Haitiwaji’nin hikâyesi, yıllar önce ailesinin Fransa’da yaşadığı endişeli bekleyişle başlamıştı. 2016 yılında Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’a giden Haitiwaji, ailesinin uzun süre kendisinden haber alamamasının ardından gözaltında tutuldu. Ailesi, bir dönem onun yedi yıl hapis cezasına çarptırıldığına dair haberler aldı. O sırada Paris’te yaşayan eşi ve kızları, Haitiwaji’nin akıbetini öğrenmek için uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye çalıştı.
Bitter Winter’da yayımlanan Ruth Ingram imzalı habere göre Haitiwaji, sonunda Fransa’ya döndü ancak yaşadıklarını anlatabilecek duruma gelmesi yıllar aldı. Ingram’ın aktardığına göre Haitiwaji, Paris’e döndükten yaklaşık iki yıl sonra yaşadıklarını yazmaya başladı. Önceleri ailesini koruma kaygısıyla kimliğini gizleyerek konuştu. Ancak daha sonra, geride bıraktığı ve hâlâ seslerini duyuramayan kadınlara karşı sorumluluk hissettiğini belirterek kamuoyunun önüne çıkmaya karar verdi.
“Her anlattığımda hücreme geri dönüyorum”
Haitiwaji’nin 2021 yılında yayımlanan “How I Survived a Chinese Re-Education Camp” ( Çin Yeniden Eğitim Kampında Nasıl Hayatta Kaldım) adlı anı kitabı, yaşadıklarını kamuoyuna aktarmasının en önemli araçlarından biri oldu. Kitabın 14 dile çevrildiği belirtiliyor.
Ancak tanıklık etmek onun için kolay olmadı. Ingram’ın haberine göre Haitiwaji, yaşadıklarını her yeniden anlattığında kendisini yeniden hücresinde hissettiğini, yıllar önce maruz kaldığı şiddet ve yoksunlukların uykusuzluk ve kâbuslarla geri döndüğünü ifade etti.
Haitiwaji için tanıklık etmek yalnızca kişisel bir travmayı anlatmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kamplarda birlikte tutulduğu ve daha sonra ortadan kaybolan kadınların sesini duyurmak anlamına geliyor.
Bitter Winter’ın haberinde Haitiwaji’nin şu yaklaşımı öne çıkıyor: Kendisi özgürlüğüne kavuşmuş olsa da binlerce kişinin hâlâ benzer koşullarda tutulduğuna inanıyor.
Hücrelerde korku, sorgu ve sistematik baskı
Haitiwaji’nin anlattığı kamp yaşamı, yoğun bir psikolojik ve fiziksel baskı atmosferine işaret ediyor.
Ingram’ın aktardığı tanıklığa göre Haitiwaji, defalarca sorguya çekildiğini, metal sandalyelere zincirlendiğini ve gün ışığını çok sınırlı gördüğünü anlattı. Bir ceza sırasında iki hafta boyunca yatağına zincirlendiğini söyledi.
Kamptaki kadınların konuşmaları, dua etmeleri veya yemek yemeyi reddetmeleri nedeniyle cezalandırıldığını aktaran Haitiwaji, gardiyanların düdükleriyle kadınları uzun süre hareketsiz biçimde ayakta durmaya zorladığını belirtti.
Bazı kadınların ayakta durmaya devam edemeyerek yere yığılmasının ardından ortadan kaybolduğunu söyleyen Haitiwaji, geceleri de gardiyanların ani kontrollerinden ve koridorlardan gelen yardım çığlıklarından korktuklarını anlattı.
Bu koşulların yalnızca fiziksel değil, zihinsel bir yıkımı da beraberinde getirdiğini belirten Haitiwaji, sürekli özeleştiri yapmaya, itiraflarda bulunmaya ve “pişmanlık” göstermeye zorlandıklarını söyledi. Ona göre bu süreç, kişinin geçmişini ve kimliğini aşındırmayı amaçlayan bir mekanizmaya dönüşüyordu.
“Bizi değiştirmeye çalıştılar”
Haitiwaji’nin anlatısında dikkat çeken noktalardan biri, kamplardaki uygulamaların yalnızca güvenlik gerekçesiyle açıklanamayacağı yönündeki değerlendirmesi.
Haitiwaji, Çin yönetiminin Uygurların düşüncelerini değiştirmeyi, kültürlerini ve dillerini ortadan kaldırmayı amaçladığını söylüyor.
Ancak yaşadıklarının kendisini tamamen değiştirmediğini belirten Haitiwaji, baskının Uygur kimliğini ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini düşünüyor.
Bitter Winter’ın haberinde aktarıldığı üzere Haitiwaji, Çin yönetiminin kendi kimliklerini ve kültürlerini yok etme konusunda “yanlış hesap yaptığını” ifade ediyor.
Bu sözler, onun tanıklığının merkezindeki temel düşünceyi ortaya koyuyor: Hayatta kalmak yalnızca fiziksel olarak kamptan çıkmak değil, kişinin kimliğini ve hafızasını koruyabilmesi anlamına da geliyor.
Aileler üzerindeki baskı
Haitiwaji’nin hikâyesinde kampın duvarlarının dışında devam eden başka bir korku daha var: ailelere yönelik baskı endişesi.
Fransa’ya döndükten sonra konuşmak konusunda tereddüt etmesinin en önemli nedenlerinden birinin ailesinin güvenliği olduğunu belirten Haitiwaji, Çinli yetkililerin kendisine ailesini ve özellikle küçük kız kardeşini hatırlattığını söyledi.
Haitiwaji’ye göre bu mesaj, konuşması hâlinde Çin’de kalan yakınlarının zarar görebileceği yönünde açık bir tehdit anlamına geliyordu.
Kitabının yayımlanmasının ardından Çin yönetiminin kendisini “terörist” ve “ahlaksız bir kadın” olarak nitelediğini aktaran Haitiwaji, aynı dönemde Çin’deki akrabalarıyla iletişiminin de kesildiğini söyledi.
Kısa süre sonra Kanada’daki bir arkadaşından annesinin hayatını kaybettiğini ve onun yanında olamadığını öğrendi.
Bu durum, Uygur diasporasındaki birçok kişinin neden yaşadıklarını açık biçimde anlatmaktan çekindiğine dair önemli bir örnek olarak öne çıkıyor.
Haitiwaji’nin değerlendirmesine göre insanlar kendileri için cesur davranabilir ancak ailelerinin zarar görmesinden korktuklarında konuşmak çok daha zor hale geliyor.
Kadınların yaşadığı travma
Haitiwaji’nin tanıklığında kadınların maruz kaldığı uygulamalar da önemli bir yer tutuyor.
Bitter Winter’ın aktardığına göre Haitiwaji, kampta bazı kadınların çocuklarından koparıldığını, ailelerin dağıldığını ve kadınların devlet politikalarının doğrudan sonuçlarıyla karşı karşıya kaldığını anlattı.
Haitiwaji ayrıca, Uygur ailelerinin yanına Han Çinli kadroların yerleştirildiğini; bu kişilerin ailelerle birlikte yaşadığı, yemek yediği ve günlük hayatın içine girdiğini söyledi. Özellikle eşleri ortadan kaybolmuş kadınların bu uygulamadan etkilendiğini belirtti.
Haberde, Haitiwaji’nin bazı kadınların bu kampanya kapsamında cinsel istismara uğradığını bildiğini söylediği de aktarılıyor. Ancak Haitiwaji, kendi kaldığı kampta bizzat cinsel istismara tanık olmadığını, bu konudaki bilgilerin başka tanıklıklardan geldiğini ifade ediyor.

Zorla uygulanan tıbbi işlemler ve doğurganlık iddiaları
Haitiwaji’nin anlatımında en ağır iddialardan biri de kadınlara uygulandığını söylediği tıbbi işlemler.
Bitter Winter’ın haberine göre Haitiwaji ve diğer kadınlara yılda iki kez, sözde bağışıklığı güçlendirmek amacıyla enjeksiyonlar yapıldı. Haitiwaji, bazı genç kadınların adet görmeyi bıraktığını ve serbest bırakıldıktan sonra kısır olduklarını öğrendiklerini söyledi.
Haberde, Uygur kadınların zorla kısırlaştırıldığına ilişkin daha geniş iddialara da yer veriliyor.
Bitter Winter, Aralık 2021’de Uygur Mahkemesi’nin Çin’in doğumları engelleyen sistematik tedbirlerle Uygur nüfusunun önemli bir bölümünü yok etme niyetinde olduğuna dair “makul şüphenin ötesinde” değerlendirmede bulunduğunu aktarıyor. Bu değerlendirme, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nin ilgili hükmüne atıfla ele alınmıştı.
Kampta bile dayanışma vardı
Haitiwaji’nin anlatısının yalnızca şiddet ve baskıdan ibaret olmaması dikkat çekiyor.
En ağır koşullarda bile tutuklu kadınlar arasında dayanışma geliştiğini anlatan Haitiwaji, çok az miktardaki yiyeceğin bile birbirleriyle paylaşıldığını söyledi.
