Uygur Araştırmaları Merkezi, Doğu Türkistan’ın Çin tarafından işgalinin 77. yılı dolayısıyla Doğu Türkistan’daki gelişmelere ilişkin kapsamlı bir basın açıklaması yayımladı.
1 Ekim tarihinin Çin yönetimi açısından kuruluş yıl dönümü ve kutlama günü olduğunu belirten Merkez, Uygur halkı açısından ise aynı tarihin farklı bir anlam taşıdığını ifade etti. Açıklamada, “Uygur halkı için taşıdığı bambaşka anlam” vurgulanırken, 1 Ekim’in “vatanı elinden alınan bir halkın sessiz yas günü” olduğu belirtildi.
“1949’da Halk Kurtuluş Ordusu birlikleri Uygur topraklarına girdi”
Uygur Araştırmaları Merkezi’nin açıklamasına göre, 1949 sonbaharında Çin Halk Kurtuluş Ordusu birlikleri Doğu Türkistan’a girdi. Merkez, bu gelişmenin öncesinde 1944 yılında Gulca’da kurulan bağımsız cumhuriyetin liderlerinin Pekin’e giderken henüz tam olarak aydınlatılmamış bir uçak kazasında hayatlarını kaybettiğine dikkat çekti.
Açıklamada ayrıca Çin yönetiminin 1 Ekim 1955’ten itibaren Doğu Türkistan’ı “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” adı altında resmen özerk bölge ilan ettiği hatırlatıldı.
Ancak Uygur Araştırmaları Merkezi, aradan geçen 71 yıllık dönemin, “özerklik” söylemi ile bölgedeki gerçek durum arasında ciddi bir fark bulunduğunu ortaya koyduğunu söyledi.
Merkez, Uygurlara kendi topraklarında kendi dillerini, inançlarını ve geleceklerini yönetme hakkının vaat edildiğini, ancak bugün bu vaatten geriye yalnızca “bir tabela” kaldığını belirtti. Açıklamada, Uygurların kendi topraklarında dini özgürlükleri kısıtlanan ve baskı altında yaşayan bir halk haline getirildiği belirtildi.
“Özerklik yalnızca vitrin olarak kullanılıyor”
Uygur Araştırmaları Merkezi, Çin’in bölgedeki yönetim yapısının da “özerklik” söylemini sorgulattığını kaydetti.
Merkezin değerlendirmesine göre, bölgesel yönetimde Uygur bir ismin bulunması, gerçek siyasi gücün Uygur toplumunun elinde olduğu anlamına gelmiyor. Açıklamada, asıl siyasi gücü elinde bulunduran Komünist Parti bölge sekreterliğinin Pekin tarafından belirlenen Han Çinli yöneticilerin kontrolünde olduğu ifade edildi.
Merkez ayrıca, 1954 yılında kurulan paramiliter Üretim ve İnşaat Birlikleri’nin (Bingtuan) yanı sıra uygulanan planlı göç politikalarının bölgenin demografik yapısını önemli ölçüde değiştirdiğini söyledi.
Açıklamada, 1953 yılında bölge nüfusunun yaklaşık yüzde 6’sını oluşturan Han Çinlilerin oranının 2020 nüfus sayımında yüzde 42’nin üzerine çıktığı ifade edildi.
Uygurca eğitim ve dini özgürlükler
Uygur Araştırmaları Merkezi’nin basın açıklamasında, dil ve eğitim politikaları da eleştirildi.
Merkez, Uygurca eğitimin zaman içerisinde okullardan geri çekildiğini ve çocukların yatılı okullar aracılığıyla ailelerinden ve ana dillerinden uzaklaştırıldığını söyledi.
Açıklamada Doğu Türkistan’daki dini ve kültürel mirasa yönelik uygulamalara da dikkat çekildi. Merkeze göre camilerin kubbe ve minareleri söküldü, mezarlıklar tahrip edildi; oruç tutmak, namaz kılmak ve Kur’an öğretmek gibi dini pratikler ise “aşırıcılık” kapsamında değerlendirildi.
Bu politikaların yalnızca güvenlik politikaları olarak değil, Uygur toplumunun dini ve kültürel kimliğini dönüştürmeye yönelik daha geniş kapsamlı bir uygulamanın parçaları olduğu belirtildi.
“2 milyondan fazla Uygur ve diğer Türk kökenli Müslüman kamplara kapatıldı”
Merkez, özellikle 2017 sonrasında Doğu Türkistan’daki uygulamalara ilişkin uluslararası kamuoyunda gündeme gelen toplu gözaltı ve kamplara dikkat çekti.
Uygur Araştırmaları Merkezi, kendi açıklamasında, 2017’den bu yana tahminlere göre 2 milyondan fazla Uygur ve diğer Türk kökenli Müslümanın “mesleki eğitim merkezi” adı verilen kamplara kapatıldığını ileri sürdü.
Merkez ayrıca, 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası’nın, kendi değerlendirmesine göre, Çin’in asimilasyon politikalarını daha açık bir hukuki zemine taşıdığını söyledi.
Açıklamada söz konusu yasanın, Pekin’in yıllardır kullandığı “özerklik” söylemiyle uygulanan politikalar arasındaki çelişkiyi daha da belirgin hale getirdiği ifade edildi.
Abdulhakim İdris: “Özerklik bir maskeden ibaret”
Uygur Araştırmaları Merkezi İcra Direktörü Abdulhakim İdris de yayımlanan açıklamada Doğu Türkistan’daki mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İdris, Çin yönetiminin bölgede kullandığı semboller ve “özerklik” söylemi üzerinden yapılan tanımlamaların Uygur halkının yaşadığı gerçekliği yansıtmadığını savundu.
İdris açıklamasında, 1955 yılında Uygurlara “kendi kendinizi yöneteceksiniz” denildiğini, ancak aradan geçen 77 yılın ardından ana dilin, dini eğitimin ve yurt dışındaki aile üyeleriyle iletişimin dahi baskı altında olduğunu söyledi.
Uygur Araştırmaları Merkezi yöneticisi, “özerklik” kavramının Doğu Türkistan’da gerçek bir siyasi ve toplumsal özerkliği ifade etmediğini savunarak, bu kavramın uluslararası kamuoyuna yönelik bir “maske” olarak kullanıldığını söyledi.
İdris, bu söylemin arkasında kamplar, zorla çalıştırma, parçalanmış aileler ve Uygur medeniyetinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir sürecin bulunduğunu ifade etti.
Merkezden hükümetlere ve uluslararası kuruluşlara çağrı
Uygur Araştırmaları Merkezi, açıklamasının sonunda hükümetlere, uluslararası kuruluşlara, İslam İşbirliği Teşkilatı’na ve medya kuruluşlarına yönelik dört maddelik çağrı yaptı.
Merkez ilk olarak Pekin yönetiminin kullandığı “özerklik”, “terörle mücadele” ve “mesleki eğitim” kavramlarının sorgulanması gerektiğini savundu ve bu kavramların sistematik baskıyı gizlemek amacıyla kullanıldığını ileri sürdü.
İkinci olarak Birleşmiş Milletler ve bağımsız gözlemcilere Doğu Türkistan’a kısıtlamasız erişim sağlanması için diplomatik baskı uygulanması çağrısında bulunuldu.
Üçüncü maddede keyfî olarak tutuklandığı belirtilen Uygurların serbest bırakılması talep edildi. Merkez özellikle Prof. İlham Tohti ve Dr. Gülşen Abbas’ın isimlerini zikrederek, kimlikleri ve inançları nedeniyle hapsedildiğini savunduğu Uygurların serbest bırakılmasını istedi.
Dördüncü olarak ise uluslararası şirketlere ve hükümetlere tedarik zincirlerinin Uygur emeğinin sömürülmesine dayanmaması çağrısı yapıldı.
“Hafızamız, dilimiz ve inancımız hâlâ ayakta”
Uygur Araştırmaları Merkezi, açıklamasını Uygur halkının kültürel ve milli kimliğine ilişkin güçlü bir vurgu ile tamamladı.
Merkez, 77 yıllık süreçte yaşanan baskı ve asimilasyon politikalarına rağmen Uygur halkının hafızasının, dilinin ve inancının varlığını sürdürdüğünü belirtti.
Açıklamada, merkezin Uygur halkının kültürel mirasını korumaya ve Doğu Türkistan’da yaşananları uluslararası kamuoyuna duyurmaya devam edeceği ifade edildi.
Uygur Araştırmaları Merkezi’nin 1 Ekim mesajı, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yıl dönümünde Doğu Türkistan meselesini yalnızca tarihsel bir tartışma olarak değil; dil, din, kültür, demografi, siyasi temsil ve insan hakları başlıkları üzerinden güncel bir mesele olarak gündeme taşıdı.























