Doğu Türkistan’dan Suriye’ye: Uygur Türklerinin sürgün hikâyesi ve savaşın gölgesindeki gelecekleri

Pekin’in “terörizm” söylemiyle gündeme getirdiği Uygur savaşçıların Suriye’ye uzanan yolculuğu, Doğu Türkistan’daki baskıların, göç yollarının ve uluslararası siyasetin kesiştiği karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. Suriye iç savaşında önemli rol oynayan Uygur savaşçıların geleceği ise hem Şam yönetimiyle ilişkiler hem de Çin’in diplomatik baskısı nedeniyle belirsizliğini koruyor.

featured
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
Doğu Türkistan’daki siyasi baskılar ve 2009 Urumçi olaylarının ardından yaşanan süreç, bazı Uygur Türklerinin Türkiye üzerinden Suriye iç savaşında yer almasına yol açtı. NPR muhabiri Emily Feng’in araştırmalarına dayanan ve The Diplomat’ta yayımlanan söyleşiye göre, Türkiye’de kalıcı bir…

Doğu Türkistan’da yaşanan baskılar, zorunlu göç ve siyasi çıkış yollarının daralması, bazı Uygur Türklerinin hayatını Orta Doğu’daki çatışmaların içine sürükledi. Suriye iç savaşında yıllar boyunca faaliyet gösteren Uygur savaşçılar, Beşşar Esed yönetiminin devrilmesiyle sonuçlanan süreçte de dikkat çeken bir rol üstlendi.

The Diplomat’ta 14 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan, Mercy A. Kuo’nun Emily Feng ile yaptığı söyleşi, Uygur savaşçıların Suriye’ye uzanan hikâyesini ve bu sürecin arka planını ele alıyor. NPR muhabiri Feng’in saha araştırmalarına ve Uygur savaşçılarla aileleriyle yaptığı yaklaşık 60 görüşmeye dayanan değerlendirmeleri, meseleyi yalnızca silahlı gruplar üzerinden değil, Doğu Türkistan’daki siyasi baskılar ve sürgün tecrübesi üzerinden de okumayı mümkün kılıyor.

Feng’in aktardığı tablo, Suriye’deki Uygur varlığının Pekin yönetiminin uluslararası alanda öne çıkardığı güvenlik anlatısından çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Doğu Türkistan’daki baskılar, Suriye’ye uzanan yolun başlangıcı oldu

Emily Feng’in araştırmasına göre, Suriye’deki Uygur savaşçıların önemli bir bölümü başlangıçta Türkiye’de yeni bir hayat kurmayı umuyordu. Türkiye’deki mevcut Uygur diasporası, dil ve kültür yakınlığı ile Doğu Türkistan meselesine yönelik toplumsal duyarlılık, Türkiye’yi birçok Uygur için doğal bir sığınak hâline getiriyordu.

Ancak Feng, bazı Uygurların Türkiye’de ikamet belgelerine erişmekte güçlük çektiğini, oturum imkânlarının sınırlandığını ve bazılarının Çin’e geri gönderilme riskiyle karşı karşıya kaldığını aktarıyor.

Türkiye ile Suriye’nin kuzeyindeki muhaliflerin kontrolündeki bölgeler arasında uzanan sınır hattı ise savaş yıllarında başka bir güzergâh oluşturdu. Belgelerin ve vize şartlarının daha az denetlendiği bu bölgeler, Türkiye’de kalıcı bir hayat kuramayan bazı Uygurların Suriye’ye yönelmesinde etkili oldu.

Böylece Doğu Türkistan’dan ayrılan, Türkiye’de tutunmaya çalışan ve daha sonra Suriye’ye geçen bazı Uygurlar, kendilerini yıllarca sürecek bir savaşın ortasında buldu.

Bu hikâyenin temelinde yalnızca coğrafi koşullar bulunmuyordu. Feng’in görüştüğü savaşçıların önemli bir bölümü, Doğu Türkistan’daki yakınlarına yardım etmek, siyasi değişim sağlamak ve Çin Komünist Partisi yönetimine karşı mücadele etmek istediklerini ifade etti.

Bununla birlikte, bu kişilerin silahlı mücadeleyi tercih etmesi bütün Uygur toplumunun ortak tutumu olarak değerlendirilemez. Uygur diasporasında silahlı örgütlenmelere karşı çıkan, barışçıl siyasi faaliyetleri ve uluslararası diplomatik girişimleri savunan farklı görüşler bulunuyor.

5 Temmuz 2009 Urumçi olayları bir dönüm noktası oldu

Feng’in görüştüğü birçok Uygur savaşçı açısından 5 Temmuz 2009’da Urumçi’de yaşanan olaylar ve sonrasındaki gelişmeler belirleyici bir dönüm noktasıydı.

Urumçi’de başlayan katliamda birçok Uygur hayatını kaybetti. Katliamın ardından yaşanan güvenlik operasyonları, gözaltılar ve toplumsal gerilimler, bazı Uygurların geleceklerine ilişkin beklentilerini derinden etkiledi.

Feng’in görüşmelerinde yer alan kişilerin anlatımlarına göre, bu dönemde yaşananlar, siyasi faaliyetlerle sonuç alınamayacağı düşüncesini güçlendirdi ve bazılarını yurt dışında yeni bir hayat aramaya yöneltti.

 

Suriye’de Uygur savaşçıların rolü neden önem kazandı?

Suriye iç savaşı boyunca Uygur savaşçılar, özellikle ülkenin kuzeyindeki silahlı muhalif yapılanmalarla birlikte hareket etti. Feng’in araştırması, bu kişilerin savaşın çeşitli aşamalarında tahmin edilenden daha etkili bir askerî rol üstlendiğine işaret ediyor.

Söyleşide aktarılan bilgilere göre Uygur savaşçılar, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ile bağlantılı muhalif güçlerin Halep’i ele geçirdiği çatışmalarda yer aldı. Esed yönetiminin Aralık 2024’te çökmesinin ardından Şam’a giren muhalif güçler arasında da Uygur savaşçılar bulunuyordu.

Feng, Suriye’nin yeni Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın özel görüşmelerinde Uygur savaşçıları disiplinli ve sadık bir askerî güç olarak değerlendirdiğini aktarıyor.

Bu durum, geçmişte büyük ölçüde askerî faaliyetleriyle tanınan Uygur yapılanmalarının savaş sonrasındaki Suriye’de siyasi ve toplumsal açıdan da dikkate alınan aktörlere dönüşmesine yol açtı.

Ancak askerî alandaki etkinlik, bu grupların bütün faaliyetlerinin meşru veya tartışmasız olduğu anlamına gelmiyor. Yabancı savaşçıların Suriye’deki varlığı, ülkedeki farklı topluluklar açısından güvenlik, egemenlik ve toplumsal barış sorunlarını beraberinde getiriyor.

Türkistan İslam Partisi ile Doğu Türkistan İslami Hareketi aynı yapı değil

Suriye’deki Uygur silahlı yapılanmaları tartışılırken Türkistan İslam Partisi (TIP) ile Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM) arasındaki ayrım da önem taşıyor.

Feng’in değerlendirmesine göre bu iki isim, Doğu Türkistan’da bağımsız bir yurt kurmayı hedefleyen daha geniş silahlı hareketler çevresindeki kişilerle ilişkilendiriliyor. Bununla birlikte, iki yapının örgütsel geçmişi ve faaliyet biçimleri birbirinden farklı.

ETIM adı özellikle Afganistan-Pakistan sınır bölgesindeki bazı Uygur savaşçı çevreleriyle ilişkilendirildi. Feng’in görüştüğü kişiler, bu bölgede Uygur savaşçıların sayısının sınırlı olduğunu, Amerikan bombardımanlarında kayıplar yaşandığını ve coğrafi şartların askerî eğitim ile örgütlenmeyi güçleştirdiğini anlatıyor.

Türkistan İslam Partisi ise Suriye’de daha kalıcı ve örgütlü bir yapı oluşturdu. Feng’in aktardığına göre örgüt, İdlib ve çevresinde kendi kendine yeten topluluklar kurdu; mali kaynaklarını paylaşan ve toplumsal hizmetler sağlayan bir düzen geliştirdi.

Bu yapılanmanın yıllar boyunca El Kaide bağlantılı gruplarla, daha sonra HTŞ ile ilişkileri oldu. Ancak bu ilişkiler zaman içinde siyasi yönelim, örgütsel kimlik ve meşruiyet tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Türkistan İslam Partisi’nin silahlı geçmişi, yalnızca Suriye’de değil, Uygur diasporasının bazı kesimlerinde de tartışmalı görülüyor.

Pekin yönetiminin güvenlik söylemi ve Uygur meselesi

Çin yönetimi, Doğu Türkistan’daki güvenlik politikalarını savunurken yurt dışındaki Uygur silahlı grupları ve bunların uluslararası bağlantılarını uzun süredir gündeme getiriyor.

Feng’in araştırmasında dikkat çektiği temel meselelerden biri de bu. Pekin’in, Suriye ve Afganistan’daki Uygur savaşçıların varlığını Doğu Türkistan’da yürütülen gözaltı ve tutuklama politikalarına gerekçe olarak gösterdiği belirtiliyor.

Feng, Çinli yetkililerin kamuoyuna yansıyan açıklamalarında Uygur savaşçıların oluşturduğu tehdidin öne çıkarıldığını, ancak bu iddiaları destekleyen kanıtların kamuoyuna her zaman açık biçimde sunulmadığını ifade ediyor.

 

Suriye’deki azınlıklar açısından tartışmalı bir miras

Suriye’deki Uygur savaşçıların durumu, Doğu Türkistan’daki baskılardan kaçış hikâyesinin ötesinde, savaşın başka toplumlar üzerindeki etkilerini de gündeme getiriyor.

Feng’in söyleşisinde aktarıldığı üzere, Suriye’deki birçok azınlık topluluğu yabancı savaşçıların varlığına kuşkuyla yaklaşıyor. Savaş sırasında bazı Uygur savaşçıların Şii nüfusun yaşadığı yerleşimlere yönelik kuşatmalara katıldığı, bazı yerleşimlerde yaşadığı ve bu durumun yerel halkta güvensizlik oluşturduğu belirtiliyor.

Dil, kültür ve toplumsal yaşam farklılıkları da Uygur toplulukları ile Suriyeliler arasındaki ilişkileri zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor.

2025 yılında çoğunluğu Alevilerden oluşan Suriyelilerin katledildiği olaylarda Uygur savaşçıların da sorumluluğu bulunduğuna ilişkin iddialar ortaya atıldı. Ancak Feng, yaptığı araştırmada Uygurların bu katliamlara katıldığına dair kanıt bulamadığını belirtiyor. Bu nedenle söz konusu iddiaların kanıtlanmış bir olgu gibi aktarılması doğru olmaz.

Savaşın mağduru olmuş bir topluluğun üyelerinin başka bir çatışma ortamında tartışmalı eylemlerle anılması, insan hakları ve bireysel sorumluluk konularının neden birbirinden ayrı ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Uygur savaşçıların kendi geleceklerini nasıl tanımladığı kadar, Suriye’deki diğer toplulukların güvenlik ve adalet beklentileri de ülkenin savaş sonrası istikrarı açısından önem taşıyor.

Şam yönetimi ile Pekin arasında yeni bir diplomatik başlık

Suriye’deki Uygur savaşçıların geleceği, iki ülke arasındaki ilişkilerin de önemli konularından biri hâline geldi.

Feng’in aktardığına göre Çinli diplomatik heyetler, Şam yönetimiyle temaslarında Türkistan İslam Partisi ve Uygur savaşçıların durumunu öncelikli güvenlik meseleleri arasında gündeme getiriyor.

Pekin yönetimi, Suriye topraklarının Çin’i hedef alan silahlı faaliyetler için kullanılmamasını istiyor. Şam yönetimi ise kendi topraklarından Çin’e yönelik tehditlere izin vermeyeceği yönünde bir tutum sergilerken Uygur savaşçıların Çin’e gönderilmesi taleplerine de mesafeli yaklaşıyor.

Bu yaklaşım, Suriye’nin yeni yönetimi açısından hassas bir denge oluşturuyor. Bir yandan Çin ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri geliştirmek, diğer yandan ülkede yaşayan yabancı savaşçıların geleceğini ve kendi egemenlik alanını yönetmek zorunda.

Çin’in Suriye’deki ekonomik konumu da bu denklemde önem taşıyor. İç savaş öncesinde Suriye’nin önemli ekonomik ortaklarından biri olan Çin’in savaş sonrası yeniden inşa sürecindeki ağırlığının nasıl şekilleneceği henüz net değil. Feng’in değerlendirmesine göre Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, Suriye’nin yeniden inşasında önemli yatırımcılar hâline geldi.

Uygur meselesi bu nedenle yalnızca güvenlik veya göç başlığı değil; diplomasi, ekonomik ilişkiler ve Suriye’nin dış politika tercihleriyle de bağlantılı bir konu olarak öne çıkıyor.

Suriye’de doğan Uygur çocuklarını nasıl bir gelecek bekliyor?

Suriye’deki Uygur topluluklarının geleceği, yalnızca mevcut savaşçıların siyasi ve hukuki statüsüyle sınırlı değil. Aileler, çocuklar, eğitim, vatandaşlık ve kalıcı yerleşim gibi meseleler de giderek daha önemli hâle geliyor.

Feng’in söyleşisinde, Suriye’deki Uygur topluluğunun erkekler, kadınlar ve çocuklar dâhil yaklaşık 20 bin kişiye ulaştığı ifade ediliyor. Bu rakam, söyleşide aktarılan bir tahmin olarak değerlendirilmelidir.

Savaş yıllarında kurulan toplulukların kalıcı yerleşimlere dönüşüp dönüşmeyeceği, ailelerin mülk edinip edinmeyeceği ve Suriye’de büyüyen çocukların dil ve kültür bağlarını nasıl sürdüreceği henüz açık değil.

Doğu Türkistan’dan uzakta büyüyen yeni nesillerin kimliklerini koruması, ailelerin güvenli bir yaşam kurabilmesi ve hukuki statülerinin belirlenmesi, önümüzdeki yılların önemli başlıkları arasında yer alacak.

Uygur topluluğunun geleceğini yalnızca askerî geçmişi üzerinden değerlendirmek, bu insanların sivil hayatlarını ve çocuklarının ihtiyaçlarını gözden kaçırmak anlamına gelir.

Doğu Türkistan meselesi silahlı çatışmalardan ibaret değil

Suriye’deki Uygur savaşçıların hikâyesi, Doğu Türkistan meselesinin uluslararası siyasette nasıl farklı biçimlerde ele alındığını ortaya koyuyor.

Bir tarafta Çin yönetiminin güvenlik ve terörle mücadele söylemi, diğer tarafta Doğu Türkistan’daki baskılardan kaçtığını veya siyasi çıkış yolu bulamadığını söyleyen Uygurlar bulunuyor. Suriye örneğinde ise bu iki anlatının arasına savaşın yıkımı, yabancı savaşçıların varlığı ve farklı toplulukların güvenlik kaygıları giriyor.

Ancak Uygur halkının geleceği, yalnızca Suriye’deki silahlı yapıların akıbetiyle ölçülemez. Dilin, kültürün ve kimliğin korunması; temel hakların güvence altına alınması; siyasi taleplerin barışçıl biçimde ifade edilebilmesi ve sürgündeki ailelerin güvenli bir hayat kurabilmesi de meselenin ayrılmaz parçalarıdır.

Suriye’deki Uygur savaşçıların geleceği, Pekin’in baskısı, Şam yönetiminin tercihleri ve bölgesel dengeler arasında şekillenecek. Fakat bu sürecin en önemli insani boyutu, çatışmaların gölgesinde kalan Uygur ailelerinin ve yeni nesillerin nasıl bir hayat kurabileceği sorusu olmaya devam ediyor.

Doğu Türkistan halkının hak ve özgürlüklerine ilişkin tartışmaların, belirli silahlı örgütlerin faaliyetlerine indirgenmeden ele alınması gerekiyor. Çünkü bir halkın kimliği, siyasi talepleri ve geleceği, o halktan bazı kişilerin savaşta üstlendiği rolle sınırlanamayacak kadar geniş bir meseledir.

Kaynak: The Diplomat, Mercy A. Kuo’nun Emily Feng ile söyleşisi, “The Uyghurs Who Fought in Syria’s Civil War”, 14 Ekim 2026.

Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Abone olarak Gizlilik Politikası metnini kabul etmiş olursunuz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Merhaba, Ziyaretçi 👋

Bugün nasıl yardımcı olabilirim?

Türk Dünyası Doğu Türkistan’dan Suriye’ye: Uygur Türklerinin sürgün hikâyesi ve savaşın gölgesindeki gelecekleri

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir