Münih merkezli Dünya Uygur Kongresi (DUK), 24 Kasım 2025 tarihinde “Ürümçi Yangını”nın üçüncü yıldönümünü hüzünle anıyor. Üç yıl önce, Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi ’deki bir apartman dairesinde başlayan yangın, Uygur toplumu için kolektif bir travmanın sembolü haline gelmişti.
Yangının Ardındaki İddialar ve Resmî Rakamlar
Resmî Çin kaynaklarına göre, 24 Kasım 2022 tarihinde bir yüksek katlı binada çıkan yangında 10 kişi hayatını kaybetmiş, 9 kişi yaralanmıştı. Ancak DUK ve bağımsız kaynaklar, gerçek can kaybının çok daha yüksek olabileceğini söylüyor. DUK’un 2022 raporuna göre, bazı tanıklar ve topluluk kaynakları en az 40 kişinin yaşamını yitirdiğini iddia ediyor.
Öte yandan, yangında hayatını kaybedenlerin tamamının Uygur etnik kökenli olduğuna dair resmi doğrulamalar da yapılmış durumda. Bu durum, DUK tarafından Çin yönetiminin Uygur toplumuna yönelik “umursamazlığı” olarak yorumlanıyor.
Kapanamayan Kapılar: Kritik Eleştiriler
Yangının ortaya çıkardığı en önemli tartışmalardan biri, yangının çıktığı binada uygulanan sıkı COVID-19 kısıtlamaları… Yetkililer tarafından yangının söndürülmesi üç saat sürmüş olsa da, bazı görgü tanıkları binadaki çıkış kapılarının ve yangın merdivenlerinin kısıtlandığını, hatta kapıların kilitli ya da mühürlü olduğunu iddia ediyor. Bu iddialar, COVID-politikalarının bir trajediye dönüştüğü yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Bu kısıtlamaların, hem insanların binayı tahliyesini engellediği hem de itfaiyenin müdahalesini yavaşlattığı yönündeki anlatımlar, DUK açısından “sistematik bir ihmale” işaret ediyor.
“Beyaz Kağıt” Protestoları: Yangının Toplumsal Yankısı
Urumçi Yangını’nın etkisi, binanın ötesine geçerek büyük bir toplumsal harekete dönüşmüştü. Yangının ardından, “White Paper / Beyaz Kağıt” protestoları Çin’in birçok kentinde patlak verdi. Protestocular, sansürü ve otoriter yönetimi sembolize eden boş kağıtlar sallayarak hükümeti eleştirdiler.
Yangının çıktığı gece, Uygur aileler kapalı kapılar, demir bariyerler ve Uygur topluluğunu orantısız bir şekilde hedef alan sıkı COVID karantina önlemleri nedeniyle mahsur kaldılar. Sakinlerin kaçması engellendi ve itfaiyecilerin yakın mesafede olmalarına rağmen saatler sonra geldikleri bildirildi. Tanıkların ifadeleri, anneler ve küçük çocuklar da dahil olmak üzere en az 44 kişinin yangında öldüğünü ve bu sayının Çin hükümetinin iddia ettiği on ölüm sayısını çok aştığını gösteriyor. Bugüne kadar Pekin, tam bir soruşturma raporu, kurbanların listesi veya gecikmeli müdahalesine ilişkin bir açıklama yayınlamadı.

DUK Başkanı Turguncan Alavdun, “Üç yıl geçti, ancak Uygurların hayatlarına karşı aynı umursamazlık devam ediyor” dedi. “Uygurlar, sevdiklerinin ölümleri hakkında adalet veya uygun bir soruşturma talep edemiyorlar. Diğer ülkelerde normal bir hak olan, aile üyelerinin neden ve nasıl öldüğünü sormak, Uygurlar için gözaltına alınmaya neden olabilir. Bu trajedi, sadece kaybedilen hayatlar nedeniyle değil, aynı zamanda sistematik ihmalin daha geniş bir örneğini ve Uygur halkını ortadan kaldırmaya yönelik süregelen kampanyayı yansıttığı için de hatırlanmalıdır.”
Sorumluluk Çağrısı ve Küresel Tepki
DUK, üçüncü yıldönümünde uluslararası topluma güçlü bir çağrı yapıyor: Yangınla ilgili tam bir soruşturma yürütülsün, gerçek kurban sayısı açıklansın ve sorumlular hesap versin.
Bu çağrılar, yalnızca DUK ile sınırlı değil. Diğer Uygur insan hakları örgütleri ve uluslararası aktörler de benzer talepler dile getiriyor. Bu talepler, hem insan hakları ihlalleri bakımından hem de etnik bir grubun maruz kaldığı adaletsizlik açısından büyük önem taşıyor.
Hatırlamak ve Unutmamak
Urumçi Yangını, Uygur toplumu için sadece bir trajedi değil; aynı zamanda küresel bir sembol haline geldi. DUK’un anma mesajı, acıyı paylaşıp unutulmamasını isterken, aynı zamanda “unutursak yeniden yaşarız” uyarısını da içeriyor.
Bugün, üçüncü yıldönümünde, DUK; kaybedilen hayatları onurlandırıyor, gerçeği açığa çıkarmak için uluslararası toplumu harekete çağırıyor ve adaletin yerini bulması için sesini yükseltiyor. Bu anma, geçmişin yanında, geleceğe dair bir hatırlatma niteliği taşıyor: İnsanlık onuru, hiçbir zaman göz ardı edilmemeli.