Bir gün tek bir şekerin 12 kadın arasında bölüştürüldüğünü, başka bir gün ise 27 ay çekirdeği ve iki yer fıstığının kadınlar arasında paylaşıldığını anlattı. Fazladan kalan yer fıstıklarının 59 yaşındaki bir kadına verildiğini belirtti.
Bu küçük ayrıntılar, Haitiwaji’nin anlatısında önemli bir yere sahip. Çünkü kamp sistemi insanları birbirlerinden koparmaya, korkutmaya ve kişisel kimliklerini aşındırmaya çalışırken, tutuklu kadınlar kendi aralarında dayanışma kurarak insani bağlarını korumaya çalışıyordu.
“Bizi yok edemezler”
Haitiwaji’nin Londra’daki konuşmasında verdiği mesajlardan biri de Uygur kültürünün geleceğine ilişkin oldu.
Uygurların köklü ve canlı bir kültüre sahip olduğunu belirten Haitiwaji, yaşanan baskılara rağmen bu kültürün tamamen ortadan kaldırılamayacağını söyledi.
Bu sözler, onun hikâyesini yalnızca geçmişte yaşanan bir tutukluluk öyküsü olmaktan çıkarıyor. Haitiwaji için yaşadıklarını anlatmak, aynı zamanda Uygur kimliğinin, dilinin ve kültürünün korunması için verilen mücadelenin bir parçası.
Londra’daki etkinlikte konuşan Stop Uyghur Genocide CEO’su Rahima Mahmut da Uygurların yaşadığı sorunların geçmişte kalmadığını vurgulayarak zorla çalıştırma, ailelerin parçalanması, korku ve sessizliğin devam ettiğini belirtti.

Hikâyenin başlangıcından bugüne
Gülbahar Haitiwaji’nin hikâyesi, aslında yıllar önce ailesinin Paris’te yaşadığı kaygıyla dünya kamuoyunun gündemine girmişti.
Bitter Winter, 2019 yılında Haitiwaji ailesini ziyaret ettiğinde Gulbahar hâlâ Çin’de kayıptı. Eşi Kerim Haitiwaji ve kızları, onun nerede olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. O dönemde aile, Gulbahar’ın yedi yıl hapse mahkûm edildiği yönündeki haberleri almış ancak kararın nasıl verildiğine dair hukuki sürecin ayrıntılarına ulaşamamıştı.
Yıllar sonra ise Gulbahar Haitiwaji kendi hikâyesini kendi sesiyle anlatmaya başladı.
Böylece 2016 yılında kaybolan bir kadının hikâyesi, yalnızca ailesinin yaşadığı trajedinin değil, Sincan’daki Uygur toplumunun yaşadığı daha geniş çaplı sorunların sembollerinden birine dönüştü.
Tanıklığın bedeli
Haitiwaji bugün özgür. Ancak özgürlüğün bedelinin geçmişi sürekli yeniden yaşamak olduğunu söylüyor.
Her röportaj, her kitap imzası ve her konuşma onu yıllar önceki hücresine geri götürüyor. Buna rağmen konuşmaya devam ediyor.
Çünkü onun açısından sessizlik, geride bıraktığı kadınların da unutulması anlamına geliyor.
Ruth Ingram’ın Bitter Winter için kaleme aldığı 8 Ekim 2026 tarihli haberde ortaya konulan tablo, Haitiwaji’nin kişisel hikâyesini daha geniş bir çerçeveye yerleştiriyor: Uygur kadınların kamplardaki deneyimleri, ailelerin parçalanması, kültürel kimliğe yönelik baskı iddiaları ve diasporadaki insanların yakınlarına yönelik olası misillemelerden duyduğu korku.
Haitiwaji’nin mesajı ise bütün bu karanlık tabloya rağmen direnmenin mümkün olduğu yönünde.
Onun hikâyesinde hayatta kalmak, yalnızca fiziksel olarak kamptan çıkmak değil; hafızayı korumak, yaşananları anlatmak ve susturulmuş insanların yerine konuşmak anlamına geliyor.
Gulbahar Haitiwaji’nin tanıklığı bu nedenle yalnızca bir hayatta kalma öyküsü değil; aynı zamanda bir toplumun kimliğini, kültürünü ve sesini koruma mücadelesinin kişisel bir kaydı olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Ruth Ingram, Bitter Winter, “Gulbahar Haitiwaji’s Testimony of Resilience and Survival”, 8 Ekim 2026.





















