriliyor.

Özellikle kritik altyapılara yönelik sızmaların yalnızca bilgi toplamak amacı taşımayabileceği; bazı durumlarda sistemlere önceden erişim sağlanarak olası bir kriz veya çatışma anında kullanılabilecek bir kapasitenin hazır tutulmasının hedeflenebileceği değerlendirmesi yapılıyor.

Bu yaklaşımın en dikkat çekici tarafı, siber saldırının hemen gerçekleştirilmemesi.

Sisteme erişim sağlandıktan sonra saldırganın uzun süre beklemesi, gerektiğinde bu erişimin kullanılabilecek bir “stratejik seçenek” olarak tutulması anlamına gelebiliyor.

Bu durum, modern istihbarat faaliyetlerinde siber alanın yalnızca bilgi toplama değil, gelecekteki çatışmalar için hazırlık yapma aracı haline geldiğine işaret ediyor.

Çin başarılı ama henüz “altın çağında” değil

Serinin sonunda Akçay’ın değerlendirmesi net:

Çin istihbaratı ve dış etki kapasitesi güçlü ve başarılı bir yapı gösteriyor; ancak henüz zirve noktasına ulaşmış değil.

Çin’in güçlü olduğu alanlar arasında sivil kanallara erişim, açık kaynak istihbaratı, teknoloji, yapay zekâ ve siber kapasite öne çıkıyor.

Buna karşılık yabancı ülkelerde insan kaynağı devşirme ve istihbaratçıların yurtdışında faaliyet yürütmesi gibi alanlarda yapısal sorunların devam ettiği ifade ediliyor.

Dolayısıyla Çin istihbaratının bugünkü durumunu “altın çağ” olarak tanımlamak yerine, altın çağa doğru ilerleyen, kapasitesini teknoloji ve yapay zekâ ile hızla genişleten bir yapı olarak değerlendirmek mümkün.

Türkiye Çin’in kamu diplomasisi açısından neden önemli?

“Çin Dosyası” serisinin son bölümünden ortaya çıkan temel sonuçlardan biri, Türkiye’nin Çin’in dış etki ve kamu diplomasisi faaliyetleri bakımından özel bir konumda bulunduğu yönünde.

Türkiye’nin Uygur Türkleriyle tarihsel ve toplumsal bağları, Doğu Türkistan meselesinin Türk kamuoyunda karşılık bulması ve Türkiye’nin siyasi yapısının farklı aktörleri bünyesinde barındırması, Çin açısından Türkiye’yi önemli bir ülke haline getiriyor.

Bu nedenle Çin’in Türkiye’deki faaliyetlerinin yalnızca diplomatik ilişkiler çerçevesinde değil; medya, akademi, siyaset, sivil toplum ve kamuoyu üzerinde oluşturulan bağlantılar bütünü olarak değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.

Buradaki stratejinin kısa vadede bütün Türk kamuoyunun Çin hakkındaki görüşünü değiştirmek olmadığı; bunun yerine farklı çevrelerde iletişim kanalları kurmak, Çin hakkında daha olumlu veya daha dengeli bir anlatının oluşmasını teşvik etmek ve Çin karşıtı sert kampanyaların etkisini azaltmak olduğu ifade ediliyor.

Sonuç: Etki alanı oluşturma stratejisi

Çin’in Türkiye’deki kamu diplomasisi faaliyetleri, tek bir kurumun veya tek bir yöntemin ürünü olarak görülmüyor.

Birleşik Cephe Çalışma Departmanı ve Propaganda Departmanı tarafından şekillendirilen stratejilerin; diplomatik temsilcilikler, medya kuruluşları, gazeteciler, akademisyenler, siyasi partiler ve kamuoyu önderleri üzerinden farklı kanallara taşındığı bir ağ yapısından söz ediliyor.

Bu sistemin en önemli özelliği ise doğrudan propaganda yerine ilişki kurma ve etki alanı oluşturma yöntemine dayanması.

Çin’e davet edilen bir gazeteci, Çin ile temas kuran bir siyasetçi veya Çin hakkında çalışma yapan bir akademisyen tek başına büyük bir değişim yaratmayabilir. Ancak çok sayıda aktörle uzun süreli ilişkiler kurulması, zaman içinde Çin’in Türkiye’deki anlatısını daha görünür hale getirebilir.

Bu nedenle Çin’in kamu diplomasisi stratejisinin asıl gücü, tek tek ziyaretlerde değil, bu ziyaretleri ve temasları birbirine bağlayan uzun vadeli ağ oluşturma kapasitesinde yatıyor.

“İstihbarat Raporu – Çin Dosyası”nın dört bölümlük serisi de Çin’in siyasal yapısından istihbarat mekanizmalarına, Asya-Pasifik stratejisinden Türkiye’deki kamu diplomasisi faaliyetlerine kadar uzanan bu geniş tabloyu ele alarak sona eriyor.

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir