Görev süresi boyunca Uygur Türkleri üzerindeki ağır insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmakla eleştirilen Bachelet, bu ziyaretiyle geçmişteki tutumunu adeta teyit etti. 2018–2022 yılları arasında BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevini yürüten Bachelet, işgal altındaki Doğu Türkistan’daki kamplar ve zorla çalıştırma uygulamaları hakkında hazırlanan raporu ancak görev süresinin son gününde yayımlamış, “soykırım” ifadesini özellikle kullanmaktan kaçınmıştı. Raporda bazı eylemler “insanlığa karşı suç” olarak nitelense de, raporun etkisi sınırlı kalmış ve uluslararası tepkiyi harekete geçirememişti.
Bachelet’in 2025’te yeniden Pekin’e gidip Çinli yetkililerle “dostane” bir havada bir araya gelmesi, insan hakları savunucuları açısından büyük bir hayal kırıklığı olarak nitelendiriliyor. Çünkü Çin yönetimi, Uygur Türkleri başta olmak üzere milyonlarca Müslüman Türk halklarını baskı altında tutmaya, kültürel kimliklerini silmeye ve toplumsal yaşamlarını tamamen kontrol altına almaya devam ediyor. Zorla kısırlaştırma, dini eğitimlerin yasaklanması, çocukların ailelerinden koparılması ve toplama kamplarında “yeniden eğitim” uygulamaları hâlen bölgedeki gündelik gerçeğin bir parçası.

Bachelet’in, Pekin’de yapılan görüşmeler sırasında Çin’in “kadın hakları” konusundaki çabalarını övmesi ve Çin’i “insanlığın ortak geleceği için çalışan bir lider” olarak tanımlaması ise, insan hakları camiasında infiale yol açtı. Çünkü Çin’in “tek çocuk politikası” döneminden itibaren kadınlara yönelik zorunlu kürtaj, doğum kontrolü ve cinsiyet temelli şiddet gibi uygulamaları, dünya kamuoyunca “kurumsallaşmış kadın düşmanlığı” olarak tanımlanıyor. Uygur kadınlarına yönelik zorla doğum kontrolü ve cinsel şiddet iddiaları da, bu tabloyu daha da karanlık hale getiriyor.
Eski yüksek komiserin bu tür bir platformda Çin’e meşruiyet kazandıracak bir pozisyon alması, BM’nin tarafsızlığına ve insan hakları misyonuna gölge düşürdü. Pekin yönetiminin Bachelet’i “Çin halkının eski dostu” olarak tanımlaması, bu ilişkilerin artık diplomatik sınırların ötesine geçtiği yönündeki eleştirileri güçlendirdi. İnsan hakları örgütleri, Bachelet’in bu tutumunu “insan hakları adına utanç verici bir geri adım” olarak nitelendiriyor.
Bugün Uygur halkı, kültürel varlığının yok edilmesine karşı dünyadan ses beklerken, Bachelet gibi figürlerin sessizliği sadece Çin’i değil, uluslararası sistemin kendisini de güçsüzleştiriyor. Bachelet’in Çin ziyareti, bir fotoğraf karesinden ibaret gibi görünse de, gerçekte insan hakları ideallerinin nasıl diplomasi masasında törpülendiğinin sembolü olarak tarihe geçecek.

