BIST 100
13.846,73 0,74%
DOLAR
46,1553 0,05%
EURO
53,3098 0,13%
GRAM ALTIN
6.079,95 0,68%
FAİZ
43,69 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
95,80 1,81%
BITCOIN
62.875,00 1,84%
GBP/TRY
61,8331 0,18%
EUR/USD
1,1535 0,00%
BRENT
91,87 -1,32%
ÇEYREK ALTIN
9.945,59 0,73%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
24 °
  • ANASAYFA
  • Köşe Yazısı
  • Kafkasya’da Ermeni ve Gürcü’ye Alfabe İmtiyazı, Türk Dünyasına Pranga: Sovyetlerin Alfabe Bölücülüğü

Kafkasya’da Ermeni ve Gürcü’ye Alfabe İmtiyazı, Türk Dünyasına Pranga: Sovyetlerin Alfabe Bölücülüğü

37782

Tarih, bazen cephelerde kazanılan askeri zaferlerle değil, yazı masalarında planlanan harf suikastlarıyla şekillenir. İmparatorlukların en sinsi silahı her zaman orduları olmamıştır; bir milletin diline, o dilin ses tellerine vurulan kelepçeler, top mermilerinden çok daha kalıcı tahribatlar yaratır. Sovyetler Birliği’nin yirminci yüzyılda Türk dünyası üzerinde uyguladığı "alfabe politikası", tam da bu türden bir jeopolitik mühendisliğin ve bilinçli bir kültürel parçalamanın asırlık vesikasıdır.

​Bugün geriye dönüp baktığımızda karşımıza çıkan manzara, adalet ve halkların kardeşliği iddialarıyla kurulan bir rejimin, konu kendi bekası olduğunda ne denli pragmatik ve acımasız olabileceğini gösteriyor. Kafkasya’da Ermenilere ve Gürcülere kendi kadim, milli alfabelerini sonuna kadar kullanma imtiyazı tanınırken; Türkistan’dan İdil-Ural’a uzanan devasa coğrafyadaki Türk halklarına neden her boy için ayrı, birbiriyle uyumsuz Kiril alfabeleri dayatıldı ve bir dil bölücülüğü yapıldı?

​Bu sorunun cevabı ne kültürel bir hoşgörüde ne de dilbilimsel bir zorunlulukta gizlidir. Cevap, tamamen Moskova’nın "birlik" korkusunda ve demografik bir tehdit algısında yatmaktadır.

​Ermeniler ve Gürcüler, kendi sınırları içinde homojen, tarihsel olarak kilise ve devlet geleneğiyle yoğrulmuş, ancak daha da önemlisi dilsel açıdan izole topluluklardı. Tiflis’te veya Erivan’da kullanılan bir alfabenin, Sovyet sınırlarını aşarak milyonları peşinden sürükleyecek küresel bir blok oluşturma ihtimali yoktu. Moskova için bu iki halk, sınırları belli, kontrolü kolay ve jeopolitik olarak genişleme riski taşımayan birer "kültürel ada"ydı. Dolayısıyla onlara tanınan alfabe imtiyazı, rejimin bu izole yapıları tehdit olarak görmemesinden kaynaklanıyordu.

​Ancak Türk halkları söz konusu olduğunda Moskova için denklem tamamen değişiyor, bir beka sorununa dönüşüyordu. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Türkistan'ın kalbinden Sibirya ovalarına kadar uzanan, aynı kökten beslenen, birbirinin dilini ve edebiyatını anlayabilen devasa bir nüfus söz konusuydu. 1920’li yılların sonunda Latin alfabesi temelinde geliştirilen ve kelime anlamı "Yeni Alfabe" olan Yanelif (Birleştirilmiş Latin Alfabesi), Türk dünyasını entelektüel ve kültürel bir bağla birbirine kenetlemeye başlamıştı. Bakü’de basılan bir gazete; Taşkent’te, Kazan’da ya da Almatı’da rahatça okunabiliyordu. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti’nin de Latin alfabesine geçmesiyle, bu kültürel köprü Sovyet sınırlarının dışına taşmış, küresel bir Türk entegrasyonunun kapısını aramıştı.

​İşte Moskova’yı dehşete düşüren, uykularını kaçıran tam olarak buydu: Pantürkizm hayaleti ve engellenemez bir birlik potansiyeli. Türk dünyasının bu devasa demografik ağırlığına vurulacak tek zincir, harflerden geçiyordu.

​1930’ların sonuna gelindiğinde Stalinist rejimin bulduğu çözüm, tarihin en büyük dil suikastlarından biri oldu. Türk halklarının ortak bağı olan bu "Yeni Alfabe" tamamen yasaklandı ve apar topar Kiril alfabesine geçiş dikte edildi. Ancak bu sadece bir yazı sistema değişikliği değildi; tam anlamıyla bir "alfabe bölücülüğü"ydü. Her Türk boyu için —Özbek, Kazak, Kırgız, Tatar, Azerbaycan, Türkmen— kasıtlı olarak farklı fonetik harfler, farklı ses sembolleri seçildi. Amaç basitti: Aynı kökten gelen, aynı anlama sahip kelimeleri, farklı harflerle yazdırarak zamanla halkların birbirinin yazısını okuyamaz, dilini anlayamaz hale gelmesini sağlamak.

​Kelimeler bölündü, sesler yabancılaştırıldı ve ortak hafıza, yapay harf duvarlarının arkasına hapsedilerek Türk dünyasına pranga vuruldu. Birbirine öz kardeş olan halklar, kendi ana dillerini yazarken bile birbirine yabancı kılındı. Kafkasya'da yükselen o milli alfabe imtiyazının gölgesinde, Türkistan'da koskoca bir medeniyet harflerle parçalandı.

​Bugün, Sovyetlerin yıkılışının üzerinden onlarca yıl geçmişken, Türk dünyasının ve özellikle Türkistan coğrafyasının hâlâ ortak bir yazı diline ve alfabeye geçiş sancıları çekmesi, o dönem masada yapılan harf mühendisliğinin ne kadar derin yaralar açtığının en somut kanıtıdır. Ermeni ve Gürcülerin alfabelerine dokunmayan irade, Türk dünyasını harflerle bölerek yönetmeyi seçmiştir. Çünkü çok iyi biliyorlardı ki; bir milleti coğrafi olarak bölseniz bile kültürel olarak bitiremezsiniz; ama onun kelimelerini ve o kelimelerin birleştiği ortak haritaları ayırırsanız, geleceğini elinden alırsınız.

Kaynakça

1.​Devletov, B. (2002). Sovyetler Birliği’nin Türk Dünyasındaki Alfabe Politikası ve Yanelif Dönemi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

2.​Kirzioğlu, M. F. (1998). Sovyet Yönetiminin Kafkasya ve Türkistan Politikalarında Dil ve Alfabe Mühendisliği (1920-1940). İstanbul: Ötüken Neşriyat.

3.​Landau, J. M., & Kellner-Heinkele, B. (2001). Politics of Language in the Ex-Soviet Muslim States: Azerbaidjan, Uzbekistan, Kazakhstan, Kyrgyzstan, Turkmenistan. Ann Arbor: University of Michigan Press.

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?