“Doğu Türkistan’ın işgalinin 77. yılı: Halkımızın geleceğine halkımız karar vermelidir”

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, Doğu Türkistan’ın Çin tarafından işgal edilmesinin 77. yılı dolayısıyla İstanbul’daki Çin Başkonsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Vakıf, Uygur halkının siyasi geleceğinin kendi özgür iradesiyle belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamada hükümetlere, parlamentolara ve uluslararası kuruluşlara yönelik yedi maddelik eylem çağrısı da yapıldı.

featured
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, 1 Ekim vesilesiyle İstanbul’daki Çin Konsolosluğu önünde düzenlediği basın açıklamasında Doğu Türkistan’daki hak ihlallerine ve siyasi sorunlara dikkat çekti. Bölgenin 1949 yılından bu yana halkın rızası dışında kontrol altına alındığını belirten vakıf, resmi verilere…

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, 1 Ekim dolayısıyla İstanbul’daki Çin Konsolosluğu önünde yaptığı basın açıklamasında Doğu Türkistan’daki siyasi, kültürel ve insan hakları sorunlarına ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı.

Vakıf, açıklamasında Doğu Türkistan’ın Çin tarafından işgalinin 77. yılında, bölgenin siyasi geleceğinin Uygur halkının özgür iradesi dışında belirlenemeyeceğini söyledi.

Basın bildirisinde, “Doğu Türkistan, Çin Halk Cumhuriyeti tarafından sömürgeleştirilmiş bir ülkedir” ifadesi kullanılırken, Çin yönetiminin bölge için kullandığı “Sincan” adlandırmasına da itiraz etti. Vakıf, Doğu Türkistan’ın siyasi statüsünün ve geleceğinin bölge halkının iradesiyle belirlenmesi gerektiğini belirtti.

“1949’tan sonraki süreç halkın rızasına dayanmadı”

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, 1949’da Çin’in kurulmasının ardından Doğu Türkistan’ın Çin yönetimine bağlanmasını halkın özgür iradesine dayanan bir siyasi süreç olarak görmediğini açıkladı.

Vakıf, 1955 yılında kurulan “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” modelinin de bölgedeki temel siyasi, ekonomik ve güvenlik kararlarının Pekin yönetiminin kontrolünde olması nedeniyle gerçek anlamda siyasi özerklik sağlamadığını ifade etti.

Açıklamada ayrıca 1954 yılında kurulan Bingtuan olarak bilinen Sincan Üretim ve İnşaat Kolordusu’nun bölgedeki toprak, yerleşim, ekonomi ve güvenlik politikalarında önemli bir rol üstlendiği belirtildi.

Vakıf, yıllar içerisinde Uygurlar ve Doğu Türkistan’daki diğer yerli toplulukların siyaset, bürokrasi, ekonomi, eğitim ve bilim alanlarındaki etkisinin azaldığını söyledi.

Demografik değişim

Basın bildirisinde Doğu Türkistan’daki demografik değişime de geniş yer verildi.

Vakıf, Çin tarafından yayımlanan resmi nüfus verilerine dayandırdığını belirttiği rakamlara göre, 1949 yılında bölgede yaklaşık 290 bin olan Çinli nüfusunun 2025 itibarıyla 11 milyonun üzerine çıktığını söyledi. Açıklamada, Çinli nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının aynı dönemde yüzde 6,7’den yüzde 42,24’e yükseldiği; Türk halkları ve diğer grupların toplam oranının ise yüzde 93,3’ten yüzde 57,76’ya gerilediği ifade edildi.

Vakıf bu değişimi “demografik asimilasyon” olarak nitelendirdi.

Bu rakamların Çin tarafından açıklanan resmi istatistiklere dayandığını belirten kuruluş, gerçek durumun daha farklı olabileceği konusunda da not düştü. Dolayısıyla söz konusu rakamların, bağımsız demografik verilerle ayrıca değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Uygurca, dinî hayat ve kültürel haklar

Açıklamada, 2000’li yıllardan itibaren Uygurcanın eğitimdeki kullanımının aşamalı olarak gerilediği, kültürel mirasın zarar gördüğü ve dinî hayat üzerindeki devlet denetiminin arttığı belirtildi.

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, Çin yönetiminin “İslâm’ın Çinlileştirilmesi” olarak tanımladığı politikaların Uygurların dinî ve kültürel hayatı üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2022 tarihli değerlendirmesinde ise Doğu Türkistan’daki geniş çaplı gözaltılar, yargı süreçleri, dinî uygulamalar ve “mesleki eğitim merkezleri” olarak tanımlanan tesislerdeki muamele konusunda ciddi insan hakları kaygıları dile getirilmişti. BM değerlendirmesi, mevcut bilgilerin bazı durumlarda keyfî özgürlükten yoksun bırakma konusunda kaygı oluşturduğunu ve eski tutukluların önemli bir bölümünün kötü muamele veya işkence teşkil edebilecek uygulamalar bildirdiğini kaydetmişti.

“2017’den itibaren kitlesel gözaltı sistemi kuruldu”

Vakıf, 2017’den itibaren Doğu Türkistan’da kitlesel gözaltı ve tutuklama sisteminin oluşturulduğunu, milyonlarca Uygur ve diğer Türk topluluklarından insanın bu sistemden etkilendiğini belirtildi.

Basın açıklamasında gözaltı merkezleri ve cezaevlerinde dayak, elektrik şoku, uykusuz bırakma, tecrit ve cinsel şiddet gibi ağır kötü muamele iddialarına yer verildi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de 2022 değerlendirmesinde eski gözaltı merkezi tutuklularıyla yaptığı görüşmelere dayanarak çeşitli kötü muamele ve işkence iddialarını kayda geçirmişti. Değerlendirmede görüşülen 26 eski tutuklunun üçte ikisinin, merkezlerde veya bu merkezlere sevk süreçlerinde işkence veya diğer kötü muamele kapsamına girebilecek uygulamalara maruz kaldığını bildirdiği belirtildi.

Vakıf ise toplam gözaltı ve tutuklu sayısının 3 milyonun üzerinde olduğunu söyledi.

Yeni yasa tartışması

Basın açıklamasının önemli başlıklarından biri de Çin’de 2026 yılında kabul edilen Etnik Birliği ve İlerlemeyi Teşvik Yasası oldu.

Çin Ulusal Halk Kongresi tarafından 12 Mart 2026’da kabul edilen yasanın 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe girdiği, Avrupa Parlamentosu belgelerinde de doğrulanıyor. Avrupa Parlamentosu, söz konusu yasanın eğitim, kamu yaşamı ve medya alanlarında Mandarin Çincesine öncelik verdiğini ve etnik azınlıkların dilsel, kültürel ve dinî hakları bakımından risk oluşturabileceğini belirtti.

Avrupa Parlamentosu, 30 Nisan 2026 tarihli kararında yeni yasanın etnik kimlikler üzerindeki etkilerini ele aldı ve Çin’in azınlık kimliklerine yönelik politikalarını eleştirdi. Kararda Uygurlar, Tibetliler, Moğollar ve diğer azınlık topluluklarının dil, kültür ve din özgürlüklerine ilişkin kaygılar dile getirildi.

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı da yeni yasanın Uygur dili, inancı ve kültürel kimliğinin korunması açısından yeni kısıtlamalar getirdiğini söyledi.

BM raporunda “ciddi insan hakları ihlalleri” değerlendirmesi

Doğu Türkistan’daki insan hakları tartışmasının uluslararası alandaki en önemli belgelerinden biri, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 31 Ağustos 2022 tarihli değerlendirmesi oldu.

BM raporunda  işgal altındaki Doğu Türkistan’da ciddi insan hakları ihlallerinin gerçekleştiği değerlendirilmiş; özellikle keyfî gözaltı, dinî ve kültürel haklar, ceza yargılamaları ve gözaltı koşulları konusunda kapsamlı kaygılar dile getirilmişti. Raporda mevcut bilgilerin, insanlığa karşı suçlar da dahil olmak üzere uluslararası suçların işlenmiş olabileceğine ilişkin değerlendirme yapılmasını gerektirecek nitelikte olduğu belirtilmişti.

Bunun yanında farklı ülkelerin parlamentoları ve bazı bağımsız kuruluşlar Çin’in Xinjiang politikalarını “soykırım” olarak nitelendirdi. Bu niteleme ise uluslararası düzeyde tartışmalı bir hukuki ve siyasi değerlendirme niteliğini taşıyor.

“Çin’in kontrollü gezileri gerçeği yansıtmıyor”

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı açıklamasında Çin yönetiminin yabancı hükümet yetkilileri, siyasetçiler, akademisyenler, din adamları, iş insanları ve gazeteciler için düzenlediği kontrollü bölge ziyaretlerini de eleştirdi.

Vakıf, önceden belirlenmiş güzergâhlarla gerçekleştirilen bu ziyaretlerin bölgedeki gerçek koşulların bağımsız biçimde değerlendirilmesine imkân vermediğini söyledi.

Açıklamada, Doğu Türkistanlılarla güvenli, serbest ve gözetimsiz görüşmeler yapılmadan bölgedeki gerçek durumun anlaşılmasının mümkün olmadığı ifade edildi.

“Sorun yalnızca Doğu Türkistan’la sınırlı değil”

Vakıf, Doğu Türkistan meselesinin yalnızca bölge halkının yaşadığı insan hakları sorunlarından ibaret olmadığını da söyledi.

Açıklamada Uygur diasporasına yönelik baskı ve tehditler, dijital gözetim ve zorla çalıştırma iddialarıyla bağlantılı tedarik zincirlerinin uluslararası boyutuna dikkat çekildi.

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, Çin’in dijital gözetim ve kontrol uygulamalarının başka ülkelere de yayılabileceğini ileri sürerek uluslararası toplumun bu konuda daha güçlü adımlar atması gerektiğini belirtti.

Vakıftan uluslararası topluma 7 maddelik çağrı

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, açıklamasının sonunda hükümetlere, parlamentolara, şirketlere, üniversitelere ve bireylere yönelik yedi maddelik çağrı yaptı.

Vakıf tarafından önerilen adımlar şöyle sıralandı:

  1. BM yetkililerine engelsiz erişim: Hükümetlerin BM yetkililerinin Doğu Türkistan’a engelsiz şekilde girmesini ve bölge halkıyla güvenli, özel görüşmeler gerçekleştirmesini talep etmesi.
  2. Tutuklu ve kayıpların gündeme getirilmesi: Parlamentoların kayıp ve tutuklu kişilerin durumunu düzenli biçimde gündeme taşıması ve Çin makamlarından isim bazında bilgi istemesi.
  3. Hedefli yaptırımlar: Ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğu değerlendirilen kişi ve kurumlara yönelik hedefli yaptırımlar uygulanması ve uluslararası hukuk mekanizmalarının kullanılması.
  4. Tedarik zincirlerinin incelenmesi: Gümrük idareleri ve şirketlerin Doğu Türkistan bağlantılı tedarik zincirlerinde zorla çalıştırma riskini bağımsız biçimde incelemesi.
  5. Diasporanın korunması: Türkiye ve diğer ülkelerin Uygurların ulus ötesi tehditlere ve zorla geri gönderilme risklerine karşı korunmasını sağlaması.
  6. Akademik ve kültürel destek: Üniversiteler ve kültür kurumlarının Uygur dili, tarihi ve kültürel mirasına yönelik burs, araştırma, arşiv ve eğitim programları oluşturması.
  7. Kamuoyunun bilgilendirilmesi: Bireylerin doğrulanmış bilgileri paylaşması, seçilmiş temsilcilerinden somut adımlar talep etmesi ve güvenilir insan hakları çalışmalarını desteklemesi.

“Geleceğimizi halkımız belirlemeli”

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı açıklamasını, Doğu Türkistan halkının geleceğine ilişkin siyasi iradenin halkın kendisine ait olması gerektiği mesajıyla tamamladı.

Vakıf, meselenin yalnızca geçmişte yaşananların tanınmasından ibaret olmadığını; çocukların kendi dillerinde eğitim alabilmesi, insanların inançlarını özgürce yaşayabilmesi ve Uygur kimliğinin korunabilmesi gibi başlıkların da geleceğe ilişkin temel sorunlar olduğunu belirtti.

Açıklamada, “Doğu Türkistan halkının siyasi geleceğini ve egemenliğini özgürce belirleyebilmesi ertelenemez” görüşü ifade edildi .

Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, siyasi geleceğin belirlenmesinde halk iradesinin esas alınması talebini yineleyerek, mücadelesini “barışçıl ve hukuk temelli” yöntemlerle sürdüreceğini açıkladı.

Doğu Türkistan meselesi böylece 1 Ekim 2026’da İstanbul’dan yapılan açıklamayla bir kez daha Türkiye ve uluslararası kamuoyunun gündemine taşındı.

Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Abone olarak Gizlilik Politikası metnini kabul etmiş olursunuz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Merhaba, Ziyaretçi 👋

Bugün nasıl yardımcı olabilirim?

Türk Dünyası “Doğu Türkistan’ın işgalinin 77. yılı: Halkımızın geleceğine halkımız karar vermelidir”

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir