Radio Free Asia’nın (RFA) 7 Ekim 2026 tarihli haberine göre, Abdulla Tomur’un hikâyesi 1986 yılında başladı. O dönemde Çin’in Guizhou eyaletinde kebap satarak geçimini sağlayan Tomur, işten evine dönerken bir hastanenin önünde karton kutudan gelen bebek ağlamasını duydu.
Kutuyu açtığında terk edilmiş olduğu anlaşılan Han Çinlisi bir kız bebek buldu. Ailesinin ekonomik sıkıntılar nedeniyle güney Çin’e taşındığını belirten Tomur, ilk başta bebeği yetkililere teslim etmeyi düşündü. Ancak bebeği bırakıp gitmeye gönlü el vermedi.
RFA’ya konuşan Tomur’a göre, bebeği kebap etlerini örtmek için kullandığı bezle sararak evine götürdü. Eşi ise bebeği görünce ona kızmak yerine çocuğun nasıl terk edilebildiğine tepki gösterdi ve bebeği emzirmeye başladı.
Çift, başlangıçta bebeğe yalnızca birkaç gün bakmayı ve ardından yetkililere teslim etmeyi planladı. Ancak birkaç gün içinde kararları değişti. Tomur’un üç ve beş yaşlarındaki iki oğlu da bebeğe bağlandı. Aile, zaman içinde onu geçici olarak baktıkları bir çocuk olmaktan çıkarıp kendi kızları olarak kabul etti.
Tomur, RFA’ya bu durumu, “Anne ve baba diye bize seslenen bir çocuğu nasıl teslim edebilirdik?” sözleriyle anlattı.
Uygur ailesinde büyüdü
Aile daha sonra memleketleri olan Aksu bölgesine döndü. Zohregül adı verilen çocuk, Kucha’da Uygur bir ailenin içerisinde büyüdü.
RFA’nın aktardığına göre Zohregül, Uygurca konuşuyor, Müslüman bir aile ortamında yetişiyor ve Uygur kültürünün içerisinde büyüyordu. Ailesi, çocuğun Han Çinlisi olduğuna ilişkin gerçeği yetkililere açıklamadı.
Tomur, o dönemde doğum belgelerinin bugünkü kadar düzenli ve zorunlu olmadığını, bu nedenle Zohregül’ü kendi çocukları olarak kaydettirebildiklerini anlattı.
Zohregül büyüdükçe fiziksel farklılığının farkına vardı. Babasına neden iki erkek kardeşine benzemediğini soruyordu. Tomur ise ona, “Büyükanneme benziyorsun” diyerek cevap veriyordu.
Aile, Zohregül’ün Çinli kökeninin çevrede öğrenilmesinden de endişe ediyordu. Buna rağmen Tomur, kızının etnik kökeninin onun suçu olmadığını ve İslam inancına göre her çocuğun masum doğduğunu düşünüyordu.
2016’da Türkiye’ye gitti, bir yıl sonra tutuklamalar başladı
Hikâyenin kırılma noktası ise 2016 yılında yaşandı.
Tomur, İstanbul’da eğitim gören büyük oğlunu ziyaret etmek amacıyla Türkiye’ye geldi. Çin’in Uygur bölgesinde 2017 yılında yoğunlaştırdığı kitlesel gözaltı ve tutuklama politikası sonrasında Tomur’un memleketine dönmesi zorlaştı.
Tomur, daha önce de “yasadışı toplantı” gerekçesiyle bir kampa gönderildiğini ve burada uykusuz bırakıldığını, kendisinin veya komşularının gerçekleştirdiği öne sürülen faaliyetleri itiraf etmeye zorlandığını söyledi.
Oğlu, yeniden gözaltına alınabileceği endişesiyle Tomur’un Çin’e dönmemesini istedi.
İstanbul’da kalan Tomur, memleketteki çocukları için endişelenmeye başladı. Özellikle de evlatlık kızı Zohregül’ün tutuklanmasından korkuyordu.
Bir süre sonra bir tanıdığından hem Zohregül’ün hem de küçük oğlu Rehim’in cezaevinde olduğunu öğrendi. RFA’nın haberine göre, o dönemde aileye başlangıçta çocuklarının neden tutuklandığına ilişkin resmi bir gerekçe bildirilmedi.
Yıllarca çocuklarından haber almaya çalıştı
Tomur, çocuklarının tutuklandığını öğrendikten sonra Türkiye’den mücadele etmeye başladı.
RFA’nın haberine göre 2020 yılında Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu önündeki gösterilere katıldı, basına konuştu ve çocuklarının durumuyla ilgili bilgi edinmeye çalıştı.
Ancak yıllar süren girişimlerinden sonuç alamayınca sosyal medya üzerinden doğrudan Çin makamlarına çağrıda bulundu.
Tomur, kendisini eğitim almamış bir çiftçi olarak tanımlayarak çocukları hakkında bilgi istedi ve tutuklularsa serbest bırakılmalarını talep etti. Gerekirse Çin’e dönüp yeniden çiftçilik yapmaya veya kendisinin hapsedilmesine razı olduğunu söyledi.
Özellikle kızı Zohregül’ün serbest bırakılmasını istedi.
RFA’ya göre Tomur’un çağrısı Facebook’ta, ardından Çin’de kullanılan Douyin platformunda yayıldı ve 50 binden fazla görüntülenmeye ulaştı.
Bunun ardından kendileriyle konsolosluk, gümrük veya polis görevlisi olduğunu söyleyen dört kişinin iletişime geçtiğini belirten Tomur, ancak görüşmelerin kısa sürede Suriye ve Afganistan’daki Uygurlara ilişkin bilgi taleplerine dönüştüğünü söyledi.
Tomur ise bu kişiler hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtti.
Kızının Çinli olduğunu yıllar sonra açıkladı
Tomur, kızının serbest bırakılmasına yardımcı olabileceği düşüncesiyle hayatı boyunca ailesinin sakladığı önemli bir sırrı da ilk kez kamuoyuna açıkladı.
Zohregül’ün aslında evlatlık alınmış bir Han Çinlisi olduğunu söyledi ve bu bilginin Aksu’daki yetkililere aktarılmasını istedi.
Tomur, Çinli kökeninin kızının durumunda bir fark oluşturabileceğini düşünüyordu. RFA’nın aktardığına göre Tomur, geçmişte Çinli çocukları evlat edinen Uygur ailelerinin “etnik birlik” politikaları kapsamında teşvik edildiğine de tanık olduğunu anlattı.
Ancak beklediği sonuç ortaya çıkmadı.
Tomur’un aktardığına göre bir Çinli görevli Zohregül’ün durumuyla ilgilendi ve kızının 12 yıl hapis cezasına çarptırıldığını, cezasının bitmesine yaklaşık üç yıl kaldığını söyledi.
Aynı görevli, Tomur’un Çin’e dönmesini ve “tövbe etmesini” istedi.
RFA: Zohregül’ün hapis nedeni doğrulandı
RFA, Eylül 2026’da yaptığı araştırma kapsamında Tomur’a kızının cezasıyla ilgili bilgi veren görevlinin Kucha’nın Ogen (Weigan) beldesinde görev yaptığını belirledi.
RFA ayrıca Kucha’nın Alaqagha (Alahage) beldesinde görev yapan başka bir polis memurunun da Tomur’un ailesinden iki kişinin cezaevinde olduğunu doğruladığını aktardı.
Habere göre RFA, Zohregül’ün neden cezalandırıldığı konusunda da resmi makamlar üzerinden bilgi elde etti.
Buna göre Zohregül’ün cezalandırılmasında babasının Türkiye’ye gitmesi ve “yasadışı” kabul edilen dini materyalleri okumasının rol oynadığı öne sürüldü.
RFA, Çin makamlarının Uygurların seyahatlerine yönelik ağır kısıtlamalar uyguladığını, daha önce devlet tarafından onaylanmış bazı dini materyallerin dahi sonradan yasaklandığını ve bazı durumlarda kişilerin aile üyelerinin faaliyetleri nedeniyle de cezalandırıldığını belirtiyor.
Dokuz yıldır cezaevinde
Zohregül’ün tutukluluğunun yaklaşık dokuz yıldır sürdüğü belirtiliyor.
Babası Abdulla Tomur, kendi geçmişteki gözaltı deneyimi nedeniyle kızının cezaevinde sorgu, kötü muamele ve ağır kısıtlamalarla karşı karşıya kalmasından endişe ediyor.
Ancak RFA’nın haberinde Zohregül’ün mevcut cezaevi koşullarına ilişkin bağımsız ve doğrulanmış bir bilgi bulunmadığı da belirtiliyor.
Tomur için en büyük ikilem ise kızını kurtarmak amacıyla Çin’e dönmek ile dönerse kendisinin de tutuklanarak ailesine yardımcı olamayacak hale gelmesi arasında.
Şu anda Mekke’de umre ziyareti gerçekleştiren Tomur, yıllar önce karton bir kutudan kurtardığı kızını bu kez bir cezaevinden kurtaramamanın acısını yaşadığını söylüyor.
“Kartondan kutudan kurtardım ama demir kafesten kurtaramıyorum”
Tomur’un RFA’ya anlattığı hikâyenin en çarpıcı noktası ise yıllar önce hastane önünde bulduğu bebeğe ilişkin duası.
Tomur, 1986 yılında karton kutunun içindeki bebeği kurtaracak gücü olduğunu, ancak bugün aynı kızı cezaevinden çıkaracak gücü olmadığını söylüyor.
Kızının yaklaşık kırk yıl önce hayatına bir karton kutunun içinde girdiğini, bugün ise Çin’deki bir cezaevinde bulunduğunu anlatan Tomur, onun serbest bırakılması için mücadele etmeye devam ediyor.
RFA’nın haberine göre Tomur’un hikâyesi, yalnızca bir babanın kızını kurtarma çabasını değil, Çin’in Uygur bölgesindeki tutuklamaların aileler üzerindeki uzun vadeli etkisini de ortaya koyuyor.
Kaynak: Radio Free Asia (RFA), Shohret Hoshur, 7 Ekim 2026. Radio Free Asia – RFA haberinin orijinali





















