Doğu Türkistan’da Yeni Dönem: Çin’den Asimilasyon, Güvenlik ve Ekonomik Sömürüyü Birleştiren Beş Yıllık Plan

Uyghur Rights Monitor’un Ekim 2026 raporu, Pekin yönetiminin Doğu Türkistan’daki politikalarında yeni bir aşamaya geçtiğini ortaya koydu. Çin Komünist Partisi, bölgede güvenlik politikalarını kalıcılaştırmayı, Mandarin Çincesini toplumsal hayatın merkezine yerleştirmeyi, Uygur kimliğini devlet kontrolünde yeniden şekillendirmeyi ve bölgenin doğal kaynaklarını Çin’in stratejik hedefleri doğrultusunda kullanmayı amaçlıyor.

featured

Doğu Türkistan’da Çin yönetiminin siyasi, ekonomik ve toplumsal politikaları Ekim ayında dikkat çekici gelişmelere sahne oldu. Uyghur Rights Monitor (URM) tarafından yayımlanan Ekim 2026 aylık değerlendirme raporu, Pekin’in bölgeyi yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değil; aynı zamanda kültürel asimilasyon, ekonomik entegrasyon, askeri yapılanma ve doğal kaynakların kontrolü üzerinden yeniden şekillendirdiğini gözler önüne serdi.

Rapora göre Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) Doğu Türkistan’daki 11. Bölgesel Kongresi’nde açıklanan beş yıllık program, sözde toplumsal istikrar, Çin ulusal topluluk bilincinin güçlendirilmesi, sanayileşme, dışa açılma ve Çin’e bağlı Sincan Üretim ve İnşaat Kolordusu’nun (XPCC) sınır güvenliğindeki rolünün artırılması başlıklarını aynı siyasi hedef altında birleştirdi.

Pekin yönetiminin yeni dönemde terörle mücadele ve istikrarı koruma uygulamalarını daha fazla kurumsallaştırmayı ve yasal bir çerçeveye oturtmayı hedeflediği belirtildi.

ÇKP’nin yeni beş yıllık planında Doğu Türkistan: Güvenlik, asimilasyon ve sanayileşme

Ekim ayında gerçekleştirilen Çin Komünist Partisi 11. Bölgesel Kongresi, Doğu Türkistan’da önümüzdeki beş yılın yönetim anlayışına ilişkin önemli mesajlar verdi.

Bölgesel Parti Sekreteri Chen Xiaojiang, toplumsal istikrar ve uzun vadeli güvenliğin temel hedef olmaya devam edeceğini açıklarken, Çin ulusal topluluk bilincinin oluşturulmasını da siyasi çizginin merkezine yerleştirdi.

Yeni programda modern sanayi sisteminin geliştirilmesi, bölgenin dış ticarete daha fazla açılması, XPCC ile bölgesel yönetim arasındaki bütünleşmenin derinleştirilmesi ve XPCC’nin istikrarı koruma ve sınır savunmasındaki rolünün güçlendirilmesi öngörüldü.

Özellikle terörle mücadele ve istikrarın korunması uygulamalarının daha olağan ve kalıcı bir yönetim mekanizmasına dönüştürülmesi hedefi dikkat çekti.

Chen Xiaojiang’ın Güney Doğu Türkistan’a ilişkin kullandığı, “Sincan bir satranç tahtasıysa, Güney Sincan bu tahtanın gözüdür” ifadesi de bölgenin Pekin açısından taşıdığı stratejik önemi ortaya koydu.

Uygur Türklerinin çoğunlukta yaşadığı Güney Doğu Türkistan’ın güvenlik, kimlik, iş gücü, sanayileşme ve nüfus yönetimi politikalarının merkezine yerleştirildiği değerlendirildi.

Mandarin Çincesi Uygur Türkçesinin önüne geçiriliyor

Çin’in kültürel asimilasyon politikalarının en somut örneklerinden biri de dil alanında yaşandı.

Ekim ayında yayımlanan yeni Doğu Türkistan Dil ve Yazı İşleri Yönetmeliği’nin 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girmesi planlanıyor.

Yeni düzenleme, Mandarin Çincesinin devlet kurumları, eğitim, kamu hizmetleri, yayıncılık, medya, ticaret ve kamusal alanlardaki hâkim konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor.

Yönetmelikte, azınlık dillerinin kullanımının devlet ve bölgesel düzenlemelere uygun olması gerektiği belirtilirken, çift dilli kamusal alanlarda Çince metinlerin diğer dillerden önce, üstte veya daha büyük şekilde yer alması şartı getiriliyor.

Daha da dikkat çekici olan ise tercüme faaliyetlerine getirilen siyasi sınırlamalar.

Yeni düzenlemenin 24. maddesi, azınlık dillerine yapılan çevirilerin “doğru siyasi yönelime” bağlı kalmasını ve “belirgin Çin özelliklerini” yansıtmasını şart koşuyor. Bir kavramın Uygur Türkçesinde tam karşılığının bulunmadığı veya yeterince doğru ifade edilemediği iddia edildiğinde Mandarin Çincesinden terim alınması teşvik ediliyor.

  1. madde ise aynı siyasi yaklaşımı çeviri yazılımlarına da taşıyor.

URM, önceki düzenlemelerde Han Çinlilerinin yerel azınlık dillerini öğrenmesinin teşvik edildiğini, kamu kurumlarında iki dilli personel yetiştirilmesinin öngörüldüğünü hatırlatıyor. Yeni düzenlemeyle birlikte ise Mandarin Çincesinin toplumsal hayatın bütün alanlarında yaygınlaştırılması temel hedef haline geliyor.

Bu gelişme, Uygur Türkçesinin eğitimden kamu hizmetlerine kadar pek çok alanda daha fazla baskı altına girebileceğine ilişkin endişeleri artırıyor.

BM, Uygur çocuklarının dil ve kültür haklarını gündeme taşıdı

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi de Ekim ayında Çin’e yönelttiği sorularla Doğu Türkistan’daki çocukların haklarına ilişkin endişeleri gündeme getirdi.

Komite, Çin’in Temmuz ayında yürürlüğe giren Etnik Birlik ve İlerleme Yasası’nın Uygur ve Tibetli çocukların kendi dillerini kullanma, dinlerini yaşama ve kültürlerini sürdürme haklarıyla uyumlu olup olmadığını sorguladı.

Ayrıca okul öncesi dönemden itibaren çocukların yalnızca Mandarin Çincesi konuşmaya yönlendirildiğine, azınlık dillerinde eğitim veren okulların kapatıldığına, yatılı okul uygulamalarına, ailelerin çocuklarından ayrılmasına ve ebeveynlerin çocuklarına kendi dillerini, kültürlerini ve dinlerini öğretmelerinin sınırlandırıldığına ilişkin raporlar da gündeme getirildi.

Doğu Türkistan, Çin’in Orta Asya’ya açılan ticaret koridoruna dönüştürülüyor

Pekin yönetiminin bölgedeki ekonomik ve altyapı yatırımları da hız kazandı.

Rus taşımacılık şirketi FESCO, Urumçi’den Özbekistan ve Kazakistan’a yönelik demir yolu taşımacılığını genişletti. Ekim ayında Horgos-Altynköl sınır geçişinden Taşkent ve Almatı’ya dört tren gönderildi. Sevkiyatların ortalama dokuz günde tamamlandığı bildirildi.

Kazakistan merkezli FlyArystan havayolu şirketi de 26 Ekim’de Astana ile Ghulja arasında doğrudan uçuş başlattı. Böylece Kazakistan ile Doğu Türkistan arasındaki doğrudan hava bağlantılarının sayısı dörde yükseldi.

Afganistan’da Taliban yönetimi ise 4 Ekim’de Vahan Koridoru üzerinden Uygur sınırına doğru uzanan 121 kilometrelik yeni bir yolun açılışını gerçekleştirdi.

Söz konusu yol henüz Çin ile Afganistan arasında faal bir ticaret geçişi oluşturmuş değil. Ancak Vahcir Geçidi üzerinden Doğu Türkistan’a ulaşabilecek yeni bir güzergâh ihtimalini gündeme taşıyor.

Bu gelişmeler, Çin’in Doğu Türkistan’ı yalnızca kendi batı sınırındaki stratejik bir bölge olarak değil, Orta Asya ve daha geniş Avrasya coğrafyasına uzanan ekonomik ve lojistik bir merkez olarak konumlandırdığını gösteriyor.

Çin ve Pakistan’dan Doğu Türkistan’da ortak askeri tatbikat

Ekonomik entegrasyonun hızlandığı dönemde askeri ve güvenlik iş birliği de derinleşti.

Çin ve Pakistan orduları, 14-22 Ekim tarihleri arasında Korla’da “Karakoram 2026” adı verilen ortak askeri tatbikatı gerçekleştirdi.

İki ülke arasında ilk kez düzenlenen ordu düzeyindeki bu ortak eğitimde yüksek irtifada terörle mücadele, insansız hava aracı operasyonları, hareketli hedeflere müdahale, uzun menzilli keskin nişancı faaliyetleri ve ortak komuta çalışmaları gerçekleştirildi.

Çin Başbakanı Li Qiang da Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ile görüşmesinde güvenlik, kolluk kuvvetleri ve istihbarat alanlarında iş birliğinin artırılması çağrısında bulundu.

URM, Pekin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik güvenlik politikalarında kullandığı terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılık söyleminin artık komşu ülkelerle yürütülen güvenlik ilişkilerinde de önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekiyor.

Bu durum, Çin’in bölgesel güvenlik iş birliklerinin yurt dışındaki Uygur Türklerinin siyasi faaliyetleri, göç hareketleri ve muhalif tutumları üzerinde de baskı oluşturabileceği endişelerini beraberinde getiriyor.

Tayland’daki iki Uygur Türkü Çin’e iade edilme tehlikesiyle karşı karşıya

Ekim ayında Tayland’da yıllardır gözetim altında tutulan iki Uygur Türkünün affedilmesinin ardından göçmenlik merkezine nakledilmesi yeni bir insan hakları endişesine yol açtı.

Söz konusu iki kişi, 2014 yılında Tayland’da gözaltına alınan yaklaşık 300 Uygur Türkünden geriye kalan kişiler arasında bulunuyor.

Tayland yönetimi 2015 yılında yaklaşık 100 Uygur Türkünü Çin’e sınır dışı etmiş, 2025 yılında da başka bir grup Uygur Türkünü Çin’e göndermişti.

İnsan hakları kuruluşları, Çin’e gönderilen birçok kişinin akıbetinin ve tutuldukları koşulların hâlâ bilinmediğini belirtiyor.

İki Uygur Türkünün Çin’e gönderilmesi ihtimali, uluslararası hukukta geri göndermeme ilkesi olarak bilinen non-refoulement yükümlülüğünü yeniden gündeme taşıdı.

ABD, zorla çalıştırma iddiaları nedeniyle üç Çin şirketini listeye aldı

Uluslararası alanda Çin’e yönelik hesap verebilirlik girişimleri de Ekim ayında devam etti.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı, 28 Ekim’de BGI Genomics, MGI Tech ve Shenzhen BGI Technology şirketlerini Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası kapsamındaki yaptırım listesine ekledi.

ABD yönetimi, şirketlerin Doğu Türkistan’daki genetik testler, gözetim, baskı ve zorla çalıştırma uygulamalarıyla bağlantılı olduğunu ileri sürdü. Şirketler ise iddiaları reddetti.

Son eklemelerle birlikte söz konusu listeye alınan kuruluşların sayısı 190’a ulaştı.

Bu gelişme, Doğu Türkistan’daki zorla çalıştırma tartışmasının pamuk, tekstil, domates, güneş enerjisi ve madencilik sektörlerinin ötesine geçerek biyoteknoloji, veri ve gözetim altyapısına da uzandığını gösteriyor.

Uygur kültürü korunuyor görüntüsü altında devlet kontrolüne alınıyor

URM raporunda dikkat çekilen başlıklardan biri de Uygur kültürünün uluslararası tanıtım faaliyetlerinde nasıl kullanıldığı oldu.

Çin devlet medyası CGTN, 1 Ekim’de Uygur Türklerinin geleneksel sosyal ve kültürel kurumu olan Meşrep’i uluslararası kamuoyuna “Xinjiang’ın doğaçlama parti geleneği” şeklinde tanıttı.

Oysa UNESCO, Meşrep’i müzik, dans, sözlü edebiyat, yemek ve oyunların yanı sıra toplumsal anlaşmazlıkların çözülmesi, geleneklerin aktarılması ve toplumsal ilişkilerin sürdürülmesi bakımından önemli bir kültürel kurum olarak tanımlıyor.

UNESCO, Meşrep’i 2010 yılında Acil Korunması Gereken Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne almıştı.

URM’ye göre Meşrep’in yalnızca eğlence ve gösteri yönüyle tanıtılması, bu geleneğin Uygur toplumundaki tarihsel, sosyal ve kültürel işlevlerini geri plana itiyor.

Raporda bu yaklaşım, kültürel asimilasyonun yeni bir biçimi olarak değerlendiriliyor: Müzik, dans ve geleneksel kıyafetler korunuyor görüntüsü verilirken, bu kültürün toplumsal hafızası ve bağımsız kimlik üretme gücü zayıflatılıyor.

Starbucks’ın Doğu Türkistan’daki yatırımı ve el konulan Uygur mülkü iddiası

ABD merkezli kahve zinciri Starbucks, Eylül ayının sonunda Doğu Türkistan’daki ilk iki mağazasını açtı. Bunlardan biri Urumçi Uluslararası Büyük Pazar’da bulunan ve “Somut Olmayan Kültürel Miras Amiral Mağazası” olarak tanıtılan şube oldu.

Mağazada Uygur atlas ipeği motiflerine, bölgeye özgü içeceklere ve Uygur On İki Makam geleneğinden esinlenen gösterilere yer verildi.

Ancak Közet tarafından Ekim ayında yayımlanan araştırma, söz konusu mağazanın bulunduğu alanla ilgili dikkat çekici iddiaları gündeme taşıdı.

Araştırmaya göre mağaza, oğlu terör suçlamasıyla hapse atılan Uygur bir iş insanının ailesine ait binayla bağlantılı eski araç girişinin hemen yanında ve kısmen bu alanın üzerinde bulunuyor. Ailenin şirketi ve bağlantılı mülkleri 2019 yılında açık artırmayla satılmıştı.

Araştırmada ayrıca mağazanın Uygur kültürünü yoğun biçimde kullanan tanıtımına rağmen incelenen kamuya açık görüntülerde Uygurca tabelalara rastlanmadığı belirtildi.

Bu durum, Uygur kültürel unsurlarının ticari ve turistik değer olarak öne çıkarıldığı, ancak Uygur toplumunun mülkiyet, kültürel temsil ve ekonomik karar alma haklarının geri planda bırakıldığı yönündeki eleştirileri yeniden gündeme getirdi.

Yıllar sonra ortaya çıkan Uygur sanatçı Ablajan’ın akıbeti hâlâ belirsiz

Uygur sanatçı Ablajan Awut Ayup da Ekim ayında yeniden kamuoyu karşısına çıktı.

2018 yılında ortadan kaybolmasının ardından 11 yıl hapis cezasına çarptırıldığına ilişkin doğrulanmamış haberler yayımlanan sanatçı, yeni fotoğrafları, müzik çalışmaları ve yeniden yayımlanan eserleriyle gündeme geldi.

Ancak ne zaman serbest bırakıldığı, hangi koşullarda tutulduğu ve hâlen hareket, ifade veya çalışma özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşmuş değil.

URM, sanatçının yeniden ortaya çıkmasının sevindirici olduğunu ancak bunun geçmişte yaşananların hesabının verilmesi anlamına gelmediğini vurguluyor.

Doğu Türkistan’ın doğal kaynakları Çin’in stratejik sanayi hedeflerine yönlendiriliyor

Raporda bölgedeki ekonomik dönüşümün en önemli boyutlarından biri de doğal kaynakların kullanımı ve sanayi yatırımları olarak öne çıkıyor.

ChinaFile’da yayımlanan değerlendirmede, Uygur insan hakları alanında çalışan Zubayra Shamseden ve Peter Irwin, Pekin’in Doğu Türkistan’ı bir tür “fedakârlık bölgesi”ne dönüştürdüğünü savundu.

Bu değerlendirmeye göre bölgenin halkı ve doğal çevresi; kömür, petrol, kimya sanayisi, polisilikon üretimi ve nükleer altyapı gibi faaliyetlerin çevresel, ekonomik ve sağlıkla ilgili maliyetlerini üstlenirken, stratejik ve ekonomik kazanımların önemli bir kısmı başka merkezlere aktarılıyor.

Çin Bilimler Akademisi araştırmacıları da bölgede gerçekleştirilen beş yıllık bilimsel araştırma kapsamında 91 binden fazla ölçüm ve inceleme noktası üzerinden doğal kaynakları haritalandırdı.

Araştırmada Kumul ve Turfan bölgelerinde yaklaşık 77,5 milyar ton petrol bakımından zengin kömür rezervi bulunduğu tahmin edildi. Elde edilen verilerin ulusal ölçekte kömür kimya sanayi üssü planlamasında kullanıldığı bildirildi.

Bunun yanında tarım alanları, su kaynakları, madenler ve buzullar üzerindeki değişimler de araştırıldı.

URM, bu tür çalışmaların yalnızca bilimsel keşif olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, bölgenin kaynaklarının Çin’in enerji, gıda güvenliği ve stratejik sanayi hedefleri doğrultusunda daha etkin kullanılmasının da önünü açtığını belirtiyor.

Taklamakan’da petrol üretimi derinleşiyor

Çin’in Taklamakan Çölü altındaki petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri de genişlemeye devam etti.

Hade-Fuman petrol sahasında toplam üretimin 26 milyon ton petrol ve doğal gaz eşdeğerini aştığı bildirildi. Bölgede 6 bin metreden daha derin rezervlere ulaşan yüzlerce ultra derin kuyu bulunuyor.

Daha geniş Fuman sahasının ise bir milyar tondan fazla petrol ve doğal gaz kaynağı barındırdığı tahmin ediliyor.

Bu gelişmeler, Doğu Türkistan’ın petrol, doğal gaz, kömür, kritik mineraller ve güneş enerjisi üretiminde Çin’in önemli kaynak merkezlerinden biri haline getirildiğini ortaya koyuyor.

Çölde balık üretimi: Çin’in ‘Mavi Mucizesi’nin görünmeyen maliyetleri

Ekim ayında yayımlanan bir başka araştırma, Taklamakan Çölü çevresinde hızla büyüyen su ürünleri yetiştiriciliği sektörünü mercek altına aldı.

Bölgede sazan, karides, orfoz ve somon gibi farklı türlerin yetiştirildiği yüzlerce çiftlik bulunuyor.

Çöl çevresindeki yaklaşık 250 çiftliğin yıllık 100 milyon dolar civarında deniz ürünü ürettiği bildiriliyor. Çin devlet medyası bu faaliyetleri teknolojik bir başarı ve “Mavi Mucize” olarak tanıtıyor.

Ancak Outlaw Ocean Project ve ortak medya kuruluşlarının araştırmaları, bu üretimin arka planında ciddi yem ihtiyacı, su kaynakları üzerindeki baskı, küresel balık unu tedarik zincirlerine bağımlılık ve deniz ürünleri sektöründeki zorla çalıştırma endişeleri bulunduğuna dikkat çekti.

Bay ilçesinde stratejik maden keşfi

Ekim ayının son günlerinde Aksu vilayetine bağlı Bay ilçesinde büyük bir zirkonyum-hafniyum yatağının keşfedildiği açıklandı.

Bölgesel yetkililer, rezervin 40’tan fazla büyük yatağa eşdeğer zirkonyum kaynağı içerdiğini bildirdi.

Çin yönetiminin maden sahasının işletme haklarını açık artırmayla devretmeyi ve bölgeyi önemli bir ulusal kaynak üssüne dönüştürmeyi planladığı belirtildi.

Zirkonyum ve hafniyumun nükleer enerji, havacılık ve ileri imalat sanayisi açısından stratejik öneme sahip olması, Doğu Türkistan’ın Çin’in ulusal sanayi ve güvenlik politikalarındaki yerini bir kez daha ortaya koydu.

BM’de Çin’e yönelik insan hakları eleştirileri devam etti

Ekim ayında Birleşmiş Milletler bünyesinde de Doğu Türkistan’daki insan hakları sorunları gündemde kaldı.

Çeşitli ülkeler keyfî tutuklamalar, zorla çalıştırma, din ve kültür özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar ve yeni Etnik Birlik ve İlerleme Yasası hakkındaki endişelerini dile getirdi.

İngiltere, Çin yönetimine BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’nin 2022 yılında yayımladığı değerlendirmedeki tavsiyeleri uygulama ve keyfî olarak alıkonulan kişileri serbest bırakma çağrısında bulundu.

Pekin yönetimi ise eleştirilere ekonomik büyüme, turizm gelirleri, altyapı yatırımları ve kültürel koruma iddiaları üzerinden yanıt verdi.

Çin devlet medyasında yayımlanan değerlendirmelerde Batılı ülkeler insan haklarını siyasi amaçlarla kullanmakla suçlandı.

URM, ekonomik büyümenin insan hakları ihlallerine cevap oluşturamayacağını vurguluyor. Turizm gelirlerinin din özgürlüğünü, sanayi yatırımlarının gönüllü çalışmayı, kültürel gösterilerin ise Uygurların kendi kültürleri üzerinde söz sahibi olmasını kanıtlamadığına dikkat çekiyor.

Kasım ayında gözler yeni yasal düzenlemelerde ve sınır dışı tehlikesinde olacak

URM’nin raporunda Kasım ayı için takip edilmesi gereken başlıklar da sıralandı.

Bunların başında ÇKP’nin yeni beş yıllık programının uygulamaya geçirilmesi geliyor. Özellikle Güney Doğu Türkistan’a yönelik politikalar, terörle mücadele uygulamalarının kalıcılaştırılması ve XPCC’nin güvenlik alanındaki rolünün artırılması yakından izlenecek.

Etnik Birlik ve İlerleme Yasası’nın bölgesel uygulama düzenlemeleri de eğitim, dil, din, aile ve yerel yönetim uygulamaları açısından önem taşıyor.

Tayland’da tutulan iki Uygur Türkünün Çin’e sınır dışı edilme ihtimali, uluslararası insan hakları çevrelerinin gündeminde kalmaya devam edecek.

Ayrıca çevre düzenlemelerinin kömür, petrol ve sanayi yatırımlarını gerçekten sınırlayıp sınırlamayacağı; Starbucks gibi uluslararası markaların bölgedeki yatırımlarının ardından başka şirketlerin de Doğu Türkistan pazarına girip girmeyeceği takip edilecek.

BM Genel Kurulu Üçüncü Komitesi’nde devam eden görüşmeler ve BM Çocuk Hakları Komitesi’nin Çin’e yönelttiği sorular da Uygur çocuklarının dil, kültür, eğitim ve aile hakları açısından önem taşıyor.

Ekonomik kalkınma söylemi, Uygur Türklerinin haklarına yönelik soruları ortadan kaldırmıyor

Uyghur Rights Monitor’un Ekim 2026 değerlendirmesi, Çin’in Doğu Türkistan’daki yönetim anlayışının güvenlik, ekonomik kalkınma, kültürel dönüşüm ve uluslararası entegrasyon başlıkları üzerinden giderek daha bütünleşik bir yapıya kavuştuğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre Pekin, bir yandan Uygur Türklerinin dil, kültür ve toplumsal yaşam alanlarını daha sıkı devlet denetimine alırken diğer yandan bölgenin doğal kaynaklarını, ulaşım ağlarını ve sanayi kapasitesini Çin’in ulusal ve uluslararası ekonomik hedefleri doğrultusunda genişletiyor.

Böylece Doğu Türkistan’da siyasi ve kültürel alan daralırken ticari ve ekonomik faaliyetler genişletiliyor.

Raporun ortaya koyduğu temel soru ise değişmiyor: Bir bölgede ekonomik büyüme yaşanması, o bölgenin yerli halkının temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmasını meşru hale getirebilir mi?

Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Abone olarak Gizlilik Politikası metnini kabul etmiş olursunuz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Merhaba, Ziyaretçi 👋

Bugün nasıl yardımcı olabilirim?

Türk Dünyası Doğu Türkistan’da Yeni Dönem: Çin’den Asimilasyon, Güvenlik ve Ekonomik Sömürüyü Birleştiren Beş Yıllık Plan

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir