Türkiye’deki Uygur muhacirlerin görünmeyen mücadelesi: Yoksulluk, aile ayrılıkları ve belirsiz gelecek

İstanbul’da yaşayan Uygurlar, yıllardır ülkelerinden uzakta yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Ancak Çin’de tutuklu veya kayıp yakınlar, belirsiz hukuki statü, ekonomik sıkıntılar ve sağlık hizmetlerine erişim sorunları birçok ailenin hayatını zorlaştırıyor. Buna rağmen topluluk, dilini, inancını ve kültürel kimliğini yaşatmak için dayanışma ağları oluşturuyor.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
İstanbul Zeytinburnu'ndaki Uygur topluluğu, sadece ticari bir merkez değil, aynı zamanda kültürel bir dayanışma noktası olarak varlığını sürdürüyor. Muslim Network TV tarafından hazırlanan habere göre, Çin'deki baskılar nedeniyle Türkiye'ye sığınan Uygur kadın ve erkekler, eşlerinin tutuklanması veya kaybedilmesi…

İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde Uygur kıyafetleri ve geleneksel ürünlerin satıldığı küçük bir dükkân, yalnızca ticari bir işletme olarak faaliyet göstermiyor. Türkiye’de yaşayan Uygur kadınları için burası aynı zamanda kendi dillerini konuşabildikleri, geçmişlerini paylaşabildikleri ve benzer hikâyeleri taşıyan insanlarla bir araya gelebildikleri bir buluşma noktası.

Muslim Network TV’nin (MNTV) özel haberine göre, burada bir araya gelen Uygur kadınların önemli bir bölümü eşlerinin Çin’de tutuklanması ya da kaybolması nedeniyle çocuklarını tek başına büyütmek zorunda kalıyor. Bazıları yıllardır eşlerinden ve ailelerinden haber alamazken, bazıları ise Türkiye’de çocuklarına yeni bir gelecek kurmaya çalışıyor.

MNTV muhabiri Ayşe Öz’ün İstanbul’da gerçekleştirdiği röportajlarda 15 Uygur ile görüşüldü. Görüşülen kişilerin 13’ünü kadınlar oluşturdu. Haberde, kadınların önemli bir kısmının orta yaşlı olduğu ve ailelerinin ekonomik yükünü büyük ölçüde tek başlarına taşıdığı aktarıldı.

Bir annenin yıllardır kapanmayan yarası

Röportajda yer verilen Uygur annelerden biri, üç çocuğuyla birlikte 2010 yılında Türkiye’ye geldiğini ve eşinin Çin’de idam edilmesinin ardından ülkesini terk ettiğini anlattı.

Ailenin Çin’deki mallarına el konulduğunu belirten kadın, yıllar geçmesine rağmen Türkiye’de geçerli bir ikamet iznine sahip olamadığını söyledi.

Ancak sorunlar bununla sınırlı kalmadı.

Çocuklarından biri, okulda yaşadığı zorbalık nedeniyle eğitimini yarıda bıraktı. Daha sonra burs desteğiyle özel bir kursta İngilizce öğrenmeye başladı. Yirmili yaşlarındaki iki oğlu ise geçici işlerde çalışarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

Oğullarından biri bir reklam çalışmasında kısa süreli iş fırsatı yakaladı ancak gerekli kimlik belgelerine sahip olmadığı için kazancının önemli bölümünün bir aracı tarafından alındığı belirtildi.

Anne, oğlunun geleceğini kurmaya çalışmasını izlerken karşılaştığı en büyük engelin belgesizlik olduğunu ifade etti.

Hukuki statü kaygısı

Türkiye’deki Uygur topluluğunun tamamı aynı hukuki sorunları yaşamıyor. MNTV’nin görüştüğü bazı kişiler uzun süreli ikamet izinlerine sahip olduklarını belirtirken, bazıları ise oturum ve vatandaşlık süreçleri konusunda belirsizlik yaşadıklarını aktardı.

Bu durum özellikle düzenli iş bulma, sağlık hizmetlerinden yararlanma ve çocukların eğitim süreçleri açısından önemli sonuçlar doğuruyor.

Haberde görüşülen bazı Uygurlar, hukuki statülerindeki belirsizliğin ailelerinin geleceğine ilişkin sürekli bir kaygı oluşturduğunu ifade etti.

Sağlık hizmetlerine erişim de önemli bir sorun

Ekonomik sıkıntılar, sağlık sorunlarıyla birleştiğinde ailelerin yükü daha da ağırlaşıyor.

MNTV’nin görüştüğü yaşlı bir Uygur kadın, kullandığı insülini göstererek tedavisinin ekonomik açıdan ailesine bağımlı olduğunu anlattı. Bazı aileler yeterli sigorta veya maddi imkâna sahip olmadıkları için sağlık hizmetlerine erişimde ciddi güçlüklerle karşılaştıklarını belirtti.

Bu durum, Türkiye’de yeni bir hayat kurmaya çalışan ancak düzenli geliri bulunmayan aileler açısından sağlık harcamalarını önemli bir yük haline getiriyor.

“10 yıldır eşimi görmedim”

Türkiye’deki Uygur kadınlarının anlattığı hikâyelerin ortak noktalarından biri ise Çin’de kalan yakınlarından ayrılmanın yarattığı uzun süreli belirsizlik.

Meryem isimli Uygur kadın, 2014 yılında Türkiye’ye geldiğini, eşinin ise resmi işlemlerini tamamlamak amacıyla 2016’da Doğu Türkistan’a döndüğünü söyledi.

Meryem’in anlatımına göre eşi, Türkiye’ye para gönderdiğinin tespit edilmesinin ardından Çin makamları tarafından tutuklandı. O tarihten bu yana eşini görmediğini belirten Meryem, geçimini Kur’an öğreterek sağlamaya ve kız kardeşleriyle birlikte çocuklarını büyütmeye çalışıyor.

Haberde, Meryem’in kız kardeşlerinin eşlerinin de Çin’de tutuklu olduğu aktarıldı.

Bir başka Uygur kadın olan Rabia’nın ise eşi ve çocukları Doğu Türkistan’da bulunuyor. Aileyle iletişim kurmanın son derece zor olduğunu belirten Rabia, telefon görüşmeleri ve internet üzerinden yapılan iletişimlerin Çin’deki yakınlarını daha fazla risk altına sokabileceğinden endişe ettiğini anlattı.

Bu nedenle bazı aileler, sevdikleriyle iletişim kurmak ile onların güvenliğini korumak arasında ağır bir tercih yapmak zorunda kalıyor.

Geçim için hayır desteği ve geçici işler

MNTV’nin görüştüğü kadınların çoğunun ekonomik hayatını hayır kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının veya bireysel bağışçıların desteğiyle sürdürdüğü belirtildi.

Bazı kadınlar ev temizliğine giderken bazıları geçici işlerde çalışıyor. Küçük bir bölüm ise dikiş, Kur’an öğretmenliği veya Uygur topluluğuna ait işletmelerde çalışarak düzenli gelir elde edebiliyor.

Bu ekonomik tablo, Türkiye’deki Uygur topluluğunun önemli bir bölümünün sürgün hayatını yalnızca siyasi veya kültürel bir mesele olarak değil, aynı zamanda günlük geçim mücadelesi olarak yaşadığını gösteriyor.

“Birkaç yıl içinde döneriz” düşüncesi yerini kalıcı sürgüne bıraktı

İstanbul’daki Uygurların birçoğu geçmişlerini anlatırken, Çin’deki hayatlarına ilişkin daha farklı bir tablo çiziyor.

Görüşülen kadınlar; ekonomik olarak daha iyi durumda oldukları dönemleri, geniş ailelerini ve memleketlerine ilişkin anılarını hatırlıyor. Turpan’ın üzümleri, tatlı kavunları, kerpiç evler ve asmalarla kaplı avlular, anlatılarında önemli yer tutuyor.

Ancak yıllar geçtikçe bu anılar, geri dönmenin mümkün olmadığı düşüncesiyle iç içe geçmiş durumda.

Zeytinburnu’nda bir restoran, bir başka sürgün hikâyesi

Uygur erkeklerinin anlattıkları hikâyeler de benzer bir tablo ortaya koyuyor.

Ali, Zeytinburnu’ndaki bir Uygur restoranının mutfağında çalışıyor. Çin’den ayrılma kararını babasının uyarısıyla aldığını belirten Ali, babasının ülkedeki koşulların kötüleşeceğini öngördüğünü ve kendisinden ülkeyi terk etmesini istediğini anlattı.

Ali, Türkiye’de evlendi ve bir çocuk sahibi oldu. Restoranda çalışırken boş zamanlarında eski bir Çince-İngilizce sözlük kullanarak eğitimine devam etmeye çalışıyor.

Onun için Türkiye artık geçici bir sığınak olmaktan çıkmış durumda. Ancak ailesinin ve memleketinin geride kalmış olması, sürgünün duygusal yükünü devam ettiriyor.

Hapishane ve işkence sonrası yeni hayat

MNTV’nin görüştüğü Muhammed isimli Uygur ise Çin’de daha önce tutuklandığını ve işkence gördüğünü belirtti.

Hakkında yeniden tutuklama kararı çıkarılmasının ardından kaçtığını ve kaçışında insan kaçakçılarından yardım aldığını söyleyen Muhammed, tanıdığı bazı kişilerin de baskı sürecinde tutuklandığını anlattı.

İşkencenin fiziksel izlerini hâlâ taşıdığını belirten Muhammed, ellerinden birinin diğerine göre belirgin biçimde inceldiğini söyledi.

Türkiye’de evlenen ve dört çocuk sahibi olan Muhammed, ithalat-ihracat sektöründe çalışıyor. Ancak kazancının yaklaşık yarısının kiraya gittiğini ifade ediyor.

Mısır’dan Türkiye’ye uzanan yeni bir kaçış

Bazı Uygurlar için Türkiye ilk sığınma ülkesi olmadı.

Ayşe isimli Uygur kadın, 2017 yılında kızıyla birlikte Mısır’da yaşarken Uygurlara yönelik gözaltıların başladığını anlattı.

Yaşanan gelişmelerin ardından Uygurların Mısır’dan ayrılmaya çalıştığını belirten Ayşe, havaalanına yalnızca pasaportlarıyla gittiklerini söyledi. Uygur kuruluşlarının bazı kişilerin Türkiye vizesi ve uçak bileti temin etmesine yardımcı olduğunu aktardı.

Ayşe ve kızı Türkiye’ye ulaşırken, Çin’de kalan eşinin daha sonra gözaltına alındığını ve cezaevinde hayatını kaybettiğini belirtti.

Bugün Anadolu’daki bir kentte yaşayan Ayşe, küçük yardımlar, zaman zaman belediye desteği ve diğer Uygur ailelerinin yardımlarıyla geçiniyor. Kronik sağlık sorunları ise hayatını daha da zorlaştırıyor.

Vatandaşlık sürecinde yaşanan belirsizlik

Saruhan isimli bir başka Uygur ise İstanbul’da gayrimenkul yatırımı yaparak Türk vatandaşlığına başvurduğunu söyledi.

Ancak Saruhan’ın anlatımına göre süreç beklediği gibi ilerlemedi; aşırılık suçlamasıyla gözaltına alındığını, daha sonra ise Çin adına casusluk yaptığı yönünde şüphelerle karşılaştığını belirtti. Saruhan bu suçlamaları reddetti.

Serbest bırakılmasının ardından vatandaşlık başvurusuyla ilgili sorunların devam ettiğini söyleyen Saruhan, Türkiye’nin başka bir kentinde işletme kurarak Uygur ve diğer göçmen işçilere istihdam sağlamaya başladı.

“Sadece iş bulmak değil, kimliği korumak”

Bütün ekonomik ve hukuki sorunlara rağmen Türkiye’deki Uygur topluluğu kendi dayanışma mekanizmalarını oluşturmaya devam ediyor.

Topluluk dernekleri ve bireysel bağışçılar ihtiyaç sahibi ailelere destek oluyor. Uygur işletmeleri istihdam imkânı sağlıyor. Aileler ise çocuklarının eğitimine, Uygur dilinin korunmasına, İslami inancın ve kültürel geleneklerin gelecek nesillere aktarılmasına büyük önem veriyor.

Özellikle genç Uygurların kültürel ve siyasi savunuculuk faaliyetlerinde daha fazla rol almaya başladığı belirtiliyor. Amaçlardan biri, hem topluluğun kimliğini korumak hem de Doğu Türkistan’daki gelişmelerin uluslararası kamuoyunun gündeminde kalmasını sağlamak.

Çin suçlamaları reddediyor

Uygurlar ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman etnik gruplara yönelik politikaları nedeniyle Çin yönetimi uzun süredir uluslararası eleştirilerin hedefinde.

MNTV’nin haberinde de bu tartışmaya yer verilirken, Pekin yönetiminin yaygın insan hakları ihlalleri suçlamalarını reddettiği ve uygulamalarının aşırılıkla mücadele ile kalkınmayı hedeflediğini savunduğu belirtildi.

Dolayısıyla Türkiye’deki Uygurların anlattığı kişisel hikâyeler, Çin’in politikalarına ilişkin uluslararası tartışmanın bireysel hayatlar üzerindeki yansımalarına da ışık tutuyor.

Sürgünün ikinci kuşağı büyüyor

İstanbul’daki Uygurlar açısından en büyük sorunlardan biri artık yalnızca kendi hayatlarını sürdürebilmek değil.

Çocuklar Türkiye’de büyüyor. Bazıları Çin’i hiç görmedi. Bazıları ise ülkelerini yalnızca anne ve babalarının anlattığı hikâyelerden biliyor.

Bu nedenle topluluk açısından dilin, dinin ve kültürün korunması hayati önem taşıyor.

Türkiye, birçok Uygur için güvenli bir sığınak ve topluluklarını koruyabilecekleri bir ortam sağlasa da, MNTV’nin görüştüğü kişilerin anlatımları sürgünün ekonomik ve hukuki açıdan hâlâ kırılgan olduğunu gösteriyor.

Gelecek hâlâ belirsiz

İstanbul’daki Uygur topluluğunun hikâyesi, göçün yalnızca bir ülkeden başka bir ülkeye gitmek anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.

Geride bırakılan eşler, anne-babalar ve çocuklar; yıllarca süren haber bekleyişleri; geçici işler; sağlık giderleri; oturum ve çalışma izinleri; vatandaşlık süreçleri ve ekonomik sıkıntılar, sürgün hayatının günlük gerçekliğini oluşturuyor.

Buna rağmen Uygurlar Türkiye’de yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Dernekler, okullar, işletmeler ve dayanışma ağları aracılığıyla hem ayakta kalmaya hem de gelecek kuşaklara kimliklerini aktarmaya çalışıyorlar.

MNTV’nin haberinde aktarılan hikâyeler, bu mücadelenin yalnızca “geçim sıkıntısı” meselesinden ibaret olmadığını gösteriyor. Buradaki temel mesele aynı zamanda ailelerinden ve memleketlerinden koparılmış insanların, belirsizlik içinde yeni bir hayat kurarken kimliklerini koruma çabası.

İstanbul’daki Uygurlar için sürgünde yaşamak, bir yandan yeni bir gelecek inşa etmek; diğer yandan geçmişle ve geride bırakılanlarla bağını koparmamak anlamına geliyor.

Not: Bu haberde yer alan kişisel anlatımlar, Muslim Network TV’nin 2 Eylül 2026 tarihli “Exclusive: Uyghur exiles in Türkiye struggle with poverty, uncertain future” başlıklı haberindeki röportajlara dayanmaktadır. Kaynak haberde, bazı kişilerin güvenliği nedeniyle isimlerinin ve demografik bilgilerinin değiştirildiği veya gizlendiği belirtilmiştir.

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir