“Çin neden Türk akademisyenleri ağırlıyor?”: Doğu Türkistan gezileri ve propaganda tartışması

İstiqlal TV’nin “Gündem Özeti” programının 130. bölümünde, Çin’in son dönemde Türkiye’den gazeteci ve akademisyenleri Doğu Türkistan’a davet etmesi ve bu ziyaretlerin kamu diplomasisi ile propaganda boyutu ele alındı. Tarihçi-yazar Tarık Sezai Karatepe, Çin’in farklı ülkelerden ve farklı meslek gruplarından kişileri bölgeye davet ederek kendi anlatısını uluslararası kamuoyuna taşıma stratejisi izlediğini savundu.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
İstiqlal TV'de yayınlanan Gündem Özeti programının 130. bölümünde, Çin'in Doğu Türkistan'daki politikaları ve bölgeye davet edilen Türk akademisyen ve gazetecilerin bu gezilerdeki rolü ele alındı. Sunucu Muhammed Ali Atayurt ve konuk tarihçi Tarık Sezai Karatepe, bu davetlerin Çin'in…

İstiqlal TV ekranlarında yayımlanan “Gündem Özeti” programının 130. bölümünde, “Çin Neden Türk Akademisyenleri Ağırlıyor?” başlığıyla Çin’in Doğu Türkistan politikaları ve son dönemde Türkiye’den akademisyen, gazeteci ve farklı çevrelerden kişilerin Çin tarafından davet edilmesi tartışıldı.

Programın sunucusu Muhammed Ali Atayurt’un konuğu tarihçi-yazar Tarık Sezai Karatepe oldu. Programda, Çin yönetiminin daha önce gazeteciler üzerinden yürüttüğü değerlendirilen kamu diplomasisi faaliyetlerinin son dönemde akademik çevrelere doğru genişlediği ifade edildi.

Konuşmada özellikle Çin tarafından davet edilen heyetlerin Şanghay, Pekin, Kaşgar, Urumçi ve Turfan gibi kentlerde gerçekleştirdiği ziyaretlerin, bölgedeki insan hakları tartışmalarından bağımsız biçimde değerlendirilmemesi gerektiği söylendi..

“Çin, üçüncü tarafların anlatısını kullanmak istiyor”

Programda, Çin’in Doğu Türkistan konusunda doğrudan yaptığı açıklamalardan ziyade, bölgeyi ziyaret eden yabancı gazeteci ve akademisyenlerin izlenimlerini öne çıkarmaya çalıştığı iddiası üzerinde duruldu.

Sunucu Muhammed Ali Atayurt, akademisyen ve gazetecilerin toplum üzerindeki güvenilirliğinin Çin açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu belirterek, bölgeyi ziyaret eden kişilerin olumlu değerlendirmelerinin Çin tarafından propaganda malzemesine dönüştürülebileceğini ifade etti.

Atayurt, üçüncü taraf anlatısının Çin açısından önemine dikkat çekerek, bir akademisyen veya gazetecinin bölgeye ilişkin en sıradan gözleminin dahi Çin tarafından “Doğu Türkistan’da hayat normal” mesajının parçası olarak kullanılabileceğini söyledi.

Tarık Sezai Karatepe ise Çin’in yalnızca akademisyen ve gazetecileri değil, farklı siyasi çevrelerden gençleri ve çeşitli meslek gruplarından kişileri de uzun süredir ülkeye davet ettiğini ifade etti.

Karatepe: “Sizin hiç tarih bilginiz yok mu?”

Programdaki değerlendirmelerinde sert ifadeler kullanan Karatepe, Çin’in Türkistan coğrafyasındaki tarihsel politikalarının bilinmesi gerektiğini söyledi.

Göktürk Kitabeleri’ndeki Çin’e yönelik uyarılara atıfta bulunan Karatepe, Türk tarihinin Çin ile ilişkiler konusunda önemli tarihsel tecrübelere sahip olduğunu belirtti. Talas Savaşı, Çin’in bölgeye yönelik tarihsel politikaları, Osman Batur ve Doğu Türkistan’daki çeşitli çatışma ve katliam iddialarını gündeme getiren Karatepe, Türkiye’den Çin’e davet edilen akademisyen ve gazetecilerin bu tarihsel arka planı dikkate alması gerektiğini söyledi.

Karatepe, özellikle akademisyenlerin kendi meslek alanlarında Çin’in Doğu Türkistan politikalarına ilişkin uluslararası raporları, akademik çalışmaları ve tarihsel kaynakları incelemesi gerektiğini söyledi.

“Akademisyenler kendi meslektaşlarının durumunu araştırmalı”

Programın önemli başlıklarından biri de Doğu Türkistanlı akademisyenlerin durumu oldu.

Atayurt, Çin’in 2016-2017 sonrasında Doğu Türkistan’da çok sayıda akademisyen, bilim insanı ve aydını gözaltına aldığı veya uzun süreli hapis cezalarına maruz bıraktığı yönündeki iddiaları gündeme getirdi.

Programda Rahile Davut, İlham Tohti ve Tashpolat Teyip gibi uluslararası alanda tanınan Uygur akademisyenlerin durumlarına da değinildi.

Bu isimlerin akıbetlerinin ve yargılanma süreçlerinin, Çin’in Doğu Türkistan politikaları bağlamında uluslararası kamuoyunda uzun süredir tartışıldığı belirtildi.

Karatepe, Türkiye’den Çin’e giden akademisyenlerin, bölgeyi ziyaret ettikleri sırada kendi meslektaşlarının durumunu da sorgulamaları gerektiğini ifade etti.

“Aynı yerler, aynı kişiler, aynı anlatı”

Programda dikkat çekilen bir diğer konu, Çin’in yabancı heyetlere yönelik gezi programlarının niteliği oldu.

Atayurt ve Karatepe, Çin tarafından bölgeye götürülen yabancı gazeteci ve akademisyenlerin belirli turistik ve kurumsal noktalarda ağırlanmasının, ziyaretçilerin bölgedeki gerçekliğin tamamını görmesini engelleyebileceğini söyledi.

Atayurt, Çin’in farklı ülkelerden gelen heyetlere yıllardır benzer güzergâhları ve benzer görüşmeleri sunduğunu ileri sürerek, Doğu Türkistan’ın geniş coğrafyasına rağmen yabancı ziyaretçilere sürekli olarak aynı noktaların gösterilmesinin sorgulanması gerektiğini belirtti.

Programda ayrıca Çin’in “Şincan Uygur Özerk Bölgesi” şeklindeki resmi terminolojisinin kullanılması ile “Doğu Türkistan” ifadesinin tercih edilmesi arasındaki siyasi ve tarihsel farklılıklara da dikkat çekildi.

Camiler ve dini hayat da gündeme geldi

Programda Doğu Türkistan’daki dini hayatla ilgili uygulamalar da geniş biçimde ele alındı.

Karatepe, bölgede camilerin kullanımına yönelik kısıtlamalar bulunduğunu, özellikle gençlerin dini ibadetlerine yönelik ciddi baskılar uygulandığını söyledi.

Çin’in dini kurumlar üzerindeki kontrolü, camilerin işlevlerinin değiştirilmesi, dini sembollere yönelik kısıtlamalar ve Uygur toplumunun dini hayatının devlet politikaları doğrultusunda yeniden şekillendirildiği yönündeki iddialar programın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Programda, bölgeyi ziyaret eden gazetecilerin ve akademisyenlerin yalnızca resmi makamların gösterdiği alanları değil, bağımsız biçimde dini hayatı, sosyal yaşamı ve bölge halkının günlük koşullarını da araştırması gerektiği ifade edildi.

“Ziyaretler propaganda malzemesine dönüşebilir”

Programda, Çin’in yabancı heyetlere yönelik organizasyonlarının yalnızca turistik bir gezi olarak görülmemesi gerektiği görüşü öne çıktı.

Karatepe, Çin’in yabancı ziyaretçilerin açıklamalarını kendi resmi anlatısını desteklemek için kullanabileceğini savunarak, akademisyen ve gazetecilerin gerçekleştirdikleri ziyaretlerde kullandıkları ifadelerin sorumluluğunu taşıdıklarını söyledi.

Özellikle akademisyenlerin toplum nezdindeki itibarı nedeniyle açıklamalarının sıradan bir turistin izleniminden farklı olduğuna dikkat çekildi.

Bu nedenle akademisyenlerin, ziyaret ettikleri ülkenin resmi makamlarının sunduğu bilgiler ile bağımsız kaynaklardan elde edilen bilgileri karşılaştırması gerektiği ifade edildi.

“Gazetecilik gerçeği araştırma mesleğidir”

Programın ilerleyen bölümünde Çin’e giden gazetecilere yönelik eleştiriler de gündeme geldi.

Karatepe, gazetecilerin bir ülkeye davet edildiklerinde yalnızca resmi program kapsamında kendilerine gösterilen yerleri takip etmek yerine, bağımsız sorular sorması gerektiğini belirtti.

Doğu Türkistan’daki insan hakları iddialarının araştırılması gerektiğini söyleyen Karatepe, gazeteciliğin temel görevinin resmi anlatıyı aktarmaktan ziyade gerçekleri araştırmak olduğunu söyledi.

Programda ayrıca Çin’in yabancı ziyaretçileri ağırlarken güvenlik ve denetim mekanizmalarını yoğun biçimde kullandığı iddiası dile getirildi.

Zorla çalıştırma iddiaları

Programda Doğu Türkistan’daki ekonomik faaliyetler ve zorla çalıştırma iddiaları da ele alındı.

Karatepe, Uygurların çeşitli sektörlerde zorla çalıştırıldığına ilişkin iddiaları gündeme getirirken, küresel e-ticaret zincirlerinin ve uluslararası şirketlerin tedarik süreçlerinde Doğu Türkistan kaynaklı ürünlerin bulunabileceğini söyledi.

Pamuk, tekstil ve diğer hammadde ve üretim süreçlerine ilişkin iddiaların uluslararası düzeyde araştırıldığını belirten Karatepe, tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin üretim koşullarını sorgulaması gerektiğini ifade etti.

Bu bağlamda Doğu Türkistan meselesinin yalnızca siyasi veya etnik bir mesele olmadığı, aynı zamanda küresel tedarik zincirleri, insan hakları ve çalışma koşulları açısından da değerlendirilmesi gerektiği görüşü dile getirildi.

“Çin’in anlatısını sorgulamadan tekrarlamamak gerekiyor”

Programda gazeteci ve akademisyenlerin Çin ziyaretlerine ilişkin temel eleştirinin, ziyaretlerin kendisinden ziyade ziyaret sırasında elde edilen bilgilerin nasıl değerlendirildiği olduğu vurgulandı.

Atayurt, akademisyenlerin Çin tarafından kendilerine sunulan bilgileri bağımsız kaynaklarla karşılaştırmaları gerektiğini belirterek, bölgedeki insan hakları iddiaları hakkında araştırma yapmadan yalnızca resmi anlatının aktarılmasının ciddi bir sorun oluşturacağını söyledi.

Karatepe de akademisyenlerin ve gazetecilerin kendi mesleklerinin gerektirdiği eleştirel yaklaşımı korumaları gerektiğini söyledi.

Taha Kılınç’ın paylaşımı programda okundu

Programın son bölümünde gazeteci-yazar Taha Kılınç’ın, Çin tarafından Doğu Türkistan’a götürülen akademisyenlere ilişkin sosyal medya paylaşımı da gündeme getirildi.

Kılınç’ın paylaşımında, Çin’in davetiyle bölgeye giden kişilerin aynı güzergâhlarda gezdirildiği ve benzer kişilerle görüştürüldüğü yönündeki eleştirilerine yer verildi.

Paylaşımda ayrıca, Çin’in davet ettiği heyetlerin “ucuz ve çirkin tiyatroya figüran olmaması” gerektiği yönündeki değerlendirmelerin bulunduğu aktarıldı.

Kılınç’ın, ziyaretçilerin Çin tarafından kendilerine sunulan anlatıyı sorgulamaları ve Doğu Türkistan’daki insan hakları meselesini göz ardı etmemeleri gerektiğini savunduğu belirtildi.

“Zulmü engelleyemiyorsanız bile duyurun”

Programın sonunda Doğu Türkistan meselesinde kamuoyu oluşturmanın önemine dikkat çekildi.

Tarık Sezai Karatepe, “zulmü engelleyemiyorsanız bile zulmü duyurun” anlayışı üzerinden hareket edilmesi gerektiğini belirterek, Doğu Türkistan konusunda daha fazla yayın, araştırma, akademik çalışma ve sosyal medya faaliyeti yapılması çağrısında bulundu.

Uygur gençlerinin kendi tarihleri ve kültürleriyle bağlarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Karatepe; İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur ve Doğu Türkistan tarihindeki farklı şahsiyetlerin genç kuşaklara anlatılması gerektiğini söyledi.

Programda ayrıca Uygurca sosyal medya içeriklerinin ve YouTube kanallarının artırılması, Doğu Türkistan meselesinin eğitim kurumlarında ve kamuoyunda daha fazla tartışılması gerektiği ifade edildi.

Akademisyen ve gazetecilere “bağımsız araştırma” çağrısı

“Gündem Özeti”nin 130. bölümünde ortaya konulan temel görüş, Çin’in yabancı akademisyen ve gazetecileri bölgeye davet etmesinin yalnızca kültürel veya akademik işbirliği çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiği yönünde oldu.

Programda, Çin’in kendi anlatısını uluslararası kamuoyuna taşımak amacıyla üçüncü tarafların güvenilirliğinden yararlanabileceği ileri sürülürken, Türkiye’den bölgeye giden akademisyen ve gazetecilerin bu riskin farkında olması gerektiği vurgulandı.

Konuk tarihçi-yazar Tarık Sezai Karatepe ise konuşmasının sonunda gazetecilik ve akademisyenlik sorumluluğuna dikkat çekerek, Doğu Türkistan’a giden kişilerin resmi programın dışına çıkarak bağımsız gözlem ve araştırma yapması gerektiğini söyledi.

Program, Doğu Türkistan meselesinin Türkiye kamuoyunda daha fazla gündeme taşınması ve bölgedeki insan hakları iddialarının araştırılması çağrısıyla sona erdi.

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir