Uygur gazeteci Gülçehre Hoca: “25 akrabam bir gecede gözaltına alındı, susarsam halkımın sesi de kaybolacaktı”

Fokus YouTube kanalında yayımlanan “Çerçeve” programına konuk olan Uygur gazeteci Gülçehre Hoca, Doğu Türkistan’da Uygur kimliği ve kültürüne yönelik baskıları, Çin devlet medyasındaki sansürü, toplama kamplarını ve ailesinin yaşadığı acıları anlattı. Hoca, Çin devlet televizyonunda başlayan meslek hayatının nasıl bağımsız gazeteciliğe dönüştüğünü aktarırken, Özgür Asya Radyosu’nda yaptığı haberlerin ardından 25 akrabasının gözaltına alındığını söyledi.

featured
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
Fokus YouTube kanalının “Çerçeve” programına katılan gazeteci Gülçehre Hoca, Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini, Çin yönetiminin asimilasyon politikalarını ve diasporadaki Uygurların hak arama mücadelesini değerlendirdi. Çin devlet medyasındaki sansür mekanizmalarını ve ülkeyi terk ettikten sonra gazetecilik anlayışının nasıl…

Fokus YouTube kanalının “Çerçeve” programında Doğu Türkistan’daki Uygurların yaşadığı insan hakları sorunları, Çin yönetiminin bölgedeki politikaları ve diasporadaki Uygurların mücadelesi ele alındı. Programın konuğu, uzun yıllardır Uygur halkının yaşadığı gelişmeleri uluslararası kamuoyuna duyurmaya çalışan gazeteci Gülçehre Hoca oldu.

Çin devlet medyasında çalıştığı dönemde tanık olduğu sansür mekanizmasını, gazetecilik anlayışındaki değişimi ve ailesinin maruz kaldığını belirttiği baskıları anlatan Hoca, Doğu Türkistan meselesinin yalnızca siyasi bir tartışma olarak değil, insan hakları, kültürel kimlik ve ailelerin parçalanması çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Çin devlet televizyonundan bağımsız gazeteciliğe

Gazetecilik kariyerine Çin devlet medyasında başlayan Gülçehre Hoca, Uygurca yayın yapan televizyon kanallarında görev aldığını ve özellikle çocuklara yönelik programlar hazırladığını belirtti.

Hoca, meslek hayatının ilk dönemlerinde gazeteciliğe duyduğu ilgiyle hareket ettiğini ancak zaman içerisinde hazırladığı programların bağımsız habercilikten uzak, Çin Komünist Partisi’nin politikaları doğrultusunda şekillendirildiğini fark ettiğini söyledi.

Çin’in Uygur çocuklarına yönelik eğitim ve kültür politikalarını değerlendiren Hoca, Uygurca yayın yapan bir kanalda çalışmasına rağmen programların zamanla Çinlileştirme politikalarının bir parçasına dönüştüğünü ifade etti.

Devlet televizyonunda görev yaptığı dönemde toplumlar arasındaki kültürel farklılıkları ve Uygurların kendi kimlikleriyle ilişkisini daha yakından gözlemlediğini belirten Hoca, yayın politikalarının devletin belirlediği sınırlar içerisinde yürütüldüğünü kaydetti.

Hoca’ya göre Çin’deki medya düzeninde gazetecilerin hangi konuları ele alabileceği, haberlerin nasıl aktarılacağı ve hangi bilgilerin kamuoyuna ulaştırılacağı siyasi otoritenin kontrolü altında bulunuyor. Bu durumun, gazeteciliğin temel ilkeleriyle kendi mesleki deneyimi arasında ciddi bir çelişki oluşturduğunu söyledi.

Avusturya’da yaşadığı deneyim meslek hayatını değiştirdi

Gülçehre Hoca, hayatındaki önemli dönüm noktalarından birinin Avusturya’ya yaptığı ziyaret sırasında yaşandığını anlattı.

İnternet aracılığıyla Doğu Türkistan dışındaki Uygur topluluklarının faaliyetlerinden haberdar olduğunu belirten Hoca, ülkesinde erişemediği bilgilere yurt dışında ulaşabildiğini söyledi.

Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı ve Uygurların özgürlük talepleri için düzenlenen gösterilerden haberdar olduğunda derin bir sorgulama yaşadığını aktaran Hoca, özellikle Almanya’da gerçekleştirilen bir protestoya ilişkin haberin kendisini etkilediğini ifade etti.

Göstericilerin Doğu Türkistan’ın özgürlüğü ve Uygurların hakları için seslerini yükselttiğini gördüğünde, kendi ülkesinde benzer ifadeleri kullanmanın ağır sonuçlar doğurabileceğini düşündüğünü belirtti.

Hoca, yaşadığı bu deneyimin ardından gazeteciliğe bakışının köklü biçimde değiştiğini ve devletin propaganda mekanizmasının parçası olmak yerine halkının yaşadıklarını dünyaya duyurmayı amaçladığını söyledi.

Bu süreçte Özgür Asya Radyosu’nda çalışmaya başlayan Hoca, mesleki faaliyetlerini Uygurların maruz kaldığı baskıları, gözaltıları ve hak ihlallerini uluslararası kamuoyuna aktarmaya yöneltti.

“25 akrabam bir gecede gözaltına alındı”

Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Gülçehre Hoca’nın ailesinin yaşadığı gözaltılar ve yakınlarıyla iletişimini kaybetmesi oldu.

Hoca, yurt dışında gazetecilik yapmasının ailesi üzerindeki etkilerini anlatırken kardeşinin gözaltına alınmasının ardından aile üyelerinin de hedef alındığını söyledi.

2018 yılında çok sayıda akrabasının aynı dönemde gözaltına alındığını belirten Hoca, ailesinden 25 kişinin bir gecede gözaltına alındığını ifade etti. Aile üyelerinin akıbetine ilişkin belirsizliğin kendisi için son derece ağır bir süreç olduğunu dile getirdi.

Uluslararası Af Örgütü de Mart 2018’de yayımladığı açıklamada, Hoca’nın Çin’de yaşayan yaklaşık 20 akrabasının gözaltına alındığına ve bu kişilerin gazetecinin mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alınmış olabileceğine ilişkin kaygılara yer vermişti. İnsan hakları kuruluşları, söz konusu dönemde Uygur gazetecilerin Çin dışında yürüttükleri haber faaliyetleri ile Çin’de yaşayan yakınlarının maruz kaldığı baskılar arasında bağlantı bulunduğuna dair endişelerini dile getirmişti.

Hoca, yakınlarının gözaltına alınmasının ardından bir süre sessiz kalmayı düşündüğünü ancak yaşadığı vicdani sorgulamanın kendisini yeniden harekete geçirdiğini anlattı.

Gazeteci, kendi ailesinin başına gelenlerin yalnızca kişisel bir trajedi olmadığını, Doğu Türkistan’da yaşandığını söylediği daha geniş çaplı baskıların bir parçası olduğunu düşündüğünü belirtti.

Hoca’nın anlatımına göre, ailesiyle ilgili haberleri kamuoyuna duyurmak ile geride kalan yakınlarının güvenliğini tehlikeye atmamak arasında son derece zor bir tercih yapmak zorunda kaldı. Sonunda gazetecilik faaliyetlerini sürdürme ve sesini duyuramayan insanların yaşadıklarını anlatma kararı aldı.

Uygur dili ve kültürü üzerindeki baskılar

Söyleşide Uygur kimliği, dil, kültür ve din özgürlüğü de geniş biçimde ele alındı.

Gülçehre Hoca, Uygurların Türk halklarının bir parçası olduğunu, Uygurcanın ve bölgenin tarihî-kültürel mirasının kimliğin temel unsurlarını oluşturduğunu ifade etti.

Çin yönetiminin eğitim ve kamu yönetimi alanındaki politikalarını eleştiren Hoca, Uygurcanın eğitimdeki yerinin daraltıldığını, Çince kullanımının yaygınlaştırıldığını ve Uygur kültürünün devlet politikaları doğrultusunda dönüştürülmeye çalışıldığını belirtti.

Hoca, Uygur çocuklarının kendi ana dilleriyle eğitim alabilmesinin, ailelerinin kültürel ve dinî değerlerini öğrenebilmesinin ve geleneklerini yaşatabilmesinin toplumsal kimliğin devamlılığı açısından önem taşıdığını vurguladı.

Uygur toplumunun tarihî hafızasına da değinen Hoca, Doğu Türkistan adlandırmasının bölgenin tarihî kimliğiyle bağlantılı olduğunu söyledi.

Çin yönetiminin kullandığı “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” adlandırmasını eleştiren Hoca, “Sincan” ifadesinin Çincede “yeni sınır” veya “yeni toprak” anlamına geldiğini belirterek bu adlandırmanın bölgenin tarihini ve siyasi statüsünü yorumlama biçimiyle bağlantılı olduğunu söyledi.

Hoca, Doğu Türkistan adının Uygurlar açısından yalnızca coğrafi bir tanımlama olmadığını, aynı zamanda tarihî aidiyeti ve kimliği temsil ettiğini ifade etti.

1949’dan günümüze Doğu Türkistan tartışması

Programda Doğu Türkistan’ın yakın tarihi ve Çin yönetiminin bölgedeki politikalarının gelişimi de konuşuldu.

Gülçehre Hoca, 1949’dan sonra Çin’in bölge üzerindeki hâkimiyetinin pekiştiğini, sonraki yıllarda uygulanan politikaların Uygurların siyasi, kültürel ve dinî hayatını etkilediğini ifade etti.

Hoca, Çin yönetiminin güvenlik, terörle mücadele ve ayrılıkçılığın önlenmesi gerekçeleriyle açıkladığı uygulamaların Uygur toplumunun geniş kesimlerini etkilediğini söyledi.

1960’lardaki siyasi kampanyalardan sonraki dönemlere uzanan baskılara değinen Hoca, özellikle 2014 sonrasında güvenlik politikalarının sertleştiğini, 2016’dan itibaren ise kitlesel gözaltıların ve kapalı tesislerin bölgedeki yaşamı derinden etkilediğini söyledi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 31 Ağustos 2022’de yayımladığı Doğu Türkistan değerlendirmesinde de Uygurlar ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman topluluklara yönelik ciddi insan hakları ihlali iddiaları incelendi. Raporda, 2017 sonrasında terörizm ve aşırılıkla mücadele politikaları kapsamında uygulanan tedbirlerin uluslararası insan hakları hukuku bakımından değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

BM değerlendirmesi, bölgede keyfî ve ayrımcı gözaltılarla bağlantılı ciddi insan hakları ihlallerinin gerçekleşmiş olabileceği sonucuna vardı ve bunların, özellikle Uygurlar ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman topluluklar bakımından insanlığa karşı suç teşkil edebileceği değerlendirmesini yaptı.

Toplama kampları ve kitlesel gözaltılar

Söyleşinin önemli başlıklarından biri de Çin yönetiminin bölgede kurduğu gözaltı ve toplama kampları oldu.

Gülçehre Hoca, çok sayıda Uygur’un herhangi bir suç işlediği kamuoyu önünde açık biçimde ortaya konulmadan gözaltına alındığını söyledi. Hoca, dinî faaliyetler, yurt dışıyla bağlantılar, iletişim uygulamalarındaki paylaşımlar ve aile ilişkilerinin dahi insanların güvenlik makamlarının takibine girmesine neden olabildiğini ifade etti.

Gülçehre Hoca, söz konusu tesislerin Çin yönetimi tarafından mesleki eğitim ve aşırılıkla mücadele merkezleri olarak tanımlandığını, ancak kendisinin ve çeşitli insan hakları kuruluşlarının bunları kitlesel gözaltı sistemi çerçevesinde değerlendirdiğini belirtti.

Programda kamplarda tutulan kişilerin sayısına ilişkin de değerlendirmeler yapıldı. Hoca, milyonlarca insanın bu sistemden etkilendiğini aktararak yaşananların yalnızca belirli kişilere yönelik güvenlik tedbirleriyle açıklanamayacağını söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin değerlendirmesi, bu konudaki iddiaların uluslararası hukuk ve insan hakları standartları çerçevesinde ele alınmasının önemini ortaya koyuyor.

Ailelerinden ayrılan çocuklar ve “yetimhane” tartışması

Gülçehre Hoca’nın söyleşide dikkat çektiği konulardan biri de gözaltına alınan veya aileleriyle iletişimi kesilen kişilerin çocuklarının durumu oldu.

Hoca, yakınlarının gözaltına alınmasının ardından çocukların kim tarafından korunacağı ve hangi koşullarda yetiştirileceği sorusuyla karşı karşıya kaldığını anlattı.

İnternet üzerinden Doğu Türkistan’da açılan yetimhanelere ve çocuk bakım kurumlarına ilişkin bilgilere ulaşmaya çalıştığını belirten Hoca, bu kurumlarla bağlantılı kişilerin çocukların bakımına ilişkin zorluklardan söz ettiğini aktardı.

Hoca, ailelerinden ayrılan çocukların devletin kontrolündeki kurumlarda yetiştirilmesinin Uygur kimliği ve kültürünün geleceği açısından ciddi kaygılar doğurduğunu söyledi.

Bu konuda çocukların hangi koşullarda kurumlara yerleştirildiği, aileleriyle iletişim kurup kuramadıkları, ana dillerini öğrenme imkânları ve dinî-kültürel hayatlarını sürdürebilme durumları gibi soruların bağımsız biçimde araştırılması gerektiğini vurguladı.

Hoca’nın değerlendirmesine göre, ailelerin parçalanması ile dil ve kültür politikaları birlikte ele alındığında, Uygur toplumunun gelecek kuşakları açısından ortaya çıkan sonuçlar daha iyi anlaşılabilir.

Çin’in terörizm suçlamaları ve Uygur gazeteciler

Programda Çin yönetiminin Uygur aktivistlere ve gazetecilere yönelttiği terörizm suçlamaları da gündeme geldi.

Gülçehre Hoca, Çin yönetiminin kendisini terörist olarak nitelendirdiğini ve bu suçlamayı gazetecilik faaliyetleriyle ilişkilendirdiğini söyledi. Hoca, yaptığı haberlerin amacının şiddeti desteklemek değil, Uygurların yaşadıklarını kamuoyuna duyurmak olduğunu ifade etti.

Çin yönetiminin güvenlik politikalarını eleştiren Hoca, barışçıl itirazların ve insan hakları ihlallerini duyurmaya yönelik faaliyetlerin terörizmle ilişkilendirilmesinin bağımsız gazetecilik üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti.

Hoca ayrıca, Doğu Türkistan’daki gelişmelerin yalnızca güvenlik ve ayrılıkçılık tartışmaları üzerinden değerlendirilmesinin, bölgedeki insanların dil, din, aile ve kültür haklarına ilişkin sorunların gözden kaçmasına neden olabileceğini söyledi.

Diasporadaki Uygurların mücadelesi

Söyleşide Türkiye, Avrupa, Amerika ve Orta Asya’da yaşayan Uygurların durumu da ele alındı.

Gülçehre Hoca, yurt dışındaki Uygur topluluklarının yaşadıkları ülkelerde yeni bir hayat kurmaya çalıştıklarını ancak aileleri ve memleketleriyle ilgili kaygılarını taşımaya devam ettiklerini ifade etti.

Türkiye’de yaşayan Uygurların toplumsal ve ekonomik hayata katılımına değinen Hoca, Türkiye’nin Uygurlar açısından önemli bir sığınma ve yaşam alanı olduğunu belirtti. Diasporadaki Uygurların kendi işlerini kurma, çocuklarını yetiştirme ve kültürlerini yaşatma çabalarına dikkat çekti.

Bununla birlikte, yurt dışında yaşamanın ailelerinden uzakta kalma acısını ortadan kaldırmadığını vurgulayan Hoca, birçok Uygur’un en büyük arzusunun Doğu Türkistan’daki yakınlarıyla yeniden bir araya gelmek olduğunu söyledi.

Hoca’ya göre diaspora toplulukları, kültürel kimliğin korunması ve bölgedeki gelişmelerin uluslararası kamuoyuna aktarılması bakımından önemli bir rol üstleniyor.

“Uygur meselesi insan hakları meselesidir”

Programın son bölümünde Uygur meselesinin uluslararası siyasetteki yeri tartışıldı.

Gülçehre Hoca, Çin’in Doğu Türkistan’daki politikalarının zaman zaman büyük güçler arasındaki jeopolitik rekabetin bir parçası olarak değerlendirildiğini, ancak meselenin özünde insanların temel haklarının bulunduğunu söyledi.

Hoca, Uygurların yaşadığı sorunların yalnızca devletler arasındaki siyasi çıkarlar üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirterek din ve vicdan özgürlüğü, kültürel haklar, aile bütünlüğü ve ifade özgürlüğünün evrensel insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesini istedi.

Çin’in bölgedeki politikalarına yönelik uluslararası eleştirilerin siyasi tartışmalardan bağımsız biçimde insan hakları standartlarına dayanması gerektiğini ifade eden Hoca, aynı zamanda diğer ülkelerin de Uygur toplumunun yaşadığı sorunlara duyarlılık göstermesini beklediğini dile getirdi.

Türk dünyasına mesaj: “Halkımın sesi olmak istiyorum”

Söyleşinin sonunda Türkiye’deki izleyicilere seslenen Gülçehre Hoca, İstanbul’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Türkiye’yi ikinci vatanı olarak gördüğünü ifade eden Hoca, Türk halkına selamlarını ve teşekkürlerini iletti. Uygurların yaşadıklarının daha geniş kitleler tarafından bilinmesini istediğini belirten gazeteci, halkının sesini duyurma çabasını sürdüreceğini söyledi.

Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Abone olarak Gizlilik Politikası metnini kabul etmiş olursunuz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Merhaba, Ziyaretçi 👋

Bugün nasıl yardımcı olabilirim?

Türk Dünyası Uygur gazeteci Gülçehre Hoca: “25 akrabam bir gecede gözaltına alındı, susarsam halkımın sesi de kaybolacaktı”

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir